31 Ağustos 2007




Soytarılık !

Sanat o kadar soyut ki, nerede soytarılığa dönüşüyor onu çözemiyorsunuz. Toplum buna duyarsız ve eğlence üzerine kurulmuş olunca soytarılıklarla sanat da karışıyor. İsim de yapmış olduktan sonra her türlü soytarılığı yapabiliyorsunuz.


Müzikolog, besteci ve orkestra şefi Dr. Emre Aracı.


30 Ağustos 2007




Cop Sokmak !

Balçiçek Pamir'in Aziz Nesin'in oğlu, Matematik Prof. Ali Nesin'le yaptığı röportajdan;

Aziz Nesin'in bir lafı vardı. "12 Eylül'de herkes askerci oldu, dinciler gelirse herkes onların peşinden gider" diyordu. Katılıyor musunuz?

-Doğru... Türk halkı devletin peşine takılır. Babamın başka bir lafı daha vardı. "Kabadayı yanındaki kıza laf atanı gider bıçaklar ama karakola çağırılıp cop muamelesine sesini çıkarmaz. Çünkü onu devlet sokmuştur."

Bu ülkeye ne zaman tam anlamıyla demokrasi gelir? -Ne zaman biliyor musunuz? Günde beni beş defa namaza çağırıyorlar. Ben de yılda bir defacık, ey ahali namaza gitmeyin diye bağırıp linç edilmiyorsam, o zaman tam anlamıyla demokrasi gelmiş demektir. Öyle bir şey söylediğinizde önce aydınlar karşı çıkar.









Aziz Nesin ateistti. Ya siz? -Babam "Allah yoktur demek saçma çünkü kanıtımız yok varolmadığına" diyordu. "Bütün bu dünya nasıl çıkıyor, mutlaka bir şey olmalı, biz anlayamıyoruz" diye devam ediyordu. Geldiği nokta oydu. Bu söyledikleri beni şaşırtmıştı. Ben onun kadar da inanmam.

Sokakta bizimle "Aziz Nesin'in çocukları" diye alay ederlerdi. Bir gün babam dedi ki: "Bunca şey çektim, bunca uğraştım Türkiye'nin geldiği yere bak, hiçbir işe yaramadı. Keşke yapmasaydım." Sonra durdu ve ekledi: "Seçeneğim yoktu ki, başka türlü davranamazdım ben, mecburdum, beni ben yapan oydu çünkü."


29 Ağustos 2007




Şeyist !

Biz talebeyken şeydik
İyi arkadaştık şeylen
Biliyorsunuz şeylen şey olunmaz
Ben şeyi bitirince babam
Şey dedi Şey Partisine girdim
Zaten Şeyle evlenmiştim
Şey şeye gidelim dedi gittik
Şeysiz de olmuyor döndük
İki şeyim oldu büyüdüler
Doktor sende bir şey var diyor şimdi
Tabiy bende bişey var: sayamadığın kadar
Kimse dokunamaz benim şeyime
Çünki ben bişeyim
Her şey de bişeydir ama
Ben başka bişeyim
Ben Şeyim

Can Yücel (1926-1999)


28 Ağustos 2007




Yalamayın, Yalatmayın !


Sevgili ağbilerim ablalarım, kadın da olsanız, erkekte olsanız, evli de olsanız, bekar da olsanız, arkadan çekişli yiğit ya da erkek fatmada olsanız, ne karpuz ne muz yalamayınız, yalatmayınız, çünkü Diyanet'in "oral seks günah" açıklaması var, bu söylediklerimi dikkate alınız, yalayanları insanlık namına uyarınız.

Diyanet Oral seks İhbar Hattı; 3+*21# (24 saat motorsikletli kırbaçlı din polisimiz, sapıkları cezalandırmak için hizmetiniz de, bir telefonunuz yeterli)


Ortada, süper laik olduğunu iddia eden devletimiz ve insanların birbirini nasıl, ne şekilde yalaması gerektiğine bile karışan, katrilyonluk bütçeli devlet kuruluşumuz diyanet, kocaman bir pehh! atlıyayım ben böyle laikliğe, şimdi aklıma geldi gene;
Diyanet işleri bünyesindeki dini sorular komisyonunun, "kadının örtünmesi dinin gereğidir" açıklaması var.








