30 Eylül 2006




Doludizgin
Önyargılarımız !


Bir anket yapılsa Türk halkının acaba yüz kişiden kaçı balıkla yoğurt yada süt ürünleri yenmez zehirler fikrine inanır...Bence çok büyük bir oran, bunun en az % 70-80 den aşağı olacağını sanmıyorum, belkide daha fazla. Gerçekten Einstein'in söylediği gibi atomu parçalamaktan daha zor önyargıları parçalamak...Zaten bilimsel olmayan dinsel ve batıl hurafeler bu ön yargılardan beslenmiyor mu ?..Bu konu nerden geldi aklıma derseniz, İtalyan mutfağında yoğurt ve balıkla beraber yapılan yemekler varmış Vefa Zat Vatan pazar ekinde bahsetmiş, daha yıllar önce Tübitak bilim dergisinde bunun doğru olmadığını okumuştumya neyse...

Geçen gün bir arkaşımla evde şamata yapıyoruz, karnımız acıktı, mutfağa girdim ne var ne yok bir baktım, kılçıkları ayıklanmış hamsi kızartması var, bunu fırında bir güzel ısıttım, ince dogranmış domates- salatalık, çekirdekleri ayıklanmış uzunlamasına kesilmiş biberle birlikte kepek ekmeğiyle iki dev sandwiç yaptım, üstüne benimkine hardal ve bir tatlı kaşığı kapari, arkadaşa bunları sevmediği için sadece mayonez, yanınada iki dev bardak ayran, herneyse fazla ağzınızı sulandırmadan sadete geleyim, üniversite mezunu arkadaşim balıkla ayran yenmez zehirler diye iddia etti, yok öyle birşey diyorum, balık bayatsa zehirler diyor, zor ikna ettim...Yani toplumsal önyargı ve histeriye hiç araştırmadan, merak etmeden üniversite mezunu aydinlarımızı bile kaptırabiliyoruz ya, hani gelde kendi kendine ne olacak bu memleketin hali deme !




"Ben 50 yaşıma bu ülkede girmek istiyorum. Hep beraber zengin olunmazsa kişisel zenginliğin hiçbir boka yaramadığını düşünüyorum. Hiçbirimiz aldığımız son model spor arabalarla -benim de var- bu yollarda gidemiyoruz. Çünkü bir metrelik çukurlar var. Ne kadar çok para kazansam, ne kadar en mükemmel arabalara binsem sonuçta sokaktaki bu çocuklar oldukça, ne kadar güzel bir evde otursam etrafta bu çirkin binalar oldukça, ne kadar çok mükemmel yerlere gidip masalar kurdurtup arkadaşlarıma ve kendime cebimdeki parayla veya bedavadan ziyafet çektirsem de etrafta bu ayılar oldukça gerçek zenginliğe ulaşamayacağımı biliyorum. Böyle bir zenginlik yok. Bu şöhreti çok isteyen varsa veriyorum, alsın kıçına soksun"
Okan Bayülgen

28 Eylül 2006


Bir gece habersiz bize gel
merdivenler gıcırdamasın
öyle yorgunum ki hiç sorma sen halimden anlarsın
sabahlara kadar oturup konuşalım kimse duymasın
mavi bir gökyüzümüz olsun
kanatlarımız dokunarak uçalım
insanlardan buz gibi sogudum
işte yalnız sen varsın
öyle halsizim ki sorma
anlarsın......
Cahit Külebi






Hangi İslam I


Osmanlı İslam’ı, Köylü İslam’ı, Büfeci İslamı !
Truva' da Hektor' ve Aşil'e kurban kesen Fatih Sultan Mehmet islamı?

Osmanli’da bir tek kere içki yasagi olmustur, Dördüncü Murat döneminde, o da din yüzünden degil. Osmanli, sarap ihraç ederdi.Padisahlarimizin bazilari alkolikti. Besinci Murat sarap içerdi, Abdülhamid de raki.Osmanli’da “genelev yönetmeligi” de vardi, Hamamlar Kethüdasi Ibrahim Efendi’nin her hamamda çalisan oglanin ücretini ayri ayri belirttigi “eşcinsel rehberi” de...Tanzimat döneminde, haremde piyano ve kemanla Beethoven çalinirdi.

Osmanli kadinlari örtünürlerdi, fakat gören yabanci zarifliklerine, güzelliklerine de parmak isirirdi. Lady Montague’den Miss Julia Pardoe’ya kadar bütün seyahatnameleri açin okuyun.Fatih sık sık İtalyan dostu Anconali Cyriac' ın okuduğu klasik metinleri dinlerdi. Fatih' in en sevdiği yazarlardan biri onun çağdaşları olan Aragonlu Alfonso ve Korkusuz Karl' ında pek takdir ettikleri, Livius idi. İslamın resmi resim yasağına karşın padişah, Gentile Bellini' yi istanbula davet etmiş ayrıca Türk sanatçılarada portre siparişleri vermiştir...devamı aşağıda..

Yazılar aynı sayfada çıkmazsa yazı linkleri
II




Hangi İslam II


Antik çağlar geleneklerine uyarak, Fatih 1462 yılında Truva' yı ziyaret eder. Kendisine dostu Anconalı Cyriac refakat eder. Fatih, Aşil, Hektor, Aia' nın mezar höyüklerini görmek ister. Homer' in kahramanlarının mezarı başında kurbanlar keser. Anconalı Cyriac' ın okuduğu İlyada ve Odise' yi dinler. Ege' nin gizemli ışığının pırıltıları içinde bin yılların soluğunu duyumsar.

Zaten Fatih döneminin medreselerinde bile, daha sonra bu mekteplerden tamamen atılacak olan matematik, fizik, kimya, astronomi gibi bilim dallarıda okutulmaktadır. Mollalar bundan son derece rahatsızdır. Gazali ve İbni Sina taraftarları arasında tartışmalarda, Fatih' in elbette İbni Sina' dan yana kendi eğilimini bile hiçe sayarak, engin hoşgörüsüni Gazali' cilere de göstermesi, kendisinden sonra, Osmanlı İmparatorluğu' nda Rönesans' ın önünü kesmiştir...devamı aşağıda

Yazılar aynı sayfada çıkmazsa yazı linkleri
III




Hangi İslam III


Kanuni' nin son yıllarından başlayarak da molla kafasının saraya yön vermeye başlaması, iniş ve tükeniş sürecini başlatmıştır. Rönesans ve aydınlanma, artık Atatürk' ü ve Cumhuriyet devrimini bekleyecektir. Kısaca, her 29 mayısta hamasi sözler ve ilkel törenlerle şeriatçı kesimin Fatih' i sahiplenmeye yeltenmesi, cehaletten gelen bir yanılma değilse kaba bir aldatmacadır.

Şu kesinki, Muhammediliğin moderniteyle çok ciddi ve vahim bir sorunu var. Bir diğer görüşe göre de esas kopuş ne zaman ki genel islam alemi rasyonel ve eleştirel aklı temel alan Endülüslü İbn Rüşd yerine, O düşünceyi prangaya vuran Horasanlı Gazali' nin ''İlya-ı Ulumi Din'' deki ''kelam''ını tercih etti, karanlık işte o an çöktü..devamı aşağıda

Yazılar aynı sayfada çıkmazsa yazı linkleri..
IV




Hangi İslam IV


Bu gün geldiğimiz nokta köylülükle birlesmis Arap etkisidir. Bu alt tabaka arasında olusmus Arap hayranligidir. Arap unsuru, Osmanli halklarindan yalnizca biriydi. Her kültürde çevre kendini merkeze göre biçimler, siz “çevreyi merkeze” örnek aliyorsunuz, yani sosyoloji bilimini amuda kaldirmaya, tepesi üstü dikmeye niyet ediyorsunuz? Müslüman Türk’e bakip hizaya gelmesi gereken araplari kendinize amaç ediniyor, atalarinizin kemiklerini sizlatiyorsunuz?

Babinger 1953, Chastel 1966, E.Ardiç, H.Uluengin, Sourtimes & Mix Gaykedi


İbn Rüşd (1126-1198) gazali'yi eleştirir; aklin da allah vergisi oldugunu, gerçekligi kendimiz araştiralim ve bulalim diye bize verildigini söyler…avrupa aydinlanmasinin kivilcimlarindan biri sayilir ve neredeyse kendi devrinde hic musluman takipcisi olmayan tıp adami, dusunur. takipcileri islam dunyasinda degil avrupada olmustur, adi Averroes'e donuvermis ve takipcisi okullar kurulmus bir kisidir. aristo yorumcusudur, bahsi gecen okullar nedeniyle averroism ibn rüşd'un yazdiklarindan farklilasir olmus, hatta yillar gectikce kendi icinde degismistir. muslumanlarin ibn rüşd'u tanimalari o zamanlar nisbi olarak unutulmus olan averroes'i yeniden gundeme getiren bir fransiz sayesinde 19.yy de olmustur.


