31 Ağustos 2006





Tanrı'yı bulutlar üzerinde oturup aşağıyı seyreden ve canı isteyince duanızı kabul edip tarlanıza yağmur yağdıran ak sakallı bir ihtiyar olarak algılayan zavallılar sözüm sizleredir..


Türkler İstanbul'u alırken neredeydi Tanrı? Peki, buna ses çıkarmayan Tanrı bu kez Viyana'da niçin bize yüz vermemişti acaba?

Tanrı'yı arabanızın freni patladığı zaman hatırlıyorsanız, çok büyük bir ihtimalle o freni onarmayacaktır.

Bendenizin Tanrisi, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri'nin * Tanrisidir efendim

Bizim felsefemize göre, Tanrı belli hiçbir 'yerde' değildir, heryerde ve herşeydedir. Tanrı BİR ve TEK'tir, heryer ve herşey de bir ve tektir. Bir kum tanesi benim hem parçam, hem de kardeşimdir.

Fizik yasaları Tanrı'nın emirleridir. Matematik, Tanrı'nın yazdığı şiirdir.

'Sureti', sen baktığın zaman ete kemiğe bürünür, pardon, yani proton ve elektron kılığına girer. Görüntüyü sen yaratırsın, bu bir yanılgıdır, asıl Yaratan hep o perdenin arkasındadır. Onu göremezsin, bir yerde ararsan bulamazsın, çünkü aynı zamanda senin içindedir. Hem içinde, hem dışında.

Tanrı, ateşler ve dumanlar çıkararak dağların tepelerine inmez, 'komşunun karısına sulanmak yasaktır' gibi basit emirler yağdırmaz,Meryem Ana' yı hamile bırakmaz, elinde gönye ve pergel taşımaz, savaşlara, maçlara, tartışmalı pozisyonlara ve hakem hatalarına da karışmaz...Engin Ardic

* Muhyiddin-i Arabi, Mevlana' nin hocasi olur

benden ufak bir ekleme;Yıllar önce o zaman 15 yaşında olan yegenime Tanrı kadınmı erkek mi diye sormuştum,ağbi o nasıl söz tabiki erkek,Allah kadın olurmu hiç yaa demişti...



30 Ağustos 2006




30 Ağustos Zafer Bayramı
...Atatürk' ü Sevgiyle Anıyoruz...


27 Ağustos 2006






Tek Gecelik Sex üzerine
Farklı Bir Şeyler !


Şehvet denen kudurmuş it, önüne bir parça et atilinca susar... Tolstoy


Tek gecelik sex genel olarak sex bagımlıgıyla elele giden bir cinselligi yasama bicimi. Ülkemizde kadin-erkek cinselligini dejenereye varan bir rahatlık icinde yasayan bir kesim disinda su an gayler ve hetero erkekler arasında vahim bir sekilde gözlemlenebilir...

Ülkemizde kadınlar arasında şimdilik daha düşük, çünkü kadınlar toplumca büyük baskı altında tutuluyorlar, ama kadın erkeğin her açıdan eşit olduğu toplumlarda onlara da sirayet ettiğini görüyoruz.


Süpermarket cinselligi, kullan at, yenisini al... Kullan at her ürünün dogayı kirletmesi gibi, tek gecelik iliskiler ruhunuzu kirletiyor, bunu görebiliyor musunuz?

Tek gecelik iliskilerin cinselligin kalitesini düsürdügünü okumustum yıllar önce bir yerlerde. Bu ne mi demek? Çok alkol alan birinin kafayı bulabilmesi icin gittikce daha cok alkole ihtiyac duymasi, ya da cok aci seven birisinin gittikce daha zehir gibi biberleri yiyebilmesi gibi cinselligin ruhunuzu ele gecirmesi ve sexte inanılmaz bir doyumsuzluk ve tüketim icgüdüsü.

Sonuc depresyon ve ileriki yıllarda sizi bekleyen defalarca artmış yaşlılık bunalımı...

Bir sevgili arayan her cinsten bütün arkadaslarimi bekleyen en büyük tehlike bütün iyi niyetleriyle denemelerine ragmen tek gecelik iliskilere alismis sex bagimlisi olmus insanlardır, bunlar bir iliskiyi asla yürütemezler çoğu degil yıl birkac ay sonra icindeki azgın duygulara yenik düser...

Kimseye rahibe hayatı önerdiğim yok, tabiki insan sevgili ararken degisik insanlarla tanisiyor flört ediyor, seksi tek amaç olarak gören bir doyumsuz olmadıktan sonra sorun yok.




24 Ağustos 2006







Bulsara'nın Sorusu


http://frederickbulsara.blogspot.com/2006/03/sanat-m-ecinseldir-ecinseller-mi.html


Soru Busara'nin foruma yazdıklarından ve verdigi linkten anladigim kadariyla; "Sanat mı eşcinseldir,eşcinseller mi sanata daha yakındır?....Gayler gercekten entellektüel ve sanata düşkünler midir ,ben hiç öyle olmayanlarda gördüm.......???

cevabım altta...gaykedi








Bulsara Yanıt


gayler entellektüel ve sanata düskünmüdür,yada doğuştan yaratici insanlarmidir,modada,edebiyatta,siirde v.s...bu tartisma yillardan beri yapilir...bu konuda iki görüs var bunlardan birtanesi,escinsellerin sanata,güzel sanatlarin her dalina karsi dogal bir yetenekleri oldugu,bunu hem kadin hemde erkek gibi düsünebildikleri,hissedebildikleri icin basardiklari görüsü....

Bir diger görüse görede gayler kendilerini en rahat ifade edebilecekleri,cinsel tercihlerini daha kolay kabul ettirebilecekleri hosgörülü sanat ortamlarina yöneldikleri ve bir yigilma olustugu yönünde...toplumun diger kesimlerine göre daha kültürlü,daha demokratik ortamlarda escinselliklerini saklamadiklari ve böylece bu alanlarda sayıca daha cokmus gibi gözüktükleri....

aslında düsününce her iki görüste oldukca mantıklı ve tutarlı gözüküyor...ama escinselligin sebeplerini bilimin hem genetik hem birazda raslantisal çevresel ortamlara ve durumlara baglamasi gibi (yatılı okullar,ilk cinsel deneyimler,yetistirilme tarzi v.s tetikleyici olabiliyor )...bunda da bence her iki görüsünde dogruluk payı var gibi ...bu bana birazda sunu hatirlatti müslümanlara yada türklere göre avrupada gayler cok fazla var,aslinda bu dogru degil escinsellik oranı hemen hemen bütün toplumlarda ayni oranda,sadece orda kimse saklamadıgı icin fazla gözüküyor ilk bakısta.....

bu fikirden gidersek taksi şöförü escinsellerle ressam escinsellerin oranı yaklasık aynıdır diyebiliriz...sadece bir taraf bunu daha rahat yasiyor,ifade ediyor ve saklamıyor,diger kesim belki ailesinin baskisiyla erken yasta evlendirilmis,coluk cocuga karısmıs bunu ya gizli gizli yasıyor ya da buna bile cesareti yok tamamen hayallerinde yasatiyor....