Yani: bir kısım devlet memuru, "başörtüsü siyasi simgedir" diyerek yasaklıyor, başka bir kısım memur, "hayır, dinin gereğidir" diyor. her iki grup da maaşını devletten alıyor. biz de bu çelişkiyle yaşayıp gidiyoruz

Konuyu birde türban konusuna girerek iyice dağıtmayalım, Haber Star Gazetesinden efendim; "Diyanet İşleri Başkanlığı Fetva Kurulu, ‘oral seks’ konusunda bir vatandaşın sorusuna gözönünde bulundurarak, konuyu görüştü. Oral seksin insan fıtratına aykırı olduğunu, cinselliğin yolunun belirlenmiş olduğunu bu yüzden de caiz olmadığını açıkladı."









Kusur kalmasınlar Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'da Diyanet'in görüşünü destekliyor; "Oral, anal seks ve benzeri şeyler son yıllarda bize batıdan yansıyan sapkınlıklardır. Türk-İslam ahlakına, örfüne kesinlikle aykırıdır."


Burada hemen bir parantez açıp Osmanlının Fatih dönemi ünlü şairilerinden Sagari'nin kendi mezar taşına yazdırdığını okuyoruz; "Anın içün mezarım üstünde Ben bu eşcârı böyle vaz'etdim Ta gören sormadan bile halim Bu cihan içre eyledim n'etdim Bir boyu serv, çeşm-i bâdâmın Şeftalisine doymadım gitdim"

Ben bu arada öpüşmenin fıtrattaki yerini merak ettim, malum oda üremek için yapılmayan sadece zevk için yaptığımız bir eylem!




27 Ağustos 2007





Ereksiyon Halindeki Zeka !

Çok küçük yaşlarda 7 yaşında ensest var benim hayatımda. 14 yaşında bir Aczimendi tarikatı üyesinin Şehzadebaşı camii’nde tacizine uğradım. Hatta çok yakın bir tarihte Ankara’da İranlı dışişleri grubunun tacizine de uğradım, oteli o gece terk ettim, bizim mecliste de var dostlarım yani.

Ama hiçbir şey sonradan olunmuyor, öyle doğuluyor. bu bir tercih değil, hastalık da…Üst üste 3 erkek doğuran kadınların yüzde doksanında 3 erkekten biri eşcinsel olarak doğuyor, yapılan istatistikler bunu gösteriyor.

Anayasamızda eşcinsellik özgürlükler kapsamı altına alınmıştır, suç teşkil etmez; dolayısıyla suç teşkil etmeyen bir davranış biçimi cezalandırılamaz. Şimdi ben hak ve özgürlüklerimin ne olduğunu öğrenmek için çok fazla mesai harcıyorum, anayasa okuyorum, Tck okuyorum.










Bütün bunların yanında Tbmm’nin çıkardığı kanun hükmündeki kararnameleri de takip etmek zorunda kalıyorum; çünkü kanun hükmünde kararnameler kanunu çürüten kararnameler çoğunlukla. İki kişi affedilsin diye binlerce sabıkalının sokaklara salındığı zamanları biliyoruz.

Benim Konya’dan, Kayseri’den fundamental Müslüman, takkeli, sakallı eşcinsel arkadaşlarım var. Yaşadığı küçük çevre, aile baskısı, gelenekler, Ortadoğu’da yaşıyor olmak, Müslüman bir coğrafya olması…

Ben Suudi Arabistan’da gördüklerimi dünyanın hiçbir yerinde görmedim. Bu kadar marjinal yaşam ve davranış biçimini, Cidde’de, Riyad’da villa partileri içinde gördüklerimi dünyanın hiçbir yerinde görmedim. "Bu saatten sonra benim secde edeceğim tek Kabe ereksiyon halindeki zekadır; o da Allah-u Teala’dır."