Gazali (1058-1111), ibn sina'nın (980-1037) evrenin düzenini akılla çözme girişimini eleştirir, aklın yanıltıcı olabileceğini, bilginin nihai kaynağının vahiy olduğunu söyler."ben ahiret var diyorum ve inanıyorum, siz yok diyor ve inanmıyorsunuz. eğer sizin dediğiniz doğruysa, sonunda ben inandığım için birşey kaybetmem. ama benim dediğim doğruysa siz inkar ettiğiniz için zararlı çıkarsınız."böyle bir içten pazarlıklı, çıkarcı anlayışla dine inanılsa ne olur, inanılmasa ne olur..

Yazılar aynı sayfada çıkmazsa yazı linkleri
I

27 Eylül 2006


Nasıl unuturum ?
yalpalayarak çıktı gitti
eğri bir acı konmuştu ağzına
korkuluklara değmeden merdivenlerden indim
ardından koştum avlu kapısına
soluk soluğa bağırdım;
'' Şaka tüm bu olanlar, gidersen beni öldürürsün ''
güldü tüyler ürperten bir rahatlıkla
ve dedi;
'' Rüzgarda durma üşürsün ''

Anna Ahmatova

26 Eylül 2006





Yazarlık
Orospuluk Gibidir


Önce zevk için başlarsın

sonra arkadaşların için devam edersin


en sonunda bir bakmışsın para için yapıyorsun


bu sözü kim söylemiş not almamışım, ama iyi söylemiş hani...Gaykedi



25 Eylül 2006


Haydaa !

Olaya bak Yaa ! Tüylerim Diken Diken Oldu !

Kenya'da bir köpek, terk edilmiş bir bebeği bularak kendi yavrularının yanına götürdü. Daha sonra bulunan bebek hastanede tedavi altına alındı.

Cherie I

Yaşadığı sürece beni ve eşimi hiç kırmadı... Hep sevgi verdi... Hiç şikayet etmedi, istemedi, kızmadı, bağırmadı... Hep yanımızda oldu... Günden güne keyfine, çıkarlarına göre sevgisini değiştirmedi... Küçücük şeylerle mutlu oldu... İsteği olmayınca küsüp kırılmadı... Azla yetindi... Kimseyi yargılamadı, aşağılamadı... Ona yaklaşanlar arasında ayırım yapmadı...

Bir yandan sessiz, kapalı bir kutu gibi ama diğer yandan saflığı ve dürüstlüğüyle de açık bir kitap gibiydi... İçinde hiçbir kötülük ve art düşünce yoktu...Cherie'den öğreneceğim, örnek alacağım çok şey vardı...Bütün insanlığın bu sevecen, sımsıcacık dostlardan öğreneceği çok şey var. Onları yalnızca izlemek bile ilişkilerimiz ve mutluluğumuz için önemli dersler içerir. Çıkarsız dostlukların, sade arkadaşlıkların, mutlu, uyumlu, huzurlu beraberliklerin gitgide azaldığı, insanların birbirleri ve çevreleriyle barışçı, saygılı ve sevgi dolu ilişkilerinin yitirildiği bu devirde, hayvan dostlarımız bize yol gösterici olabilirler..devamı aşağıda

devamı hemen şağıda çıkmazsa link

Cherie II

Cherie'nin iç sezgileriyle yoğurulmuş, fazla sorgulamayan bir bakış açısı ve sade bir yaşamı vardı. Kendini ya da başkasını etkilemek için özel bir çabası yoktu. Yaratılmış olmanın güzelliği ona yeter, eşsiz olduğunu bilirdi. İnsanların iyilik ve sevgi dolu olduklarına inanır, sevmek ve vermekle ilgilenirdi. Kimsenin öfkesine öfkeyle katılmaz, sabır ve sevgiyle yatışmasını beklerdi.

Kin diye bir sorunu yoktu. Kendisi kusurlu olduğu zamanlarda bile sevgiyle yanaşır ve sessizce özür dilerdi. Kıskançlık ve özenme nedir bilmez, nisbet ya da gösteriş yapmaz, kendini başka köpeklerle karşılaştırmaz, yarışa girmez ve kendine olan güvenini hiç kaybetmezdi.Evrendeki birlik ve bütünlüğün farkında, herşeyin ne kadar birbiriyle bağımlı, tek gerçeğin de sevgi olduğunu yaşamıyla göstermek isterdi..
Sevgi Gücüm ölen köpeği Cherie için yazmış

24 Eylül 2006






Gay Aşk


"Bütün yakışıklı delikanlıların yüzlerine açgözlülükle de baksak, bütün kot pantalonlu erkeklerin kalçalarından gözlerimizi de ayıramasak, yeryüzünün bütün erkekleriyle sevişmek için azgın bir istek de duysak, içimizde derinlerde bir yerlerde, önündeki küçük bahçede çimleri akşamüstleri sulanan evimiz de, sevdiğimiz erkekle bir masa kurup birlikte gülerek yemek yemek, onunla şakalaşmak, sevdiğinin kucağnda tv seyretmek,sarılıp kollarında huzur icinde uyumak, güvenle sevmek, her gece aynı erkeğin bedenini özlemek, her gece aynı erkeğin kendisini şaşırtmasının tadını çıkartma arzusu yatar"

bir erkekle yattıktan sonra yatağında ya tahammül edemezsin, ya da yattıktan sonra ona sarılıp uyumayı, sabah gene onun öpücükleri ile uyanmayı istersin..İşte aşk bu ikincisidir.. Bu ikinciyi bulunca da, başkasını aramazsın. Aramana gerek kalmaz..Seks denen şey, cinsel ilişkiden ibaret değildir.. Sevişmek, sadece birleşme değildir.. Zaten eğer özel yetenek ve eğitimli bir porno film yıldızı falan değilseniz, bu birleşmenin dünya ortalaması 1 ile 3 dakikadır normal erkekte..Üç dakika sevişme değil, erkeğin boşalmasıdır sadece.. Sevişme bir senfonidir.. Doğan, gelişen, ince ince işlenen ve birleşmede doruğa ulaşan bir senfoni..










Seks kitapları ve uzmanları "ön sevişme" diye çok yanlış bir ad takarlar.. Önü arkası yoktur.. Asıl sevişme, bu "ön" denen şeydir..Ve işte bu sevişmede eşlerin birbirlerini hem ruhen, hem de fizyolojik olarak çok iyi tanımaları esastır..Ne zaman, nasıl, nereye yönelecektir dokunmalar, okşamalar?..Tanımadığınız bir insan, tanımadığınız bir vücutla bunları bilmenize imkan var mı?.. Cinsellik en karmaşık yanıdır, yaşamın.. Birini doruklara çıkaran bir dokunuş, bir başkasını anında söndürür.. Tanımazsanız, nereden bileceksiniz?.

Sevişmek, tepeleme doldurulmuş bir masaya aç kurtlar gibi saldırmak ve birkaç dakika içinde ne bulursan tıkınmak değildir..Sevişmek, mumlarla loşlaşmış bir masada, en sevdiğiniz şeyleri, saatlere yayarak yemektir.."Yeni" tabii önemlidir. Fark, heyecan, tahrik yaratır. Ama "yeni" ille de yeni insan değildir. Birbirine aşık, birbirini çok iyi tanıyan iki insan, sevişmelerine her defasında yenilikler katabilirler. Fantezi alemi sonsuz.. Yeter ki isteyin. Yeter ki düşünün..tek hedefi bir an önce boşalıp sigara yakmak olan erkekler için, giderek tek erkeğe yönelmek yaşlanmaktır gerçekten..Ama onlar zaten yaşamamışlardır ki!.

Ahmet Altan, Hıncal Uluc, Mix & Uyarlama Gaykedi



23 Eylül 2006


Hayalet Taşlamak I


Elif Şafak yaşamı ciddiye alan bir genç kadın.Kadınların çoğundan daha ilk bakışta, görünüşüyle bile ayrılıyor.Çok küçük yaşında baba, aileyi terk etmiş. Annesi tarafından büyütülüyor. Diplomat olan annesiyle beraber Strasbourg'da, Madrid'de geçiyor çocukluk ve ilk gençlik yılları...Sürekli okuyor. Sürekli günce yazıyor. Öyle oluyor ki... Günce satırları zaman zaman romana dönüşüyor.