Bu konu tartismaya deger ama tam kesin cevabını bulmak biraz zor gibi..Bulsara, umarım soruna biraz cevap verebilmisimdir...Gaykedi



23 Ağustos 2006






Benim Oğlum Gay Olucak (I)*


?Cinsiyetini öğrenmek istiyor musunuz?? diye soruyor asistan. Gözlerimizi ekrandan ayıramadan şaşkın şaşkın kafa sallıyoruz: ?Hııııııı.... Tabii...? Elindeki aletle biraz daha dolanıyor vazelinli karnımın üstünde. Orayı burayı iteliyor. Fetus elektrik çarpmış tay gibi yaylanıyor bir an. Sonra gösteriveriyor bize cinsel organını.?Galiba erkek... Bir dakika... Evet, erkek.? Şurası penis, burası bilmem ne açıklamaları bulanıyor kulaklarımda.


Kafamda tek yankılanan: Erkekmiş... Erkek...Ben kız olsun demiştim, kocam oğlan. Çok derin sebeplerimiz yok: kız olsun, benim gibi olsun. Anlaması kolay, başından geçecekleri bilirim. Annemle birbirimize düşkünüzdür, o da katılır aramıza. Oğlan bir gün bir kızın kolunda evi bırakır gider... Hem gençlik çağında oğlandan ben ne anlarım? Ya sokakta birileri takarsa? İtiş-kakış, kavga-dövüş?

Benim verecek aklım mı var öyle konularda?Kocam oğlan olsun diyordu. Ailelerimiz kadın kaynıyor. Şuracıkta bir babam var, bir kayınpeder, bir de kedimiz. O da iğdiş! Kız kedimizden dayak yiyip duruyor her gün. Kadınlar Cumhuriyeti burası, karakterleri baskın, inatçı, hatta saldırgan kadınlar, Amazonlar! Her yan estrojen kaynıyor. Bir oğlum olsun, benim tarafımda olsun...O akşam alıştık oğlumuz olacağı fikrine.....devamı aşağıda







Benim Oğlum Gay Olucak (II)*



Güle oynaya hayaller kurmaya başladık oğlumuzla ilgili. Şimdi dünyalara değişmeyiz pipisini. Minik bir Harry Potter?ımız olacak! Minik bilgin, minik maceracı, minik müzisyen, minik sanatçı, minik feylesof. Minik adam. Vücudu karnımda, kimliği daha şimdiden evimizin baş köşesinde Minik Prensimiz...Sonra başladık endişelenmeye:


?Sağcı, tutucu, ırkçı filan olursa n?aparız?? ?Ah! Ölürüm. Önce ölür, sonra O?nu öldürmek için hortlar yapışırım yakasına! Ya borsacı filan olur, paradan başka birşey düşünmezse!??Offfff.... Ya sırf bize ters düşmek için gidip bir de dinci olursa???Yaaa, biz boşuna endişeleniyoruz. Bizim aileden öyle şeyler çıkar mı???Doğru, doğru. Biz öyle değiliz ki oğlumuz öyle olsun!

Benim oğlum açık fikirli olacak.??Evet, benim oğlum humanist olacak, acı çekenlerle içi acıyacak. Hayvanlara, bitkilere düşkün olacak.??Benim oğlum ahlaklı olacak, toleranslı ama sarsılmaz karakterli olacak.??Benim oğlum.... belki de gay olacak! Evet, evet gay bir oğlum olacak!??Tam üstüne bastın! Benim oğlum gay olacak, sanatçı olacak, duyarlı olacak, güzel insan, gay insan olacak!Ohhhh.... Rahatladım birden bire. Gelinle filan uğraşamam ben, benim çok yakışıklı bir damadım olacak!


*
Bu otobiyografik yazı Elele Dergisi yazarı Elif Savaş Felsen tarafından yazılmıştır...www.gaygaye.com.....yazı biraz kısaltılmıştır...Gaykedi



21 Ağustos 2006






Aşk ve Felsefe.....(I)


Binlerce yıl boyunca hayatın, evrenin, insanın sırlarını arayan filozoflar küçümsemeyle "aşk" konusuyla hemen hemen hiç ilgilenmediler, insanın en temel duygularından birinin varlığını "önemsiz insanlara ait" bir mesele gibi gördüler.


Sadece mantıktan oluşmuş "duygusuz" bir dünyanın sırlarını çözmenin peşine düştüler.Evrenin bazı sırlarını sezseler de "insan" onlar için bir sır olarak kaldı.Aşk konusunu felsefenin sınırları içine çeken ilk filozof Arthur Schopenhauer oldu.Huysuz ve karamsar bir adam aşkın sırlarını aradı.Felsefeyle ilgilenmeye başladığında kendisinden önceki filozofların aşka hiç önem vermemiş olduklarını şaşırarak fark etti..

Aşk ortaya çıktığında "mantığı" yok ediyor, mantıklı düşünme düzenini parçalıyor, aklın kavrayamayacağı tuhaf bir kaos yaratıyordu.Felsefenin "mantık tutkusu", bu mantıksızlığın kapısından geçemiyor ve bu anlaşılması zor karmaşayı yok saymayı yeğliyordu."Aşk en ciddi işleri sekteye ugratiyor, hatta en büyük zihinleri bile kariştiriyor. Devlet adamlarinin müzakerelerine, bilim adamlarinin araştirmalarina burnunu sokuyor,en sofu din adamlarını baştan cıkartıyor,bir yolunu bulup bakanliga ait evraklarin arasina, filozoflarin müsveddelerine, küçük aşk mektuplari, saç lüleleri olarak ilişiyordu."Ve Schopenhauer, "mantigin" aşk karşisindaki yenilgisine "mantikli" bir neden buldu......devamı aşağıda








Aşk ve Felsefe.....(II)



Yaşama iradesi ! insanin dogasindaki hayatta kalma ve üreme güdüsüydü.Aşk da bu "üreme güdüsünden" kaynaklaniyordu."Bütün aşk maceralarinin nihai amaci bir sonraki kuşagin oluşturulmasindan, insan irkinin gelecekteki varliginin saglanmasindan başka bir şey degildir" diye yaziyordu.Bu "üreme" istegi bilinçaltimizda sakliydi ve aklimiz buna müdahale edemiyordu.Tam aksine, bilinçaltina saklanan bu güdünün kölesi haline geliyordu.Insanligin devam etmesini saglayan "güdü" elbette tek bir insanin "mantigindan" daha güçlüydü.Peki, bilinçaltinda gizli olan bu güdü, aşik olacagimiz insani nasil belirliyordu?Niye ona degil de öbürüne aşik oluyorduk?

Neden birine karşi ifadesiz gözlerle bakarken digeri için hayatimizi altüst etmeye razi oluyorduk?Bunun da "mantikli" bir nedeni vardi Schopenhauer’a göre."Herkes kendi zayıflıklarını, kusurlarını, türün özellikleriyle farklılık gösteren yanlarını başka bir birey aracılığıyla düzeltmeye, yani dünyaya gelecek çocuğun aynı kusurları taşımasını önlemeye çalışıyordu."Hepimiz, kendi fiziksel ve ruhsal kusurlarımızı dengeleyip düzeltecek birini arıyorduk farkına varmadan, böylece çocuğumuz bizim kusurlarımıza sahip olmayacaktı.