Bu alıntılar Barbaros Şansal'lın Türkiye'nin en önemli eşcinsel dergisi Kaos gl'den Erkan Alçam'a verdiği röportajdan.


26 Ağustos 2007




Platonik Aşk !

"Onun tarafından düzülmedikçe rahat etmeyecek içim, geçirdikten sonra öyle bir yatıracak ki bacakları üstüne beni, bir Pieta'nın* ölü İsa'yı kucağında tutuşuna benzeyecek duruşumuz"

Jean Genet'nin Querelle kitabından.



* Kucağında ölü İsa'yı tutan Meryem tasviri.

25 Ağustos 2007




Cumartesi Neşesi !

Gay bir delikanlı taksiye binip hayli gittikten sonra cüzdanını evde unuttuğunu fark etmiş, ve hemen durumu şoföre anlatmış "Lütfen hemen durun.." demiş telaşla, "Size para ödeyemem.. Zaten taksimetre 10 lira olmuş bile.."

Yakışıklı Şoför delikanlıyı dikiz aynasından süzmüş, "Önemli değil.." demiş yutkunarak, "İlk karanlık sokağa gireriz, ben yanınıza gelirim, penisimi biraz okşarsınız.." "Hayatta olmaz hak geçer.." demiş gay delikanlımız, "O en fazla 5 lira eder..!"


24 Ağustos 2007





Pierre et Gilles !


Sevgili Tanrıçam Goddess Artemis beni mimlemiş ve en çok etkileyen fotoğraf sanatçısını ve resmi sormuş, cevabım gayet net, Fransız gay fotoğrafçılar ve aynı zamanda iki sevgili olan Pierre et Gilles* çifti tabiki.

Yüksek ölçüde stilize edilen, bol rötuşlu fotoğrafların sahibi, bu hanım ağbilerimiz, popüler kültürden ilham alıyorlar ve tabi cinsellik, din**, mitoloji ve eşcinsel kültür özellikle sevdikleri temalar. Farkındaysanız bunlar benim de üzerinde en çok yazdığım konular :)

Yaklaşık 15-20 sene önce, Türkiye'de basımı olmayan bir kitaplarıyla keşfettiğim bu ikilinin, benim fotoğraf zevkim üzerindeki etkilerini, blogumda kullandığım bütün resimlerde bariz görebilirsiniz.










Fotoğrafta canlı renkleri, mizahı, öyküyü, kurguyu ve, biraz bütün Gay'lerin çok sevdiği söylenen Kitsch kültürünün albenisini seviyorum. Siyah beyaz fotoğraf, bana nedense renkli fotoğraf kadar zevk vermiyor. Bu yüzden de blogum da açıkçası neredeyse hiç kullanmıyorum.



*
Pierre Commoy (1949), Gilles Blanchard (1953).


** Popüler kültür deyince, işin içinde dinin ne işi var, demeyin, bakın dünyaca ünlü edebiyat kuramcısı, düşünür Terry Eagleton ne diyor, geçen aylarda okuduğum bir söyleşisinde;

"Batı Avrupa solunun teolojiyi bu kadar görmezden gelmesine, din karşısında bu kadar kayıtsız kalmasına hep şaşmışımdır. İşin gülünç yanı, kültürel sol bir de en çok ilgilendiği şeyin popüler kültür olduğunu iddia ediyor! Din kadar etkili, derin, kalıcı, zengin ve popüler olan kültür alanı mı var?"





http://www.google.com.tr/search
http://en.wikipedia.org/wiki/Pierre_et_Gilles



23 Ağustos 2007




Çiğ Patates !