Elif Şafak "Yazdıklarımı okuyunca, hangisini gerçekten yaşadım, hangisi hayalimin ürünüydü, bazen bilemezdim" der. Genellikle yalnızdır. Babasına kızmaz, babasından nefret etmez, baba çağrışımı onun için sadece bir boşluktur. Belki de BABA VE PİÇ romanı, onun bu travmasının bilinçaltı ürünüdür.ODTÜ'ye girer. Elif de sol eylemlerin içindedir..devamı aşağıda

Hayalet Taşlamak II


Sonra... Doktora... Amerika'da öğretim görevlisi olarak geçen yıllar... Ayağını sağlam basan bağımsız bir duruş... Farklı renkleri ortaya koyan cesur bir yazar...Örneğin... DERVİŞ'te biseksüellik gibi çok duyarlı satırların yazılması yürek ister.Hep ciddi konuları konuşan, havaiyattan pek hoşlanmayan, güzel bakan, tertemiz yürekli bir insan....

Bu roman için dava açmak, siyaset deyimiyle "hayalet taşlamaktı."Hukukta "suçun şahsiliği" ilkesi vardır.Roman kahramanı suç işler mi? "İşledi" diye dava açılırsa, işte bu "hayalet" yargılamak olur."Cadı avı" Ortaçağ'da kalmıştır.Bu roman için "Türklüğe hakaret" diye kıyametler koparan zihniyet, Türkiye üzerine düşürdüğü gölgelerle "Türklüğe hakaret" etmektedir....Güneri Civaoğlu' nun yazısı tarafımdan biraz kısaltılmıştır...Gaykedi

22 Eylül 2006


"insan çamurdan yaratıldı" efsaneleri I

kutsal kitaplarda sözedilen "insanın çamurdan yaratıldığı" fikri, kutsal kitapların ortaya atılmasından çok daha önceki çağlarda yaşayan insanların eserlerinde ve efsanelerinde görülmüştür. bu durum, kutsal kitapların içine bu eser ve efsanelerden alıntı yapıldığının göstergesidir. bu efsane ve kutsal kitapların ifadeleri şu şekildedir:

gılgamış destanı: "ellerimi yıkadım. bir parça çamur koparıp yazıya attım. ve bu yazıda ,kahraman engidu'yu yarattım."

sümer'lilerin enuma-eliş destanı: "bunun üzerine ben de ea'nın yardımını istedim. toprağı, kingu'nun kanıyla yoğurdum. ilk insanı meydana getirdim."

çin efsanelerinden: "bunun üzerine tanrıça ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri yeniden sınırlarına itti. ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı."

mısır'da luxor tapınağı'nda bulunan kabartma bir resim: "kral amonhotap iii olarak betimlenen tanrı khnemu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı yaratıyor." devamı aşağıda

"insan çamurdan yaratıldı" efsaneleri II

hesiodos destanı; "namlı, şanlı hephaisdos'u çağırdım hemen. 'bir parça topral al, suyla karıştır' dedim. 'içine insan sesi koy, insan gücü koy."

yunan efsaneleri'nden: "gözyaşlarımla toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (prometheus anlatıyor.) bir insan heykeli yaptım. sonra bu heykele ruh verdim. ilk ölümlü yaratıklar oluştu böylece.)

tevrat'tan: "ve rab allah yerin toprağından adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan can oldu."

kur'an, mü'minün 12-16: "and olsun ki biz insanı süzme çamurdan yarattık."

kur'an, es-safaat 11: "hakikat biz onları cıvık bir çamurdan yarattık."

kur'an, sad 71-76: "ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."

21 Eylül 2006


Muhafazakar İllerimiz ve İki Yüzlü Cinsellik I

Google arama motorunun 'trends' adlı bir bölümü var. Burada dünyadaki tüm ülkelerde kimlerin 'sapıklık', 'ahlaksızlık' olarak nitelendirebileceği konularda internette arama yaptıklarının sonucu ülkelere göre verilmiş. Gerçek bir cinsel sapıklık olan, insanın midesini kaldıran 'çocuk pornosu' aramalarında ilk 10 şehir şöyle:

Birinci sırada Diyarbakır var, ikinci Adana, üçüncü Erzurum, sonra Trabzon, Samsun, Bursa, İzmit, İzmir, Antalya ve Kayseri geliyor. Haydi övünün ülkenizle... Büyük bir başarı bu bence. Ahlaklı yaşam konusunda en fazla ses çıkaran insanların yaşadığı şehirlerin de yer aldığı bu liste bir ulusal utanç belgesidir.

Çocuk pornosu arayan bu insanların tümü mutlaka laik, modern, AKP karşıtı insanlardan oluşuyordur, değil mi?. Çocuk pornosunun İngilizcesi 'Child porn' kelimesiyle aramalarda İzmir, Ankara ve İstanbul yer almış. Haspalar İngilizce biliyorlar ya...devamı Aşağıda

Muhafazakar İllerimiz ve İki Yüzlü Cinsellikleri II

Alın size sınıf farklılığı, alın sınıfınızı sokun bir yerinize. Dünyada birinciliği de kaptırmamışız. Üstelik bu aşağılık ikiyüzlü tavır benim 'sapıklık' diye adlandırmadığım başka cinsellik konularında da görülüyor.Gay (eşcinsel) kelimesiyle en fazla arama yapılan bölgelerin başında İçel geliyor. Sonra Adana var, İstanbul üçüncü, Diyarbakır ise dördüncü.

Bu liste dördüncü sıraya kadar fazla ilginç değil. Sadece, beşinci sırada geçenlerde sokaklarda yürüyüş yapmak isteyen eşcinsellerin dövülerek engellendiği Bursa'nın yer alması çok ilginç geldi bana. Sırf bu nedenden dolayı. Evine gidince odanın kapısını kapatıp eşcinseller sitelerine girip kendini tatmin et, sonra sokağa çıkıp sokakta yürüyor diye eşcinsele dayak at...

İşte bu tipik bir vatandaş davranışı, tam aşağılık tam ikiyüzlü bir iş...Google'da eşek kelimesiyle arama yapsaydık hangi ilimiz birinci çıkardı acaba? Bunu 'donkey' olarak da yapabilirsiniz. Çünkü bir ara İstanbul'daki seks dükkanlarında şişme eşek de satılıyordu.Yazının sonunda eşcinselliği neden sapıklık olarak görmediğimi tekrar anlatayım..
Serdar Turgut' un yazısından bu bölümü daha önce yazdıgım icin sadece linkini veriyorum

20 Eylül 2006


Papa I


Türkiye hariç; dünyanın çeşitli Müslüman ülkelerindeki protestolarda gözlenen şiddet manzaraları ne yazık ki tüm dünyanın kınadığı Papa’ya “haklıymış” dedirtecek kıvamdadır.Ağzından köpükler saçarak yumruklarını sallayan, ölüm isteyen, recm isteyen kara sakallı topluluklar ve zaten bir rahibeyi öldüren zihniyet, hiç de barışçıl bir kültüre işaret etmemektedir.

Siz sakin bir insansanız ve birisi sizi öfkeli olmakla haksız yere suçlarsa,
kendisine “Sözünü geri al, yoksa seni öldürürüm!” diye hücum etmek, onu haklı çıkarmaktan başka işe yaramaz. Papa’nın hakkaniyetten uzak ve taraflı suçlamasına en iyi CEVAP: İslami cemaatin dostluğu, kardeşliği yücelten sloganlarla, barış ilahileriyle el ele tutuşarak yollara dökülmesi olurdu.....devamı aşağıda

Papa II

Tarihte bütün dinler ve özellikle üç tek tanrılı din, savaş ve fetih esasına dayanır, zorbalık ve şiddet kullanarak yayılmıştır. En kanlı tarihe sahip olanı da Hristiyanlıktır. Bırakın Bogomil ve Katharların 1100’lü yıllarda soykırımını ya da Fransız Katoliklerin bir gecede 300 bin Protestan’ı kılıçtan geçirdiği Aziz Barthelemy katliamını, Avrupa’yı tepeden tırnağa kanla yıkayan 100 Yıl Savaşları, din savaşlarıdır...