Korkaksak cesur birine aşık oluyorduk.Kısaysak uzun boylu biri bizi çekiyordu.Dağınıksak disiplinli birini seviyorduk.Aşk, insanoğlunun kusurlarını gidermeye yönelik bir araçtı.Ama doğanın bize oynadığı bir oyun da vardı filozofa göre, en "sağlıklı" çocuğu yapmamıza yarayacak olan "eş" her zaman bizim "mutluluğumuzu" sağlayacak eş olmuyordu.Onunla sağlıklı bir çocuk yapıyorduk ama genellikle ruhumuz öksüz kalıyordu.O yüzden evlilikler çoğunlukla mutsuz birlikteliklere dönüyordu bir zaman sonra."Gelecek kuşak şimdiki kuşak pahasına yaratılır" diyordu.....devamı aşağıda








Aşk ve Felsefe....(III)


Çünkü, "evlilikte asıl istenen şey, zekice sohbetlerle vakit geçirmek değil, çocuk dünyaya getirmektir."Aşkı, üremenin aracı olarak gören bu yaklaşım, insanların en çok yaralandığı "reddedilme" konusuna da bir açıklama getiriyordu.Bazen hoşlandığımız biri bizim isteğimizi geri çeviriyor, bizi sevmiyor, bizden uzaklaşıyordu.Böyle durumlarda egomuz hırpalanıyordu, kendimizi eksik hissetmemize yol açıyordu.Halbuki bunun da basit bir nedeni vardı.O "bizim için" en sağlıklı çocuğu yapacağımız eşti ama biz "onun için en sağlıklı çocuğu yapacak eş" değildik, onun bilinçaltı bunu sezdiği için bizi reddediyordu.

Sevilmeyecek biri olduğumuzdan değildi bu.Sadece "o insan" için sağlıklı bir çocuk yapmaya uygun bir eş olmadığımızdandı.Aslında Schopenhauer’ın bu teorisi "kendi içinde" mantıklı bir yapıya sahipti.Belki de bu yüzden de çok taraftar buldu.Bugün bile hálá aşk ilişkilerini "üreme güdüsüyle" açıklamaya yatkın epeyce insan bulunur.ma bu "mantıklı" yaklaşımı yazarken Schopenhauer’ın aklına gelmeyen başka bir konu vardı.Eşcinseller.
Eğer aşkın tek nedeni "üreme güdüsüyse" nasıl oluyor da asla üreyemeyecek olan aynı cinsten insanlar birbirlerine aşık oluyorlardı?
Andre Gide, cinselliğin ve aşkın tek amacının üreme olmadığını anlatabilmek için "Corridon" adlı bir kitap yazmıştı.Bir ömürde yaklaşık beş bin defa sevişebilen insanların bunun tümünü "üremek" için yapamayacağını söylüyordu.Başka bir "güdü" daha çıkıyordu ortaya.Haz.Hiçbir sisteme girmeyen, hiçbir mantıkla uyum sağlamayan o müthiş duygu.

İnsanı her kim yaratmışsa, yarattığı canlının "saf mantıkla" anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasını arzulamış.İnsanın yapısına mantığı yerleştirirken onun yanına da mantığı allak bullak eden duyguları eklemiş.

Biz, doğanın en büyük karmaşasıyız.



Alıntı
Ahmet Altan 'dan sadece biraz kısalttım.....Gaykedi


20 Ağustos 2006






Can Dündar Ali Kırca'nın internette dağıtılan mahrem filmi ile ilgili ne kadar insancıl bir yazı yazmış.......


Nikâh günümdü. Üzerimdeki siyah smokinin bol gelen beli, arkadan çengelli iğneyle tutturulmuştu. Emanet smokinin gerçek sahibi nikâh şahidimdi: Ali Kırca... TRT'de Haber Dairesi Başkanı'ydı.Bense yanında yeni başlamıştım televizyonculuğa...Hem gazeteciliğine, hem meslektaşı Seray Abla'yla evliliklerine özenirdim.Nikâh saati gelin, damat, davetliler, nikâh memuru ve diğer şahit Raşit Kaya hocamız oradaydı, sadece o eksikti.Dakikalar geçiyor, herkes sıkıntıyla saatine bakıyordu.Az sonra Ali Abi kan ter içinde girdi içeri...
Gecikme nedenini sonradan öğrendik.Yolda benzini bitmiş, depoyu doldurmaya cebindeki para yetmemiş, zorlu dakikalar geçirmişti.

80'lerin sonunda böyle bir görünüm arz eden hayat, onu ekranların en önüne sürükledi.
Orada hak ettiği şekilde ve bileğinin hakkıyla zirveye yerleşti.Gün geldi; TRT'de kıt kanaat geçinen ekip dağıldı.Kimimiz işsizliği, kimimiz şöhreti tattık.Aç kalanlarımız da oldu, paraya doyanlarımız da...Bazılarımız bir hayranlar ordusunca kuşatılmıştık; o ordu, alkışlarla bizi en öne itiyordu.Şöhret avcıları, içinde konuştuğumuz renkli camın ışığına koşuyordu ve kalabalıklaştıkça önümüzü görmemizi engelliyordu.Samimiyeti sahtelikten, masumiyeti art niyetten ayırmakta zorlanıyorduk.Çevreden çürük kokusu geliyordu; pahalı parfümlerle giderilmeye çalışılan kesif, kötü bir çürük kokusu...Kokuyu erken alanlar, uzak durdular.
Seray Kırca onlardan biriydi.Kendini korumayı bildi.Bilemeyenler, yenildi.

İnternete dağıtılan bir mahrem film, Ali Kırca'yı bu kez özel hayatıyla gündeme taşıdı.Konuyu yazarak, profesyonelce kurulan bu tuzağa, işlenen suça ortak olmamak için bekledim; sanırım pek çok meslektaşım da aynı gerekçeyle yazmadı.Bu sessizliğe "meslek (hatta erkek) dayanışması" adını koyanlar, çifte standart uygulandığından yakınanlar oldu.Bu olayda, cep telefonunun suç aleti, internetin şantaj mecrası olarak kullanılmasından tutun da, kişisel garezin yatak odası sergilemeye vardırılmasına, 3 dakikalık bir filmin 30 yıllık bir kariyeri sallamasına kadar üzerinde konuşulacak pek çok konu var.Lakin, beni hepsinden çok, 80'lerin sonunda tanıdığım ve 20 yıl sonra hâlâ dost kaldığım bir ailenin geleceği ilgilendiriyor.