Kokuyla ilgili son bir yazı efendim...yıllar önce TRT ekranlarında çocukları bilimi sevdirmek için adını hatırlayamadığım bir program vardı, burada gözleri ve burnu kapalı bir kaç kişiye elma gibi soyulmuş çiğ patates yediriyorlar, yediğiniz şey nedir diye soruyorlardı, onlarda elma diyordu...

Aslında fazla farkında değiliz ama sonuçta dilimiz sadece acı, tatlı, ekşi, tuzlu olmak üzere sadece birkaç tat algılayabilirken burnumuz on binlerce kokuyu ayırt edebiliyor...çünkü dil ve burun senkronize çalışıyor ve biz bunun çok ayırdında değiliz...inanmıyorsanız burnunuza bir mandal takın ve çok sevdiğiniz bir yiyeceği bir parça yeyin bakalım :)









Ve bu profosyonel Gurmelerin & Tadım uzmanlarının neden sigara içmemeye özen gösterdiklerini de açıklıyor, tabi ki yemeklerin tadını daha iyi algılayabilmek için bunu yapıyorlar....Yaşlanmayla gelen koku azalmasının arttıran tetkleyicilerinden biri de çoğumuzun az çok içtiği sigara yani...

Bu arada yazının başlığı "Çiğ Patates" bana yıllar önce bir Kore lokantasında yediğim kürdan gibi incecik ve uzun uzun doğranmış çiğ patatesten yapılan salatayı ve üstüne tatlı olarak yediğim muz kızartmasını hatırlattı, bööğğ demeyin hemen hiçte fena değillerdi :)


22 Ağustos 2007




Ruhsal İskeletimiz !

Koku deyince, herkesin neden en çok çocukluğundan bahsettiğini buldum, yaş ilerledikçe koku duygumuz azalıyormuş, yani çocuklukta duyduğumuz kokuları daha güçlü duyuyor, hissediyormuşuz.

Artı, ruhsal iskeletimizin çocuklukta oluşması, bir binanın temeli yada onu taşıyan kolonlar gibi, ruhumuzun, duygularımızın, çocuklukta şekillenmesinin etkisi de çok bunda. Yani psikologların, psikiyatristlerin çocukluğumuza takmış görünmeleri, onu kurcalayıp durmaları boşuna değil, bir bildikleri olduğundan :)

Bu arada yaa, illa mimlenmek istemek arkadaşlarıma sitem ediyorum, mahallede oyuna katılmak için illa devet edilmeyi bekleyen utangaç çocuklar gibi yapmayın yaa biraz yırtık olun, bu yazıyı okuyan herkes mimlenmiştir, bu mimi beğenmeyen benim yaptığım gibi kıçından mimde uydurabilir :)


21 Ağustos 2007






Hüzünlü Kokularım !


Ne zamandır duymadığım bebek kokusu, bana çabuk bir bebek bulun.

Akşam üzeri bir sokaktan geçerken duyduğum, biber kızartması, balık, köfte yada yemek yaparken kavrulan soğanın kokusu.

Eski bakkalların hafif rutubetli kokusu, yada annemin beni çocukken birşey almaya gönderdiği manifaturacıdaki kumaşların ve ipliklerin o garip kokusu.

Sahilde yosunla karışık deniz kokusu.

Rahmetli babaannem, banyodan yeni çıkmış saçlarını tararken, yanına sokulunca duyduğum, mis gibi o eski klasik banyo sabununun kokusu.

Bir kuruyemişçinin önünden geçerken gelen, taze çekilen kahve yada kavrulan leblebi'nin insanı çıldırtan o baştan çıkartıcı kokusu.









Sevdiğimin yada annemin göğsüne uzandığımda duyduğum ten kokusu.

ve son olarak, artık pek duyamadığım, hazır dondurmaların olmadığı eski zamanlarda kalan bir koku daha...Dondurmacının önünden geçerken duyduğum taze kornet vanilya ve zannediyorum mahlep & sahlep'le karışık süt kokusu.