İslamiyet’in başlangicindan günümüze yapilan savaşlar, açilan cihatlar ve ugruna dökülen kanlar, Hristiyanligin yalnizca Orta Çag’a saldığı şiddet ve terörün solunda sıfır kalır. Din ve şiddet bağlantısında, genelinde Müslüman toplumların, özelinde bizlerin hâlihazırdaki talihsizliği, İslamiyet’in Orta Çağ’ını ne yazık ki “şimdi” yaşamasidir...Mine Kırıkkanat

19 Eylül 2006





Tencere Dibin Kara,
Seninki Benden Kara !


Harvard Üniversitesi Profesörü Niall Ferguson 'kavga analisti' yeni kitabında, soğuk savaş sonrası yani son dönemde, Samuel Huntington'un tersine, medeniyetler arası çatışma değil, medeniyetlerin kendi içinde kavgaları, temel katliam nedeni olarak ortaya ve ön plana çıkartıyor. Yani kavganın önemli ölçüde Hıristiyan-Müslüman kavgası yerine daha çok, mesela, Hıristiyanlar arasında Katolik-Protestan kavgası veya Müslümanlar arasında şeriatcı-laik, Sünni-Şii gibi olgular olduğunu düşünüyor.

Papanın İslam elestirisi beni cok rahatsız etmedi cünkü, demokrasilerde hakaret-küfür etmeden hersey elestirilebilir, müslümanlar yok tanrinin oğluymus, isa ölmüşmüş, içki kutsalmış, yok incil bozulmuş, günah cikartmakta neymiş diyerek hiristiyanlari elestirmiyorlarmi, ben secmek zorunda kalsam islam şeriatı yerine papanin bugünkü teokrasisinde yaşamayı tercih ederim, şu an en azından islam şeriatından cok daha bilimle barışık ilerici olduklarını papanın evrim teorisini bile sadece tanrının izniyle olmuştur şerhiyle kabul ettigini biliyorum.

Evet papa evrim teorisini kabul etti cünkü bu gercegi inkar ederek müslümanlara göre cok daha egitimli hiristiyanları dinden biraz daha sogutmak istemedi.. ( evrim teorisine inanmıyanlar, biyoloji tıp ve genetik biliminede inanmıyor demektir, apandistleri patlayınca doktora degil bir imama gitmelerini tavsiye ederim,böylece öbür dünyaya daha cabuk ulasirlar ! ve not hemen ateistlikle suclamayin, atesit degilim )



18 Eylül 2006


Kadın Argosu !

jokey: yaşli kadinin genç sevgilisi…
balkondan balık tutmak: göğüs dekoltesiyle erkek tavlamak…
cacık yapmak: (erkek için) mastürbasyon yapmak…
dibi yosun tutmuş: uzun suredir cinsel ilişki yasamayan kimse…
ehliyet var ruhsat yok: evlenmeden birlikte yasamak…
el bombası atmak: mastürbasyon yapmak…
farları yakmak: (kadın için) cinsel bir uyaran nedeniyle göğüs uçlarının dikleşmesi…
gecelik repo: tek gecelik cinsel ilişki…
ikili temaslarda bulunmak: cinsel ilişki kurmak…
motordamın kamburu: hayat kadınının sevgilisi…
naylon koca: yapay erkeklik organı, vibratör…
önkol: erkeklik organı, penis…
pişti yapmak: ayni anda orgazm olmak…
uzun olsun ersin kalin olsun gersin: erkeklik organından beklenen vasıfları anlatmak için kullanılır…
veri yolu: kadinlik organi, vajina…
zikerdover: kaba ve cinsellik meraklısı erkek…

Filiz Bingölçe‘nin kadın argosu sözlüğünden yararlanılmıştır Filiz Bingölçe’nin haziran 2005'te alt-üst yayınevi‘nden çıkmış bu kitabı. içeriğin büyük bölümü 3.000 kadar kadınla yüz yüze konuşularak derlenmiş, zekice ve alaycı deyimlerden, küfürlerden oluşuyor…Madde başliklarinda tamamen sansürsüz bir dil kullanildigi için “muzır yayın” sayılan bu kitap hakkında mahkeme tarafından toplatma kararı verilmiştir…


Zik Kemüren


Bloguma gelen bu yazıya ithafen; Merhaba,Öncelikle yazdiklarima yaklasimin "felsefe" bakisiyla olmamalidir, çünkü bugünü anlamak için dünü unutmamak gerektigiyle ilgiliydi yazim ve de vermek istedigim ileti...
Ve sana gelince; senin yasamin, senin bedenin, istedigin gibi kullanirsin benligini de/bedenini de ( ki bütünselligi hiçbirimiz ayristiramayiz) da neden cinselligini sergileme/tershir etme/açiklama geregi duydun, duydunsa neden adini sakliyorsun ya da yüzünü...Çekindigin bir durum mu var?...Ayrica senin cinsel yasamin/seçimin kimi ilgilendirirki?..Ya da bizler; cinsel yasamimizi nasil yasadigimiza iliskin açiklama yapmak geregini duyuyor muyuz?...Kim kimle nasil sevisirmis, kime ne?...
Ayrica Osmanli'nin Sakiz Adasi'ni hiç duymadin mi ki toplumumuzda escinsellere olumsuz yaklasildigina iliskin bir yargi edinmissin?...Toplum bedenin üzerinden para kazanma yoluna seçen homoseksüel ya da heteroseksüel herkese "kolayci yasami" seçtigi için hosgörüyle bakmiyor...Özünde senin gibi Bulgaristan kökenli olan Bursamiz'in yetistirdigi Sanat Günesimiz Zeki MÜRENimize gerçek Bursalilardan hiç elestiri geldi mi?...
Bunu herdem animsa; toplumsal yasamda erkek ya da kadin, cinsel seçimi ne olursa olsun, beynini degil de bedenini kullanarak para kazanma yoluna giderse, bir baska deyisle kolayci yasami seçerse; saygi görmez...Ama özel yasamlarinda insanlarin nasil sevistigi hiç kimseyi ilgilendirmez...Ola ki cinsel kimliginle/seçiminle ilgili açiklamalarla toplumsal yasamda yer almaya kalkisirsan; kendine de kendin gibilere de yarar degil zarar verebilirsin, çünkü toplumun kurulu düzeni için potansiyel/gizil bir tehlike olarak algilanabilirsin/siniz, derler ya uyuyan yilani uyandirmak...
Bence özgürlük kavrami üzerinden düsüncelerini yaymaya çalisman daha etkileyici olur üstelik de yararli; çünkü salt kendin için degil baskalari için de özgürlük isteminde bulunmus olursun...



Zeki Müren adı geçince en ciddi insanımızın bile bıyık altında her zaman bir gülümseme olmuştur. Rahmetli bunun her zaman farkındaydı ve eminim bu onu cok üzüyordu cünkü bütün servetini toplumdaki en maskülen kurum orduya bıraktığı gibi, verdiği bütün röportajlarında eşcinsel olduğunu kabul etmedi. Hatta benim hatirladigim Nokta dergisinin Nokta olduğu Türkiye' yi salladigi dönemde kapak olunca, koç gibi erkek olduğunu iddia etmişti.Halk arasındaki zik kemüren kötü espirisini eminim çoğu insan duymuştur...


Yani bu ataerkil toplum asla ve asla escinselleri bati demokrasileri gibi eşit yurttaş olarak kabul etmemiştir, kanunlarımızda eşit olsa bile...Müslüman bütün toplumlarda müslüman erkek en üstündür, sonra ikinci sınıfta müslüman kadin gelir, ondan sonra ücüncü sınıf insanlar gavurlar ve eşcinseller..Cinsel kimliğimizi vurgulamamıza gelince, ne yani kürt sorunu en başta bir insan hakları sorunu diye kürtler kürt olduklarını saklasınlar mı ! Fuhuş yapan her travesti kolayci yol olduğu icin fuhuş yapmıyor, büyük bir kısmı bu toplum onları kabul etmediği is vermediği icin bu yolu secmek zorunda kalıyor,cünkü karnını doyurmak yaşamak zorunda...Eşcinsellik konusunda donanimsiz oldugunu düsünüyorum...sevgiyle kal...

16 Eylül 2006


Bir Türk Doktordan* Ohaa Dedirden Üç Yaşanmış Anı !

5 yıldır çocuk olmuyor diye başvuran bir çift vardı. Göbekten çocuk yapmaya çalışıyorlarmış. Gencecik aile. Ama bu eğitim-öğretim meselesi. Çünkü anne kızına, 'sen göbekten çıktın' diye anlatıyor hep.