Fırsattan istifade Kırca'ya yüklenenlere en iyi cevap Ömer Özgüner'in çağrısında var:"İlk taşı, en masum olanınız atsın!"Ali Kırca özel hayatına gereken özeni göstermemekle hata etmiş olabilir, ama bu zaaf yüzünden onun Türkiye yayıncılığına attığı imzayı bir kalemde silip atabilir miyiz? Siyaseti oturma odalarına taşıyan adamı, henüz hiç konuşmadığı bir konuda yargısız infaz edebilir miyiz?Peki ya yatak odası görüntülerini pazarlayanlar?O görüntülere ulaşmak için can atanlar?İzleyip yayarken şehevi bir iştah duyanlar...?Onların hali daha da utanç verici değil mi?

Birçok benzer vakada aynı tavrı aldığım için rahatlıkla yazabilirim:İnsanların hayatını, yapıtından ayırmalıyız. Başarılı yayıncılığın duayeni Ali Kırca'yı onca yıl bize kazandırdıklarının hatırına yeniden ekranlara çağırmalıyız.Daha da önemlisi, Kırca ailesini bu zor günlerinde didiklemek yerine rahat bırakmalıyız.Eminim onlar, tek smokini paylaştığımız, benzine para yetmeyen zorlu mazideki dayanışmalarını, kesif çürük kokusu altında da tekrarlayacaklardır......CAN DÜNDAR-Milliyet

Bende bu konuda Başkan Clinton'un başına gelenleri ve amerikan toplumunun başkanına sahip cıkmasını örnek gösterebilirim,görevinden istifa etmek etmek zorunda kalmadığı gibi sadece başta inkar ettigi icin zannediyorum para cezası almıştı....Gaykedi



19 Ağustos 2006





Türkiye


Oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşü-
nüyorum Türkiye, inan doğru bir kere yanılmasam
ve ruhumun yavşak zıpırlığı, hiç değilse ayık
dolaşmayacak kadar dürüstüm,

Türkiye, Tarkan öleli çok oldu, artık onu unut; bunadı kurt.
playboy'a annemin çıplak resimlerini
satarak Beyaz Saray'a sırnaşmayı düşlüyorum
spermi biraz fazla kaçırdığımda,

Bes parasız paraladığım sokaklarında embesillerini
ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını
görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken
televizyon karşısında ekrana ekmek teknemi açmak
ya da esrar içmek, geğirmek en büyük mutluluk bana verdiğin

Otuz bir çekmediğim günlerde düşler kuruyorum senin
hakkında, hür hülyalarımda sana zerre kadar
yer vermiyorum ama, maalesef ayakta kalıyorsun

Sosyal demokrat idiotlarini, orospu tavukların
uğrak yeri sanat galerilerini, festival sarkaçlarını,
ölüsevici kültürünün uyanık tezgahtarlarını
ve tezgahın altında neler döndüğünü
farkedecek kadar sosyalistim

Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu
sayılmam köle pazarı piyasasında, kıçına cop
girdiği için şair olanlardan da değilim; eli
kulağındadır tımarhanelerinden birinde tescilli
manyak olmamın ve koynuna girmediğinden dorukta sıçanların,
o yüzden ipneliğim de test edilip onaylanmadı,

Uyuşukluklarıyla iktidara peşkeş çekip
çaktırmadan, sonnet'leriyle, balad'larıyla
köçekleşen, raconları kıyak geçme üzerine kurulu
mason-ulema tayfanı da tanırım, sen de bilirsin ki
havlayan it ısırmaz Türkiye, bak, bizbizeyiz,
çekinme, şu azınlıkların ne zaman kesip
kızartacağız, cok acıktım Türkiye,

Nazım'ı severim, buna kızabilirsin, ama bazı
-ne demekse- naif şairlerin, devlet sanatçısı
olmasına ve adının iktidar şakşakçısı
starlarla bir anılmasına dair çabalarına izin
verdiğinden, sana korkunç müteşekkirim, intiharımı
hızlandırıyorsun böylelikle, böylelikle artıyor kirim ve
seninle kirimiz, ne gam? iyi akşamlar. Persil Supra.

Mustafa Suphi, artık hamsi mi türkiye, dikkat et,
balıklar örgütlemesin,

Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akın
edip Avrupa'ya, toplayıp getirmesem de cillop
gibi veletleri, n'apalım, burdaki lumpen
teen-ager'larla idare ediyorum,

Türkiye, ayıptır sorması ne zaman akıllanacağız;
Türkiye, Kıbrıs'ın yakasını ne zaman bırakacağız
ve ne zaman yaraşır olacağız devrim şehitlerimize,

Türkiye, hiç terbiye edinemedim, yeteneğim bu kadar;
çük kadarken okudum Sabahattin Ali'yi,
Kafka'yı, Dostoyevski'yi, London'ı, Kapital'e başlayışım
babamla aramızda çıkan küçük bir harçlık sorununa dayanır,

IQ'larımızın düşük olduğunu sanmıyorum, peki
bir eşşek şakası mı bu; köy enstitüleri,
halk eğitimler, halkevleri ne ayak; Behice Boran,
iyi ki unutuldu; iyi oldu, eline sağlık türkiye,

Hasbelkader bir önerim var: CIA, Eurovision'u
kazanmamızı, AET'na girmemizi sağlayamaz mı acaba, şüphesiz,
eh benimki de salaklık, haklısın Türkiye,

Bizi milletçe sevmeyenlere ayar oluyorum; ağızlarını
burunlarını kırarak onlara medeniyet öğretmek istiyorum
Türkiye,

Ben, sex-shop'ların, komünist partinin, müslüman
demokrat partinin, rock partinin, çeşit çeşit
gay barların açılmasını, askerliğin kaldırılmasını
istiyorum Türkiye; bu topraklarda Nobel, Oscar, LSD,
Özgürlük ve sik anıtlarını görmek istiyorum: kişi başına
düşen milli gelirden bana ait payı iade ediyorum bütün
bu harcamalar adına sana; hapishaneler, hayvanat
bahçeleri, kamplar, tımarhaneler boşaltılsın derhal;
ben bütün kentlerinde barışla, erdemle, insanlık haklarımla
keyiften gebere gebere, ıslık calarak dolaşan bir seyyah olmak
istiyorum; Mandela kötü adam, döv onu Türkiye,

'Uzak Asya'dan gelip Akdeniz'e bir kısrak başı gibi
uzanan bu memleket..sizin! afiyet olsun efendiler'
demekten bıktım, bıktık,
anlıyor musun, orda mısın Türkiye,

Ama yine de memnun olmuyorsan bu tavırdan ve kızıyorsan
ve sinirleniyorsan, olsun, biz yine geliriz; yine yazar,
söyleriz; ölürüz; biz yine gideriz; sen, rahatını bozma
o zaman, güzel bir çocuk gibi bu şık dünya yatağında,
böyle masum böyle mazlum uyu Türkiye......

Küçük İskender


18 Ağustos 2006




yazıma XSI tarafından yapılan yorum...
cavabım hemen altındakı başlıkta..
gaykedi



Valla gey arkadaslar,İsiniz bu ülkede zor, geleneklerimiz buna izin vermez.Fitrata aykiri bir sey hem bu geylik. Bir geyin dogadaki islevi nedir? Gey ayri bir cins degildir, insanin erkek cinsinin oldugundan farkli davranmasidir.Erkek insan normalde disiye egilim göstermektedir. Bu bazi erkeklerde psikolojik anomali sonucunda sapmalara yol acmakta ve erkek olmasi gerekenin disina cikip hemcinsine karsi cinsel istek duymaya basliyor.Birde ben bu gey milletini anlamiyorum bir türlü, mesela geylerin tüm entelektüalitesi geylik üzerine. Yok özgürlüktü yok suydu buydu.Madem geylik normal birsey olarak kabul ediliyor sizin gözünüzde, o halde sessiz sedasiz gey gey yasayin.Neden örgütlenip durduk yere dikkat cekerek kendi caninizi yakiyorsunuz?Toplum sizi bilse ne olur bilmese ne olur? Zaten dilediginiz gibi birbirinizi bulup isinizi görmüyor musunuz?

Demek istedigim geylerin hayati geylik konusundan öte bir sey icermiyor.İnsanin bazi konulara bakisi erkekce veya kadinca olur.Ama dünya hep bu konulardan ibaret degil ki?Örnegin İsrail'i geyce protesto etmenin ne anlami olabilir? Gey mahkemede kendisini geyce mi savunmalidir? Yoksa insanca mi?Geyseniz geyliginizi entelektüaliteinizin önüne gecirmemelisiniz. Her konuya geyce yaklasmadan insanca yaklasmalisiniz..Bu cümleme ek olarak; kounlara bakisiniz ilgi alaniniz neden hep geyce olmakta?Mesela bu blog'ta hangi sayfayi acsak konu beylik geylikten ibaret. Her sayfada geyligi sembolize eden resimler, tablolar.Hadi geyligi ve lezbiyenligi gectik.Ama özellikle saklaban kiligindaki travesti ve transeksüeller halkimizin midesini bulandirmaya yetiyor da artiyor.Onlarin her sokakta dolastigini düsünsenize? Gören cocuklarin psikolojisi olumsuz etkilenecek.

Bu arada hazir bir gey arkadas bulmusken sormak geregi duydum.Sirkecide cok önceleri bir is mevzusu dolayisiyla tanistigim bir gey bana Mehmet Ali Erbil'in, Halit Kivanc'in, Ali Poyrazoglu'nun, İbrahim Tatlises'in gey oldugunu, hatta toplu partilere katildigini söylemisti.inanamamistim, sizce dogruluk payi var mi bu iddianin?








Gaykedi
' den Xsi'e cevap !


Geleneklerimiz buna izin vermez demekle, örneğin osmanlı tarihini ve divan edebiyatını iyi bilmediğini anlıyorum. Bugün bile pek çok kişisin kullandığı hamam oğlanı sözünün kökenini hiç merak ettin mi? Kadın ve erkeğin birbirine izole edildiği islam toplumlarında eşcinselliğin daha yaygın olduğunuda mı duymadın hiç? Gelelim sorguladığın, doğadaki yerimize; Eşcinsellik çoğu canlıda görülen bir doğal çeşitliliktir, bir cinsel tercih değildir, çünkü cinsellik tercih edilemez içine doğulur.. Kimse eşcinselliği tercih edeyim demez..

Ben yedi sekiz yaşındayken daha ilk okul döneminde farklılığımın farkına vardım.. Bunu tamamen doğanın bir çeşitlemesi ya da Tanrı vergisi olarak düşün... kedilere, kuşlara, balıklara, seks yapmayı kim öğretiyorsa... Banada ister Tanrı ister Doğa de bu içgüdüleri o verdi... İnsanoğlu çok gelişmiş karmaşık bir varlıktır.. Bana doğada ki işlevimizi soruyorsun, evet üreyemiyoruz belki ama, teknoloji ile o da olacak...bence olup olmaması da önemli değil... Çünkü insanoğlunda ve yunus balığında cinsellik sadece üremek için yapılmaz. (Bu arada yunus kutsal bir hayvandır.. Yunus Peygamberi hatırlatırım.. ve yunuslarda da eşcinsel ilişkiler vardır.) Sen hayatın boyunca sadece çocuk yapmak için mi cinsel ilişkiye gireceksin?

Örgütlenme konusuna gelince; insan hakları evrensel beyannamesine göre: bütün insanlar, din, dil, ırk ve cinsiyet bakımından eşittir..Budist lezbiyen bir zenci de olsa kanunlar karşısında eşitsin... Bazı islam ülkelerinin bu beyannameyi kabul etmediğini hatırlatırım... Çünkü onlara göre erkekle-kadın, heteroseksüelle-eşcinsel, müslümanla-gavur eşit olamaz...Atatürk'ün türk kadınına mücadele etmeden verdiği hakları, dünyada kadınlar haklarını mücadele ederek aldılar... İngiltere de bu konuda yaşananları okumanı isterim...Türkiye de kadınların ve eşcinsellerin laik ve modern devlet yapısıyla kağıt üzerinde ya da kanunlarda bir çok hakkı varsa da, bunların uygulanması konusunda alacağımız çok yol vereceğimiz daha çok mücadele var...

Eşcinselliğin psikolojik anormallik olduğuna gelince Dünya Sağlık Örgütü nün (WHO) 1970 li yıllardan itibaren eşcinselliği hastalık kategorisinden çıkardığını hatırlatırım... Travestiler ve çocuklar konusunda da; her mahallede bir travesti olması zor gözüküyor.. Çünkü Kinsey Raporuna göre travesti olma oranı 30 Bin kişi de yalnızca 1 (bir) bu da değil mahalle, normal bir kasaba da 1-2 kişi demek... O kasabada yaşayan çocuk travesti sayısından çok daha fazla olan hırsız, psikopat, katil, tecavüzcülere özenmeyip travestiliğe özenecekse bırakın özensin...

Mehemet Ali Erbil, Halit Kıvanç, İbrahim Tatlıses, Ali Poyrazoğlu'nun gay olup olamamaları konusundaki merakına gelince; sadece Ali Poyrazoğlu'nun gay olduğunu biliyorum.
Lütfen araştırmaya ve öğrenmeye biraz daha zaman ayıralım....
Sevgiyle kal...Gaykedi



17 Ağustos 2006






Sezen Aksu'nun idam edilen üç kişi için
şarkı yazdığını biliyor muydunuz ?


Lal....

Deniz Gezmiş İçin (Hiç insan öldürmediği halde sadece sol akimlara gözdağı vermek için asılırken kendi sandalyesini tekmeliyecek kadar cesur birisiydi)



Dargın değilim....

Adnan Menderes için (Milli ayıbımız,dünyada başbakan asmış iki ülke oldugunu okumuştum biryerlerde,Pakistan ve Türkiye)



Son bakış....