Bir meme, tümörden ötürü çürür ve düşer mi? Bir insanın memesini kedi kaçırabilir mi? Kedi kaçırmış memeyi. Bulamadılar, getiremediler memeyi. Hem de Gemlik'te. 'Getirin de parçayı tahlil yapalım' dedik, yok getiremediler.

Üçüncü memeyi normal sanan çift: Bir kadının 3 memesi var. 50 yaşlarında. Yenişehir'den. Ağrıyor' diye geldi. Doğuştan, olabilir. Ama 50 yıldır hiç merak etmedin mi bunu? Bana verdiği cevap çok ilginçti: 'Bütün kadınların böyle değil mi?' Pes doğrusu. Kocasına döndüm. Ya amca, hiç televizyon izlemez misin? Televoleler'de filan görmez misin, 2 memeli kadınları? Ne dedi biliyor musunuz? Onların 3. memeleri arkalarında değil mi ?

* Junior Chamber International Türkiye-Genç Girişimciler Derneği'nin Türkiye'nin 10 Başarılı Genci Yarışması'nda Kişisel Başarı Ödülü'ne layık görülen Opr. Dr. Ceyhun İrgil

Sex

Sekste iki yetişkin insanın karşılıklı anlaşma yoluyla birbirleriyle yaptıkları her şeyin normal olduğuna inanırım. Bu tanım aslında anormal olarak görülmesi gereken seks ilişkilerini de tanımlar. 'İki yetişkin insanın karşılıklı anlaşma yoluyla gönüllü olarak girdikleri her ilişki biçimi normaldir' dedikten sonra gayet tabii çocuklar ile seksi ve hayvanlarla cinsel ilişkiyi normal tanımından otomatikman dışlıyorsunuz. Dolayısıyla bu tanımın gerçeğe uygun ve demokrat bir tanım olduğunu düşünüyorum.


İnsana ait olan birçok davranışta normal tanımı yapmak zor hatta imkansızdır. Seks de bu özellikle doğrudur. Çünkü seks insan beyninin karanlık derinliğindeki birtakım elektrikleri harekete geçirir. Ve biz, böylece bize uygun olmayan hatta tuhaf gelebilen birçok eylemi seks olarak görebiliriz. Seks, insan beyninin Pandora'nın kutusunun açıldığı andır, o anda mantık durabilir ve mantığın durması da iyidir, daha güzeldir. Siz bütün bu karmaşık denklem içinde sadece bir tek pozisyonu ve ilişkiyi normal olarak tanımlarsanız asıl anormal sizsiniz demektir....Serdar Turgut



Türk Siyasetciler



Türk liderler her zaman sosyologlar icin şaşırtıcı olmuştur. Dikkat ederseniz seçimde adaylar ''Ben talip olmadım, millet beni bu göreve layık gördü'' derler. Bizde güçlü ve kötünün sonradan iyi huylar edinip, lider kabul edildiği seyrek olmuştur, ama iyinin çalıp çırpıp zenginleşip lider olamasına çok zaman izin verilmiştir. Zaten tarihimizde göç koşullarında, geçtiği yerlerde az buçuk talan yaratmayan, hırsızlık yapmayan birinin sadece hayvan bakarak etrafındakileri yaşatmasının imkanı yoktur. Seçim meydanlarında köylüler lidere, yerel lisanla sataşmaya, onunla şakalaşmaya çalışır, bu liderin lisanını, beden dilini, hoş görüsünü test etmeyi sağlar. Onlar için çünkü ulaşamadıkları yabancıdır. Asırlardır beraber giden göç grubunda birisi farklı hareket ediyorsa ( sürü psikolojisi ) o kendilerinden değildir.

İkinci olarak liderin hırsız olmaması değil haksızlık yapmaması önemlidir. Çünkü hırsızlık kendi aşiretinden değil, geçilen yerlerden yapılır, ama haksızlık varsa bu kabile içinde taraf tutmak anlamına gelir ki, aşirete zarar verir. Konuşma şeklide önemlidir, lider müzikal tonla, sesi güçlendirip konuşmayı sürükleyici tutabilmelidir. Çünkü o sadece yönetici degil, aynı zamanda eğlendirici, tedavi edici, düğünde cenazede yardım edicidir. Liderin biraz yalan söylemesinde de mahsur yoktur, çünkü sürükleyici konuşma yalansız olmaz ! Halkına '' size kan, acı, ter ve gözyaşından başka birşey vaat etmiyorum '' diyerek direncin sembolü olmuş, Nobel edebiyat ödüllü Churchill gibi biri burada lider olabilir miydi acaba ?

Tahir M. CEYLAN


15 Eylül 2006


Kedi

Kedi sana sahiptir, sen kediye degil. Bu böyle biline. Zavalli insanoglu, bu senin kusurun degil. Daha isin basindan ta cennetten kovulmandan beri kedi hep böyleydi. Adem’le Havva’yi tirmalayan oydu. Binlerce Misirlinin zihnini caktirmadan kontrol eden de oydu. Antik Yunan’da ev hayvani olarak köpeklerin tahiıni gasp eden de oydu. Binlerce yıl önce patisini dünya islerine soktu ve bir daha da cikartmadi.

14 Eylül 2006


Sevmeyi sevilmeyi kısa sürede bir hapishaneye dönüştürüyoruz. Bağlılıklar bağımlılıklar halini alıyor. Birlikte yaşamıyoruz, birlikte dünyayı ve birbirimizi tüketiyoruz.

Sonra da ya fırsatını bulup kaçmaya çalışıyoruz bu ilişkilerden ya da ilişkinin üzerine sürekli parfüm sıkıp içten gelen çürüme kokusunu örtmeye çalışarak yaşıyoruz....Haşmet Babaoğlu

13 Eylül 2006


Nihat Genc I


Yalcın küçük, İsmet Özel, Doğu Perinçek karışımı....eski ülkücü, eski solcu, birkaçyıl önce ateist olduğunu her fırsatta açıklaryan, son zamanlarda skytürkte hepimizi allah yarattı vb söylemlerini kullanan eskiden daha cok okudugum ama sanki gittikce dahada dengesizlesen, Nihat Gencin Yazılarıdan ve yasantisindan kısa ilginc alıntılar....bu arada Nihat Genc internette hakkında dönen muhabbetler için "kendi sıçtıkları bokla, köfte yapıp yiyorlar" diyormuş :)


ülkem yetmişbin köy, üç çeşit peynir bilir, yetmişbin şeyhe inanır..


fanzin benzeri bir edebiyat dergisinde "sarhosken namaz kilgidini" anlatmistir

vita yağı suratlı karı seda sayan, yemekhane kedisi suratlı karı sibel can, her hacca giden kendini hacı, her televizyona çıkan kendini sanatçı sanmasın.

batinin bilimi varsa bizim de nazar boncugumuz var, yagacak yagmuru onceden bilen yaslilarimiz var.. bilim bunlari hala aciklayamadi...

istanbul sinagog saldırılarından sonra "onlar, Şaronun değil, bizim özkardeşlerimiz''

biz turk filmlerindeki tecavuz sahnelerini izleyerek masturbasyon yapmis bir halkin cocuklariyiz, kimse bizden saf ve temiz duygular beklemesin

Nihat Genc II


cumhuriyet bizim omurgamızdır. önce bunu bileceksin. bunun bizi ayakta tutan, temelimiz, direğimiz olduğunu idrak edeceksin. sonra ne olursan ol. it ol, ibne ol, puşt ol... ne olursan ol. cumhuriyet bu toprakların beyni ya da düşüncesi değildir, bunu demeyecek kimse. cumhuriyet'in omurgamız olduğunu bil, sonra ne düşünüyorsan, hangi fikrin, hangi ideolojinin peşinden gidiyorsan git.

zaman gazetesi şehirde olduğunu hala farkedemedi. sen şehirdesin. şehirde olduktan sonra artık "cemaat, benim cemaatim" diyemezsin. toplamışlar tek parti dönemini yermekten başka bir şey bilmeyen birkaç adamı, "kim cemaatimizin yanındaysa, biz de onunlayız" anlayışıyla hareket ediyorlar. elbette içlerinde çok beğendiğim yazarları var. ama böyle karmakarışık bir yapıda, ne olduğu belli olmayan, şehirleşememiş bir gazete."

sunay akın bebek sahilinde dolaşırken denizde yüzen çocuklar görmüş. birden denizden "sunaay! sunaay!" diye sesler gelmiş. dönmüş bir de bakmış, nihat genç ve donu. "ne bu hal?" demiş sunay akın. "çok sıcaktı, uşakları görünce ben de girdim" demiş

Nihat Genc III


vakit gazetesi "içlerinde en dürüstü yine de vakit gazetesi. diğerleri gibi sinsice hareket etmiyorlar. ama, vakit'in saldırgan üslubu hepimize zararlıdır. bugün vakit gazetesi'nin 10bin ya da 20bin satacağı yere, neden 100binlere ulaştığını bir düşünelim. eğer sen, türkiye'nin en çok satan gazeteleri olarak bu toprakların güzel çocuklarına makul bir anlayış, bir görüş, adamakıllı bir ideoloji sunamazsan, bu çocuklar da gider vakit okur, onun dediğini yapmak ister. böyle aklımızın almadığı işlere kalkışırlar. aklı başında adamların peşinden gideceğine, ağzında daha çok köpük olan adamların peşinden gider."