Erdal Eren için ( Genç nesil kim oldugunu hatırlamıyacaktır,12eylül Kenan Evren döneminde 17 yaşında yaşı büyültelerek idam edilmişti)








Mevlana Celalaettin
Rumi (1207-1273)


13.yüzyıl Anadolu'sunun bağnazlıktan uzak ve hoşgörülü Konya'sında yaşamış, Molla Hünkar'dır...Tesettüre karşı olduğunu Söylemekten,resmini yaptırmaktan cekinmemis bir İslam bilginidir. O'nun İslamlığı, Arap İslamlığına ya da Erbakan İslamlığına benzemez...Mevlana Hünkar, bazı Kişileri şöyle anlatır;


Zevk veren her şey, şu aşağılık kişilere delil olmasın diye
nehyedilmiştir (yasak edilmiştir) yoksa; şarap, müzik, güzel(ler) ve raks; has kişilere helaldir, aşağılık kişilere haram...........


Bu yazıdan ne mi anlıyorum, baleye gidebilirsiniz ama üçüncü sınıf bir pavyonda, pavyon kapanınca teklif edilen parayı beğenirse müşterilerinin evine de giden bir dansözü izlememelisiniz, eşcinsel olabilirsiniz ama bunu şehveti duygularınızı tatmin için her önünüze gelenle yatarak değil aşkla sevgiyle yapıyorsanız günah değildir, içkiyi her akşam yıkılana kadar değilde mesala rakıyı şarabı tarihi, felsefesi, mezesi, kültürüyle, en fazla çakır keyif olana kadar içiyorsanız günah değildir...Bu liste daha da uzatılabilir....


Düzeltme; Kaynağını hatırlamadığım için, nette de Mevlana'nın bu sözü geçmediği için sorun oluyordu, Bildirgeç'ten zerdust50 isimli arkadaşımız sağolsun kaynağı eklemiş bende buraya alıyorum;

“Mevlânâ, nihayet halka haram olan şarabın Kalenderlere helâl olduğunu söyler ve derki :”

“Zevk veren her şey, şu aşağılık kişiler, bir delil elde edip dadanmasınlar diye nehyedilmiştir. Yoksa şarab, çeng, güzel sevmek ve semâ, haslara helâldir, aşağılık kişilere haram.”

(seçme Rubâiler, S, 43 rubâi CLXXII.) ( Bak, Abdulbaki Gölpınarlı’nın Mevlana Celâleddin isimli kitabının sayfa 198 - 199 - 200. İnkılâb Kitabevi 1985 baskısı.)




16 Ağustos 2006





Gaykedi'den
Birkaç haiku özentisi
Şiir denemesi
;


Deli kedi
hiç kovanar mı
kar taneleri
kuyruğunu kovala
daha iyi....



Yunusun gözyaşını

hisseden deniz,
aynı birbirimiz....



Pamuk pamuk

beyaz bulutlar
bugün hızlı geçiyor
gökyüzünden.
belki de çok susamış
bir fidan
haber etmiş kuşlardan.....



Yeşil mavi denizin

ne kadar çok
dibi görünüyor
ama o
hiç utanmıyor....



Anneler niye bu kadar

tatlı olurki
kim şekerler onlari !
ama buldum
galiba...Tanrı....



12 Ağustos 2006





Zaman Gazetesi
ve Gayler !

Kac sene önceydi tam hatirlamiyorum ama 5-10 sene önce olmali, dünyada aids hastaliginin daha cok eşcinsel hastaligi olarak bakildigi, Türkiye de Erbakan ve radikal islamin bütün heybetini korudugu günlerdi, Zaman gazetesinin basyazari ya da genel yayin yönetmeni ismi hatirimda degil, peygamber zamaninda eşcinsellerin yakilarak öldürülmesini mübarek bir olay olarak anlatmis ve konuyu o saadetli günleri tüm insanlik olarak bugun yasayabilseydik keşke, aids hastaligi olmazdi diyerek baglamisti...



Ertesi gün tüm basinda bu olaya, zihniyete bak diyerek dikkat ceken tek kisi sadece Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk olmustu....





11 Ağustos 2006






eskort masalları


Yeni cikan bir kitap, kisa öykülerle dünyanin cesitli ülkelerinde ki genc erkek fahiselerin, yer yer hüzünlü yer yer igrenc dünyasini anlatiyor... Ben gecen ay okudum ve cok begendim... Gay arkadaslarıma tavsiye ederim..

Joseph Itiel, Eskort Masalları'yla okuyucuyu, insan doğasının karmaşık fakat bir o kadar da kışkırtıcı derinliklerine; cinselliğin en doğal, en ilkel halinin yaşandığı dehlizlere götürüyor." Tanıtım Yazısından

Eskort Masalları
Joseph Itiel,Bizit Yayıncılık 150 sayfa IDéEFIXE Fiyatı 7,65 YTL (KDV Dahil)





Alnimda Bir Öpücük Lekesi


...ve tanrı erkeği yarattı

kendine baş kaldirabilecek birileri olsun diye

...ve tanrı kadını yarattı

kendine karşi gelene
birilerinin karşi gelmesi için

..ve tanrı escinselleri yarattı

kadin ve erkegin basini döndürmesi icin

...ve tanrı şaşkın

...yarattığı türün alnından öptü...

Canim sevgilimin yazdığı bir siir



09 Ağustos 2006





ben az konuşan cok yorulan biriyim
şarabı helvayla icmeyi severim
hic namaz kılmadım simdiye kadar
annemi ve allahi da cok severim
biz bütün aile zaten biraz
allahi da kedileride cok severiz

hayat trajikomik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhosluklar biraz
freudun alkolsüz sayiklamalarıdır

siz inanmayin bir gün degisir elbet
günese ve penise tapan rüzgarin yönü
cünki ben okumustum muydu neydi
bir yerlerde tanrilara kadin satildigini
ah canim aristophones
barışı ve eşek arilarini hic unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi tutuyorum icimde
ölümü tanriya sakliyorum

ve bir gün hic anlamiyacaksiniz
günese ve erkeklige büyüyen vücudum
düsüvericek ellerinizden ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)

Arkadas Z.Özger








atma arap din kardesiyiz


Herif durduğu yerde sivil hedefe saldıracak... Sabah kalkıp işine gelmekten başka bir suçu olmayan sekreter kızcağızları öldürecek... Koca bulmak için çırpınan zavallı , Charlotte güme gidecek... Herif Tel Aviv belediye otobüsüne bomba koyacak, pazara giden Rebeka kucağında emzikli Mişon’la can verecek... Herif, “İsrail devleti yokolacaktır” diye çığlıklar atacak... Herif utanmadan ve sıkılmadan “Yahudi soykırımı olmamıştır, yalandır” diyecek... Ve karşi tarafin da eli armut toplayacak!
Sivil hedeflere saldiracaksin ama kendin de askeri hedef göstermeyeceksin, sekiz çocuklu ailenin alt katina roketatarlari dizeceksin, sonra da bombayi yiyince “İsrail sivilleri hedef alıyor” diye ağlayacaksın... Atma Arap, din kardeşiyiz...
2002 yılının nisan ayında, Suudi televizyonunda Şeyh Saad El-Buraik demişti ki, “Filistinli Müslüman kardeşlerim, Yahudiler’e acımayın, kanları, paraları ve karıları size helaldir”...Bütün Arap ülkeleri ve İran, İsrail devletinin varlığını ve yaşama hakkını tartışma konusu yapmaktan vazgeçmedikleri ve iyi niyetlerini de kanıtlamadıkları sürece bu savaş bitmez. İslam köktendincileri cihattan vazgeçip uslanmadıkları sürece de bu savaş bitmez. Yahudi köktendincileri Arap çocuklarına insan gözüyle bakmadıkları sürece de bitmez. (buraya kadar yazanlar Engin Ardic'in iki yazisindan alintidir)
benim ekleyeceklerim,hic birsey göründügü gibi degildir,yakindan incelenirse renklerin siyah beyaz olmadigi grinin tonlari görülebilir,bu bana Sezen Aksun' bir sarkisini hatirlatiyor, ''masum degiliz hicbirimiz'' yarin öbiür gün bizde buna benzer sebeplerle kuzey iraka girebiliriz,lütfen olaylara objektif bakmaya ve akilci olmaya calisalim.......