Cumhuriyet "aylardır "tehlikenin farkında mısınız?" diye dolanıp duruyor. gördük tehlikeyi. İlhan Selçuk, cumhuriyet'in başyazarı bugün çıkıp Demirel'i bize öneriyor, genç nesili arkasına alacak bir lider olarak bize sunuyor. demirel gibi, 50 yıldır türk siyasetine neler yaptığı belli bir adam hakkında söyleniyor bu. bunu söyleyen "teklikenin farkında mısınız" diyen kişi. evet, diğer tehlike bir tarafa, ben bu tehlikenin farkındayım. ilhan selçuk ki, staj yaparken gazetecilik ödülü alan, ve ödül aldığı haberi demirel'in yolsuzluk yapan yeğeni hakkında olan uğur mumcu'nun arkadaşı.


yeni şafak gazetesi,istanbul belediyesi'nden ihalelerle iş götüren birkaç müteahhitin "ulan niye bir gazetemiz yok" dediklerinden sonra ortaya çıkmıştır. etraflarına topladılar birkaç müslüman çocuğu, ki içlerinde arkadaşlarım da vardır, "vay din düşmanları şöyle yaptı, vay bize saldırdırlar" diyerek yıllarca bize bir şey anlatamadılar. işleri güçleri bu. bu müteahhit zihniyetle olacağın bu."

Nihat Genc IV


Turhan Selçuk, benim gözümde dünyanın sayılı grafik uzmanlarından biridir. müthiş bir üstad. çizgileri dünaynın en sağlam çizgileridir. ama gel gör ki, turhan selçuk 100bin tane karikatür çizdiyse, 99bin tanesi "türban". türban, türban, türban... çizeceksen yine çiz. ama açlığı da çiz, ekmeği de çiz. yok! türban da türban. vakit gazetesinin saldırgan üslubu ne kadar zararlıysa cumhuriyet'inki de o kadar zararlıdır."

romanya'da yılda bin defa petrol sondajı yapılıyormuş, bizde elli yılda bin beş yüz sondaj yapılmadı. haklılar! belki o kadar sondaj yapacak parayı bulsa, petrol da buluruz, kim bilir! ancak askeri bütçemiz ortada, yüz milyar dolarları silahlara yatırdık, durduk. tabii ki bizde sondaja para bulunmaz.benim kemalist petrolcü kardeşlerim elli yıldır halkın anasını .ikiyoruz, dağı taşı ikseydik, belki kan yerine petrol gelirdi!

Ecevit sade yaşamıyla hep örnek aldığım insandır. nicelerini gördük, hacıydı hocaydı, laikti, kemalistti... bir müddet sonra hepsi dolarlarla oynamaya başladı. ecevit bunu yapmadı. "küçük bir ev bana yeter" dedi. bugünün çocuklarına da örnek olarak göstereceğim kişidir."

Nihat Genc V


ne diyeyim, nasıl anlatayım, bütün arkadaşlarını kaybetmiş bir insan var karşınızda! fikirlerimle yalnız kaldım. gidecek yerim yok. gidecek bir yol yok. dairelerden aşırılmış sarı kâğıtlar vardı; bir de daktilom. hayatta başka şeyim yoktu. pantolonum kilotum dahi yoktu, bir taneydiler, yıkanınca hemen kurutup giyiyordum, ama bütün kitapçı dükkânlarından beni deli eden fikrin, felsefenin, düşüncenin kitaplarını kanımı satıp alıyordum. evet, kanımı sattım; zaten o yıllarda 53 kiloyum, kan sattım kitap aldım... bunu kaç kez yaptım.

bundan birkaç yıl önce, türkiyede, yapılan dünyanın en büyük bayrağıyla dikip guiness rekorlar kitabına girmesiyle ilgili.."bir ülkede hırsızlık, şerefsizlik, namusuzluk ne kadar artarsa, bunu yapanların arkasına sığındığı vatanseverliğin, bayrağın boyutu da o kadar artıyor.

Nihat Genc'ten bir fıkra...ikinci dünya savasi siralarinda karadeniz de bir kasabada belediye baskani olan zat, yokluk zamani oldugundan dolayi erzak dagitma isini deruhte etmistir. özellikle yag konusunda sıkıntı yasanmaktadır. belediye baskani ahaliye pek az yag dagitirken damadina teneke teneke yag göndermektedir. bunu farkeden temel kilikli bir vatandas belediye baskanina,ayıp olmuyor mu sayın baskan, bize bir sey verdigin yok, damadina teneke teneke yag veriyorsun der.belediye baskani ise piskin bir sekilde,o benim damadim cevabini verir,vatandas ise nolmus damadinsa, onun özelligini nedir der,belediye baskani da,o benim kizimi memnun ediyor diyerek vatandasin suratina hafif siritarak bakar.vatandas cevabi yapistirir,sen o yaglari bana ver, ben sülaleni memnun ederim.

12 Eylül 2006





60 YTL' ye Bir Tabak bonfile
& İçimizde Patlayan Turizm !


Bodrum’a gitmek üzere uçağın kalkış saatini bekliyordum.. Bir espresso söyledim.. Cıgaramı yaktım.. Espresso dediğim kahve.. Küçük fincanlarda gelir.. Fincanın ancak yarısını doldurur..Bir dikişte, bilemedin iki dikişte içersin..O sirada benim hesap önüme kondu.. Baktim.. Yarim fincan kahve için benden sekiz buçuk lira isteniyor.. Yani beş yildizli bir otelde içecegin viskiden pahali..Paris’in Charles De Gaulle havaalanında bir Euro’ya satılan (bir lira seksen sekiz kuruş) kahveyi sekiz buçuk liradan satıyoruz.“Çıkın adam soyun bari..” diye homurdana homurdana parayı verdim..

İki gün sonra bu kez İstanbul’dan İzmir’e uçuyordum.. Sabahın erken saati, karnım aç.. Bir sandviç ile bir sallama çay aldım..Yirmi lira uzattım.. Oğlan para üstü olarak yüz elli kuruş verdi.. İçimden “Bir çay bir sandviç on sekiz buçuk lira olamaz..” diye geçirirken avucu açık bekliyorum..Tezgâhtar avucuma para yerine on sekiz buçuk liralık fiş koydu..Bu kez “Çıkın adam soyun bari..” diye homurdanmadım.. Çünkü adam soyma fiili hafif kalacaktı, başka bir şey önersem ters anlaşılacaktı.. Etrafta çocuklar da vardı..Dünyada bir havaalanı kafelerinden daha pahalıya satılan kahve veya çay yoktur.. Rekor bizde.. Sanırım turistler üzerinde de iyi bir etki yapıyor..

Sonuç: Bizim hava meydanlarında yemek yemek uçakla iç hatlarda uçmaktan pahalı.. Bizdeki iki sandviç ile iki çay parasına özel şirketler yolcu uçuruyor....Selahattin Duman


Benimde bu konuyla ilgili aklıma gelen birsey, gecen aylarda Antalya havalimanında avrupalı turist bir tabak bonfileye 60 YTL verince yanlış hatırlamıyorsam ya avrupa insan hakları mahkemesine başvurmus yada başvurma hazırlığı yapıyormuş, ulusal basında haberdi ! Gaykedi



10 Eylül 2006





Gay'ler
Uzaylı mı?



Dünyada Yahudi soykırımı kadar bilinmez ama, Hitler Yahudilerle beraber on binlerce çingeneyi, komunisti, özürlü insanı, gayi ve lezbiyeni de gaz odalarinda öldürdü, hatta gaylerin bütün dünyada sembolü pembe üçgen kamplarda gaylerin ayrilmasi icin nazilerin onlarin elbiselerine taktigi isaretten gelir.