asagidaki fikra bazi gay arkadaslarim icin rahatsiz edici gelebilir, bu fikrayi neden yayinladigim konusunda bir kac sey söylemek istiyorum;


1-kendimizle dalga gecmesini ögrenmeliyiz, bu isi baskalarina birakmamaliyiz

2-anal sexten tek hoslanan gayler degil heterosexuel erkeklerinde anal sexe bayildiklarini biliyoruz, üstelik bakireligin ve kadin bedeninin evlenmeden tabu oldugu bizim gibi ülkelerde anal sexin cok yaygin oldugunu ve bir zorunluluk haline geldigini görüyoruz...

3-her hetorosexuel anal sexten hoslanmadigi gibi anal sex sevmeyen gaylerde vardir

3-kendi bedenimi baskalarina zarar vermeden istedigim gibi kullanma hakkina sahibim, ister kulagimi deldiririm, ister göbegimi, ister baska yerimi...









İki Gay
Evlenirler !


Her sey çok iyi gitmekte oldukca iyi gecinmektedirler, ancak tek bir dertleri vardir o da cocuk sahibi, olamamak. Birgün akillarina bir fikir gelir kiralık bir anne bulacaklar, iclerinden biri hamile birakicaktir. Herneyse bu isi becerirler ve bebeklerinin dogumunu beklemeye başlarlar, dogum günü gelmistir ve her ikisi de heyecanla hastane koridorunda beklemektedir, sonunda hemsire gelir ve;

''Müjde nur topu gibi bir oglunuz oldu'
' diyerek mutlu haberi verir, cok heyecanlanan gay'ler bir an önce bebeklerini görmek isterler ve yeni dogan bebeklerin oldugu bölüme hemsire ile birlikte giderler.

Fakat bütün bebekler feryat figan aglamakta, ancak bir bebek mutluluktan ucarcasina gülücükler atmaktadir, heyecanla hemsireye bebeklerinin hangisi oldugunu sorduklarinda, hemsire;

''Gülen bebek sizinki'' der, sasiran gay'ler;''Nasil olur? bütün bebekler aglarken bizim bebegimiz gülüyor'' deyince, hemşire;

''Kiçindaki dereceyi cekeyim siz o zaman görün aglamak nasil oluyor''



08 Ağustos 2006






Bursadaki gay yürüyüsüne gösterilen cirkin tepki hakkinda birkac sey söylemek istiyorum..


avrupa birliginde müzakereler konusunda en büyük samata ve sorunlar escinsel haklari konusunda kopucak bundan eminim...Kibris Rum kesiminde bir kac sene olan büyük tartismalari hatirlarsiniz,ya bugünlerde Polonya'da yasanan olaylar uluslararasi basini takip edenlerin gözünden kacmamistir...Bu ülkeler ki bizlere göre insan haklari ve modernlesme konusunda cok daha ileri,egitimli ve modern dünyaya daha entegreler....Bursa gibi nispeten türkiyenin en egitimli ve sanayilesmis ilinde bile bu baskilar oluyorsa Ankara'nin dogusunu düsünmek bile istemiyorum....velhasil bu pilav daha cok su kaldirir....Gay arkadaslar iyi örgütlenmek zorundayiz...








insanin tam olarak taksonomik sınıflandirilmasi


Regnum (Alem): Animalia (Hayvanlar)

Divisio (Bölüm): Coelomata (Gerçek sölom boşluğuna sahip canlılar)

Subdivisio (Alt bölüm): Bilateria (Bilateral simetrililer)

Phylum (Şube): Chordata (Sırtiplikliler)

Grup: Craniata (Gerçek kafataslılar)

Subphylum (Alt şube): Gnatostomata (Gerçek çeneliler)

Superclassis (Üst sınıf): Tetrapoda (Dört üyeliler)

Classis (Sınıf): Mammalia (Memeliler ? Meme bezlerine sahip canlılar)

Subclassis (Alt sınıf): Eutheria (Placentalia - Plasentalı memeliler)

Ordo (Takım): Primates (Primatlar)

Subordo (Alt takım): Anthropoidea

Superfamilia (Üst aile): Catarrhina (Eski dünya maymunları)

Grup: Hominoidea (İnsanlar ve insansı maymunlar)

Familia (Aile): Hominidae (İnsanlar)

Genus (Cins): Homo

Species (Tür): Homo sapiens







Hepimizin zihninde gecmise ait ne kadar cöplük var. Pis kokulariyla zihnimizi, düsüncelerimizi nasil da bulandiriyorlar.Onlara izin vermek zorunda degiliz.Bugün olumluluguna, pozitifligine, iyimserligine, basarilarina hayran oldugumuz nice insanin gecmisinin bizimkinden cok daha agir, aci deneyimlerle dolu oldugunu sikca görüyoruz.






Eger hayati tersinden yasasaydik, yani önce ölüp sonra dogsaydık nasil olurdu?


Nasıl mi?

Cami'de uyaniyorsunuz bir tahta sandik icersinde.Herkes karsinizda saf durmus,iyiliginize dua ediyor ve tüm haklar helal edilmis vaziyette.
Tabuttan dogruluyorsunuz, yasli, olgun ve agirbasli olarak. Herkes etrafinizda, büyük bir itibar, iltifatlar, cocuklar torunlar hepsi hazır.
Arabaniza kurulup evinize gidiyorsunuz.
Hemen devlet size maas bagliyor, aylik veya üc ayda bir maasinızi aliyorsunuz.
Ne güzel, hazir maas, hazir ev...
Altmıslı yaslara kadar her sey garanti, huzur icinde yasiyorsunuz.
Sagliginiz gittikce düzeliyor. Kaslar gücleniyor, kuvvetleniyorsunuz.
Bir gün calismak istiyorsunuz ve ise ilk basladiginiz gün size
hos geldin hediyesi olarak bir plaket ve altin kol saati veriyor patronunuz..
Tabii ki Genel Müdürlük veya bunun gibi yüksek bir
makamdan tecrübeli bir insan olarak ise basliyorsunuz.
Herkes karsinizda el pence divan... Vücudunuzda da bazi hosa giden hareketler de basliyor. Gittikce inceliyor, forma giriyorsunuz
Diger hormonal aktiviteler de artıyor, harikaaaa.....
Aman da aman ne güzel günler basliyor...
Derken bir gün patron size artık üniversiteye gitsen daha iyi olur diyor.
Bu arada babaniz ortaya cikmis, "Fazla calistin" diyor?. ?Artik eve dön, isi birak, okumaya basla,harcligin benden olsun..."
Keyfe bakar misiniz ?
Okudugunuz dersler gittikce kolaylasiyor.
Ekmek elden su gölden bir dönem basliyor.
Partiler, eglence, dans. Etrafinizdaki kizlarin sayisi artiyor.
Derken anne ve babanız sizi götürüp getirmeye basliyor, araba
kullanma derdi de yok artık...
Günün birinde sizi okuldan da aliyorlar, "Evde
otur, keyfine bak, oyuncaklarinla oyna" diyorlar...
Mamaniz agziniza veriliyor, zaman zaman altinizi bile temizliyorlar, hatta bu durum alıskanlik yaratiyor ve hic tuvalet kullanmamaya basliyorsunuz.
Derken anneniz bir gün size süt verme kararini aliyor ve baska bir keyifli
dönem basliyor. Mama artik her yerde, her an ve en taze seklinde hazır.
Bir gün karanlik ilik ve sicak bir ortama giriyorsunuz.
Beslenmek icin agzinizi acmaya dahi gerek yok, bir kordondan besleniyor sicacik yumusacik gürültü ve patirtisiz bir ortamda yasiyorsunuz.
Kücülüyor, kücülüyor, ufacik bir hücre halini aliyorsunuz.
Ve günün birinde müthis keyifli bir orgazm ile hayatiniz bitiyor.?

zannediyorum bu öykü Nil Gün'e ait









Atatürk demis ki:


"Ben, manevi miras olarak hicbir ayet, hicbir dogma, hicbir donmus ve kaliplasmis kural bırakmiyorum.
Benim manevi mirasim ilim ve akildir.
Benden sonrakiler, bizim asmak zorunda oldugumuz cetin ve köklü zorluklar karsisinda, belki gayelere tamamen eremedigimizi, fakat asla ödün vermedigimizi, akil ve ilmi rehber edindigimizi tasdik edeceklerdir.
Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kisilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayisları bile degisiyor.
Böyle bir dünyada, asla degismeyecek hükümler getirdigini iddia etmek, aklin ve ilmin gelisimini inkar etmek olur.
Benim Türk milleti icin yapmak istediklerim ve basarmaya calistiklarim ortadadır.
Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akil ve ilmin rehberligini kabul ederlerse, manevi mirascilarım olurlar."







Sessiz olabilmeyi gevezeden,
Anlayisli olmayi yargilayicidan,
Sefkatli olmayi gaddardan ögrendim.
Onlar bilerek olmasa da bana ögretmenlik yapti.

Halil Cibran







Bir sanat eserini degerlendirmenin iki ölcütü vardir, biri icerigine, biri bicimine yönelik...


Su sorulari soracaksiniz:


1. Insan denilen varlik hakkinda yeni, bilmedigimiz, söylenmemis bir sey söylüyor mu?

2. Yeni bir sey söylemese bile, bunu simdiye kadar yapilmamis, denenmemis yeni bir sekilde söylüyor mu?

Bir sanat eseri bu iki sorudan birine olumlu yanit verebiliyorsa 'iyi eser', ikisini birden karsiliyorsa 'büyük eser' olur.

Engin Ardıç








Tanri bosluklardadir; bilimin simdi icin aciklayamadigi bosluklara hakimdir Tanrı... Ama bilimdeki gelismelerle bosluklar giderek doluyor. Maddi dünyadaki ayrintilari aciklayacak bir Tanri ararsaniz, o eninde sonunda bu sürecte bilimle catısacak ve giderek yersiz yurtsuz kalacaktir.bu yüzden cezalandiran,kizan,öc alan,insani cennettten kovan,atese atmakla tehdit eden bir Tanri düsünceniz varsa gözden gecirin.......







Gelismemis yada az gelismis,demokrasinin

tam oturmadigi ülkelerde genel insan yapisi


Kadin cinselligini ipotek altina almakla sinirli bir ahlak anlayisina sahiptir.

Kurnazdir.

Hata ve yanlis varsa suc daima baskalarındadir.

Trafik kurallari gibi herkesin yararina olan akil ici kurallara saygisizdir. Hatta trafik kurallarini ihlal etmeyi ?erkeklik? ve ?güç?gösterisi olarak kabul eder ama tabular, töreler, batil inanclar gibi akil disi kurallara saygilidir. Otoriteye saygida ise kusur etmez.

Hak ve özgürlük anlayisi kendisininkiyle sinirlidir. Baskalarinin hakki onu ilgilendirmez. Haklara degil, hakli olmaya odaklidir.

Tembeldir. Mümkünse hic emeksiz, mümkün degilse olabilecek en az emekle cok kazanmak ister.
Tasarruf anlayisi bankada ya da yastik altinda kara gün icin biraz para tutmakla sinirlidir. Ülkenin dogal kaynaklarini bir damla cikar icin feda etmekte bir yanlıs görmez. ?Benden sonra tufan? anlayisina sahiptir. Yatirim ise daha fazla mal mülk sahibi olmak anlamına gelir. Ama bütüne katkida bulunmak gibi bir amac icermez.

Kisa vadeli hazlar ve kazanclar icin uzun vadeli kazanclari göz ardi edecek kadar iradesizdir. Örnegin; turizmin geleceginin baltalanması gibi uzun vadeli kayiplari sorgulama zahmetine girmeden, turisti aninda kaz gibi yolarak hemen simdi en fazla kazanmaya bakar.

Dakik olmak yerine mazeret üretmek konusunda cok basarilidir.

Kitap okumaya zamanı yoktur,varsa da okumaz..







insan haklarina saygili, gelismis
demokratik ülkelerin genel özellikleri


Temel ahlaki kurallar
Dürüstlük
Sorumluluk
Kanun ve kurallara saygi
Baskalarinin hakkina saygi
Caliskanlik
Tasarruf ve yatirima inanc
irade
Dakiklik
Kitap okumaya zaman ayirma







Düsmanlarinizi öldürmeyin,nasil olsa ölecekler.
Sadece biraz beklemeniz gerekiyor.








kalbim bütün suretleri kabul edecek hale geldi artik,

kalbim ceylanlarin otlagi ve rahiplerin manastiri oldu.

puthane oldu, hacilarin kabe'si oldu,

tevrat levhalari ve kuran mushafi oldu.

ben ask dinine tabiyim, hangi yöne yönelirse yönelsin kervanlari

dinim imanim yine ask benim....


Muhyiddin-i Arabi Hazretleri








Okuyup anlamamiz gereken en kutsal kitap bize verilen hayattir. Hakikatin yansimasi ise her canli ve evrenin bütünüdür....








Pencere tüllerine gelinlik diye sarilan
O kücük kiz nerede simdi?
Gemim batti coktan
Denize inen tüm filikalarima erkekler bindi...


Sunay Akin