Hitlerin bunu yapmaktaki amaci gaylerin uzayli gibi baska bir ırk oldugu ve dünyayı ele gecirmek istedikleri paronayasıymıs, yani faşizm bu kadar bile şizofrenleşebiliyor! Evet uzaylıyız, gizli antenlerimiz sayesinde iki gay heryerde hemen birbirini tanır.




Wi-Max


Pakistan Bile 10 Wi-Max lisansı vermiş, Ukranya vermek üzere, bize ve hilkat garibesi bilişim politikamıza yuh yaa ...! Biz halen yok adsl kotasi, yok hızı yükselttik 1 megabayt yaptık,bide utanmadan sayfa sayfa ilanlar veriyorlar...resmen dünya teknoloi yarışında tavsan gibi kosuyor, biz kablumbağ gibi sürünüyoruz....Cep telefonunda da dünya 4G' ye geçti bizde halen 3G' ye bile gecemedik yasasin 2G, pardon kac telefon destekliyorsa Turkcell edge ile 2,5G :(

Aklıma bir fıkra geldi,dünyanın en gelismis bilgisayarına soruyorlar 2500 yılnda dünyanın hakimi kim olucak ? bilgisayar yanıtlıyor....Türkler....bilim adamları şaşırıyor...neden diye soruyor...herkez uzaya cıkacak dünya da Türklere kalacak diyor !

Wi-Max 10 kilometre çapında kapsama alanları oluşturan ve 10 megabyte ve üstü hızında internet servisi veren, ucuz bir teknoloji.




Akciğer & Beyin


Akciğerin kıvrımları açılıp yayılırsa,bir tenis kortu kadar alan ediyor.Her nefeste alınan havaysa o kocaman alanda,tenis topu kadar ancak geliyor. İnsana ne çok nefes lazım?

Beyin orta boy bir tepsi genisliğinde yüzeye sahip, bir düşüncenin hiç denecek kadar yer işgal ettiğini düşünürsek, havadan daha fazla insana düşünce lazım. Zihin dolu olmamak kendine yazık etmektir...


Tahir M. CEYLAN






Atatürk' ün Alevi Kökenleri
ve Dini İnançları ;



Tarihçi Cemal Şener:


Atatürk dindar değil, laik, demokrattı. Bunun sebebi Alevi-Bektaşi meşrepli ve Türkmen kökenli olmasıdır. İslam coğrafyasında laik cumhuriyet varsa bu da Mustafa Kemal'in bu meşrepten olması nedeniyledir. Dindar değildi, laik insanlarınki kadar tanrı inancı vardı. Yaşam biçimi Sünnilerinkinden çok Alevi-Bektaşilere yakındı.


Tarihçi Yavuz Bahadıroğlu:

Elimde 1930'lu yılların 'Lise 2 Medeni Bilgiler' kitabı var. Bu kitapta, milleti millet yapan unsurlar arasında din yoktur. Tarih kitabında, Hazreti Muhammed Arap peygamberi olarak gösterilir. Kuran, peygamberin fikirleri olarak ifade edilir. 'Muhammed'in karıları' denilir. Bu kitaplarda dine hakaret yok ama dindarlık da yok. Atatürk dindar değildi ama dünya işlerine müdahil olmasını istemediği bir tanrı inancı var.


Atatürk'ün alevi kökenli oldugunu bilmiyordum bunu duymak beni mutlu etti, alevi kökenli degil sünni kökenli olmamiza ragmen alevi kültürüne ve hümanizmine, arap kültür emparyalizmine direnerek Türk kültürüne ve diline sahip cikmalarina, eski türkler gibi kadına değer veren, hayvan gözüyle bakmayan eve kapatmayan değerlerine, gönül gözü tamamen acik olan Yunus Emre'ye, Aşık Veysel' e ve Alevilerin sevgi dolu inanclarının güzelliklerine ailecek hayranız... Gaykedi


09 Eylül 2006


Özal ve Adnan Kahveci' nin Süpheli Ölümleri ve Kürt Sorunu I

Başbakan Erdoğan, "masa" lafını, hatta daha da önce "Kürt sorunu" ifadesini ağzından kaçırdığından beri, bu sözcükleri yutmaya çalışıyor.Bu vesileyle Özal'ın 13 yıl önce "Kürt sorunu"nu çözme yolunda attığı tarihi adımı hatırlatmak istiyorum.Erdoğan, "Kimseyi 'Ben Türküm' demeye zorlayamazsınız" dedi ya,Cumhurbaşkanı Özal da Mart 1991'de, yani tam 15 yıl önce şöyle demişti:"Adam kendine 'Kürt' diyorsa, 'Hayır, Sen dağ Türküsün' denmemeli".

1992'de 57 kişinin öldüğü nevruzun ardından çözüm için arayışa girişti. Danışmanı Adnan Kahveci'ye bir "Kürt raporu" hazırlattı. Özetle şöyle diyordu: "Bugün Kürt sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Çözüm için cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek, Kürtlerin siyasal hakları verilmelidir. Bu durum Türkiye'de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğini de ortadan kaldıracaktır." devamı aşağıda

Özal ve Adnan Kahveci' nin Süpheli Ölümleri ve Kürt Sorunu II

Ancak yıllar sonra atılabilecek adımların nüvesiydi bu rapor...O yaz Özal TRT'nin GAP kanalından Kürtçe yayını ve Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını savundu. Bir yandan reform adımları atılırken, öte yandan askeri harekât sürüyordu.Bunun üzerine Öcalan 1993 Mart'ında ateşkes ilan etti.Öcalan'ın Bekaa'daki basın toplantısına katılan gazetecilerden Cengiz Çandar, Özal'ın danışmanıydı ve "sessiz diplomasi" için gelmişti.

Öcalan'ın "olaysız nevruz" sözü vermesinin ardından Özal, "PKK'yı dağdan indirme planı"nı yaptı.Ateşkesi kalıcı kılmak için af çıkararak dağdakileri indirmeyi düşünüyordu. Kimseyi öldürmemiş olanlara dağa çıkmadan önceki hayatlarını garantileyecek, yöneticilere ise 5 yıl suç işlemezlerse otomatikman siyasi haklara kavuşma sözü verecekti.Özal'a da "Eşkıya ile masaya oturulmaz" dediler.Zaten o da PKK ile doğrudan temas yerine Meclis'te bölge halkını temsil eden HEP'lilerle görüşüyordu....devamı aşağıda

Özal ve Adnan Kahveci' nin Süpheli Ölümleri ve Kürt Sorunu III

Ateşkesin bitmesine 2 hafta kala HEP'lileri Köşk'e çağırdı."Çözüm için zamana ihtiyaç var. Gidin ateşkesi uzatmaya çalışın" dedi. "Size de saldıracaklar bana da, ama bu el yakıcı sorunu birlikte çözmek zorundayız" diye ekledi.HEP'liler Bekaa'ya giderken Özal Türki cumhuriyetler gezisine çıktı. Ama aklında hep bu sorun vardı. Orada en yakınlarına planını açıkladı:"Her şeyi göze alarak çözüm formülümü ilan edeceğim. Bu momentumu kaçırmamalıyız".

Gerekirse bu çözüm için siyasete dönmeye karar vermişti.HEP'liler Öcalan'la görüştüler.Öcalan 16 Nisan'da "süresiz ateşkes" ilan etti.Şimdi Özal'a çözüm için yol açılmıştı.HEP'liler o gece Bekaa'da Özal'ın yapacağı tarihi açıklamayı dinlemek için TV başına geçtiler.İlk haberde donakaldılar: Spiker "Özal'ın kalp krizinden vefat ettiğini" söylüyordu.Boşuna değil Başbakan'ın ani fikir değişikliği...Cesaret isteyen işler bunlar..."Masa", sağlam kaldırılmazsa, çöküverir insanın başına...Can Dündar

Özdemir İnce bugünkü yazısın da ;


Avrupa Birliğininin Türkiye' ye karşı saçma isteklerini ve eleştirilerini,bizi evlenme vaadiyle iğfal etmeye çalışmaya benzetmis...ilginc bir benzetme ama ben bunu avrupalı Türk bir çiftin ilişkisinden cok daha karmasik bir toplu nikaha benzetiyorum,bu nikahta bagzi kisilerin niyeti kötü (mesela Fransa ) evlenme vaadiyle Türk kızını kullanmak istiyor...diger çiftlerin ilişkileride bir alem,yani bu cok çetrefilli bir iliski...

benim aklima gelenler diger olasi çiftler ;

ona gercekten deger veren ispanyola,evlenmeden elimi bile tutamazsin diyen binbir naz yapan kezban Türk kızı

babasının zorunla nisanlanmış evlenmemek icin herseyi yapababilecek biraz catlak miliyetci asena hanım kızımız

İngiliz gay ile evlenmek isteyen bir Türk gay,bu çiftimiz düğünde protesto edilmekten kavga cıkmasından korkuyor....avrupa birligi konusunda en büyük samata gay haklari konusunda cikacak bakınız bu konuda ki bir yazım http://gaykedi.blogspot.com/2006/08/bursadaki-gay-yrysne-gsterilen-cirkin.html

bu evliligi şişman Alman kızıyla sırf almanyaya amcasının yanına gitmek icin yapmak isteyen bitirim Türk delikanlı..

kavgacı durmadan birbirini yiyen görgüsüz Yunanlıyla Türk çifti...

Örnekler daha da çoğaltılabilir,sizinde varsa aklınıza gelen yorumlara yazın....Gay kedi

08 Eylül 2006





Kürt
Sorunu !


Bu güne kadar hem Kürt sorunu, hem sağ-sol olayları konusunda ülkemizin yaşadıgı en sorunlu günleri yasadim..kücükken kürt kelmesinin bir küfür gibi kullanıldıgını hatırlıyorum, bir yanlışlık,kabalık, cirkinlik yapıldıgı zaman söylenen kürt müsün lan sen lafı kulağımda yer etmiş, ama biz bunu hep yapıyoruz, bizler ermeni, yahudi, gavur hatta mesela, karı gibi diyerek kadınları bile küfür olarak kullanmadık mi, ben bir gay'im halen, escinsel anlamlı kelimeleri küfür, hakaret olarak kullanmıyor muyuz..

aslında ülke olarak kabül etmemiz gerekirki sorunumuz ne kadın-erkek,ne kürt-türk önce bütün bunlar bir insan hakları sorunudur...90 Yıllarıydı sanırım Rahmetli Özal Kürtce üzerindeki yasakları yazılı basında kaldırınca bir kesim gene karşı çıkıp etrafa cılgınca korku yaymıstı, yok bölünecegiz yok, devleti ele geçirecekler !..aynı şey kürtce radyo tv konusundada oldu, Türkiye sanki hamur tutkalından yapılmış öyle hemencik dağılıverecek bir ülke...










90 lara kadar bu ülkede Kürt kelimesi tabuydu ve pek agiza alinmazdi, sanki o kelimeyi yok sayarak kürt sorununuda yok sayacaktık...ben gay oldugum icin askere gitmeme hakkımı kullandım, ama yapan arkadaslarımla konusmalarımda onların şaşkın itiraflarını dinledim...Hic Türkce bilmeyen nineleri, ilkokula başlamış halen türkçe konuşamayan çoçukların hikayelerini anlattılar, şaşkınlardı, biz bunları hiç bilmiyorduk,kimse anlatmamıştı diyorlardı.....

ailecek 80 senedir yaşadığımız semt istanbulun eski bir semti, semtimiz sakinleri sonradan göcmenlere sanki ilçelerini ele geciriyorlar güzüyle korkuyla bakıyor, evet 20-30 sene önce ilçemiz bu kadar kozmopolit degildi, ama o insanlara kızmaya hakkımız var mı, çünkü senin benim beyenmedigim ağır işleri yapıyorlar, kapıcılık, insaat işciligi gibi...sende niye geliyorlar diye kızıyorsun bu ırkçı Almanların Almanya' da ki Türklere kızmasına benzemiyor mu ?










Komşum geçen sene asker kardeşini teslim etmek icin diyarbakıra gitti, orada evli bir garsonla muhabbet etmiş, adam 2 iş birden yapıyormuş ve iki maaşının toplamı, arkadaşımın burada işe yeni giren bir ofisboya verdigi kadar, ora da bambaşka bir dünya var dedi, anlatti üzülerek...Sevgili Yılmaz Erdoğan' ın şiddet konusunda ki mektubu hakkinda insan tabi ki eleştirebilir ama milliyetçi sitelerde yazılan hakaretleri bir görseniz, mideniz kalkar...

Annem aşure yapmıştı geçen sene, konu komşuya dağıtırken evimizin önünde tek başına kaldırım tamir eden orta yaşlı bir kürt görmüş, bana ona da aşüre götürürmüsün dedi, ılık ılık annecigimin nefis portakallı aşüresinden kocaman bir kase götürdüm, tabagi almak icin beklerken biraz muhabbet ettik, bana memleketteki cocuklarindan bahsetti ve tabi biraz kürt sorununa girdik, ona dedimki siz sizin psikopatlara sahip çıkın, bizde bizim delilere sahip cıkalım dedim, gülüştük....ve tam tabağı alacağım dibinde cok az bıraktı, bu da kuşların hakkı dedi ve duvarın üstüne boşalttı...gelince anneme de anlattım, bu yaptığı hareket o kadar hoşuma gittiki anlatamam...birbirimizden öğreneceğimiz cok şey var, en başta da bir arada yaşamayı öğrenmek.....


07 Eylül 2006





Atatürk ve Din Hakkında
Uzmanların Görüşü I



Doğu Perinçek İşçi Partisi Genel Başkanı

Atatürk hiçbir görüşünü gizlememiş, el yazısıyla yazmıştır. 1930'ların lise 1, 2, 3 ve 4. sınıf tarih kitaplarında, el yazısıyla not tutmuş, din hakkındaki görüşlerinin kitapta yer almasını istemiştir. Medeni bilgileri kitabında da var bunlar. Özetle şunları söyler: 'Allah fikri, Mısır'da belli toplumsal süreçlerde ortaya çıktı. Kabilelerin allahları vardı. En son biri hâkim olunca kendi allahını kabul ettirdi ve siyasi süreçlerde allah fikri doğdu. Hazreti Muhammet, devrimciydi fakat Kuran, vahiy yoluyla gelmedi, kendi fikirlerinin ürünüydü.' Atatürk ders kitaplarında, doğanın üstünde hiçbir varlık olmadığını yazıyor.


Erdoğan Aydın,Yazar

Mustafa Kemal'in 'ateist' olduğunu düşünüyorum. 1930'lu yıllarda çıkan tarih dersi kitaplarında, Hazreti Muhammet için 'Döneminin önder kişiliğidir ve İslam'ı düzenlemiştir, Arap peygamberidir' denir. Kendisi bir yönetici olarak, her türlü dini ve şeriatçı yorumu tasfiyeye uğraşırken, dini sosyal kontrol mekanizması olarak korudu. Kişisel hayatında dine ait en küçük bir öğe bulunamaz. Kurtuluş Savaşı'nda ve sonrasında İslami basınçla karşı karşıyaydı. Kendi yoldaşları bile dindardı. Cumhuriyet'in organize edildiği süreçte, dindar olmadığı halde, onu dine sahip çıkar gibi gösterirler. 'Bizim dinimiz en ileri dindir' ifadesi buradan gelir.






Atatürk ve Din Hakkında
Uzmanların Görüşü II



Prof. Dr. Baskın Oran


Mustafa Kemal konusunda aynı tahminleri yürütüyorum. Deisttir (tanrıya inanan, dini reddeden). Tanrıcıdır fakat dinle pek iştigal etmemiştir. Ancak Mustafa Kemal'e desteği şu veya bu biçimde azaltacak her bilgi saklandı. Bu bilgilerin açıkça sansür edildiğini sanmıyorum. Çünkü korku ve saygı iç içe geçmişti.


Doç. Dr. Halil Berktay

Pozitif bilimlere çok inanan, dini inanışları iskonto eden bir nesil bu. Hepsi ateist değil. bilimciliği yücelten yerde duruyorlar. Bazıları için ateizm, bazıları için de deizm denk düşüyor. Genel bir tanrı inancının insanlığa yararı olduğunu söylemekle beraber İslami kurum ve geleneklere karşı ortadan kaldırıcı politikalarını savunur.


Ayşe Hür,Yazar

Biyografisini yazacağını düşündüğü adama böyle bir imaj çizdiğini sanmıyorum. Aslında Mustafa Kemal din konusundaki görüşlerini, İzmir Konferansı'nda aktarır. Kendisi Fransız sosyologlarından etkilenmiştir. Dini modernleşmenin önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyor.

alinti Radikal gazetesinden
yazarların görüsleri biraz kısaltilmistir,tamamı icin icin link;