Benim kıçımın neyi eksik ayol, böylece bende kıçımdan bir mim uydurmuş oldum, Katharsis, Goddess Artemis, Wolkanca, Misokedim, Aslıberry, Endişeliperi ve Nonim hadi eller kaleme, pardon klavyeye bakalım...Acı tatlı unutulmaz kokularınızı bekliyorum.

Şimdi aklıma geldi acı veren koku deyince Yalova'da yaşayan bir gay arkadaşım 17 ağustos depreminden bir kaç gün sonra sonra şehre yayılan ceset kokusunu hiç unutamadığını söylemişti :(


20 Ağustos 2007





Kızlık Zarımı,
Fare mi kemirdi !



Sabah gazetesinden Dr. Eren Eroğlu'na dün sorulan, bu güne kadar duyduğum en aptal kızlık zarı sorusu, aman okumadıysanız gözden kaçmasın efendim;

...21 yaşında bir genç kızım. Ben henüz küçükken evimizde fareler varmış ve kardeşimin burnunu kemirmişler. Acaba beni de herhangi bir şekilde kemirmişler midir diye tam anlamıyla yani jinekolojik yönden muayene olmak istiyorum. Yani kemirmişse bu durum belirlenebilir mi? Bana hastanelerin hangi dalları yardımcı olur; adli tıp mı, laboratuvar mı? B.D.G./İzmit...


http://arsiv.sabah.com.tr/2007/08/19/gny
#



19 Ağustos 2007




Hıyarların Aşkı !

Aşk doğuştan hormonlarla ilgilidir, ama aynı zamanda kazanılması, edinilmesi gereken de bir seydir. Emek ister. Hormonu iyi salgılayan aşık olduğunu sanabilir, çıldırabilir, azabilir, ama aşk ayrı birşey. Bir sanat, bir güzellik yaratmaktır aşk. Hıyarların, hamhalat heriflerin işi değildir.

Diyelim ki kızın birini görüyorum, içime bir ateş düşüyor ve aşık oluyorum. Yok, öyle yağma, böyle beleş bir şey olabilir mi? Ateş düştükten sonra ne halt yediğine bağlı olarak aşk olur ya da olmaz.








Ateş düştükten sonra o ateşi düşüren kişiye gidip onu söndüreyim hemen diyorsan, orada aşk yoktur.. Ama aşk düştüğünde; kendimizi, hayatı, yaşadığımız kültürü anlamaya ve dönüştürmeye çalışıyorsak, iste aşk odur. Bize insan olduğumuzu hatırlatır ve büyük bir sorumluluk yükler. Aşık olduğum zaman aklıma şu gelmeli, aşığım, demek ki yapacak çok iş var.

Yani aşktan aldığımız enerjiyle bir yere bir ağaç dikebiliyorsak, bir insana yardım edebiliyorsak, farklı kitaplar okuyabiliyorsak, gereğini yerine getirdiğimiz şeydir.

Aşk eşittir sevgili değil, iki kisilik de değil çok kişiliktir aşk. Bütün dünyayı düşman belleyip Leyla'yı sevmek değildir. Leyla'da bütün insanlığı sevmektir.

Felsefe Prof. Ahmet İnam


18 Ağustos 2007




Cumartesi Neşesi !

Bu hafta cumartesi neşesinde, fıkra yerine, gerçek bir kara mizah örneği var efendim, İngiliz Times Gazetesi'nin yayınladığı, dünyanın en büyük abukluklarında okuduğum, tuhaf ve komik bir şeriat uygulaması.

Daha önce bahsettiğim Azar Nafisi'nin "Tahran'da Lolita okumak kitabında anlatılan" "Şeriata Göre Hayvanlarla Seks" bahsinden sonra duyduğum en tuhaf şeriat hükmü.

Bahreyn’de erkek jinekolog doktor, kadın hastasını ancak aynadan bakarak muayene edebilir. "Ayna ayna söyle bana, hastamın vajinasının nesi var?" ha ha haa :)


17 Ağustos 2007




Bir Başka Kayserili !

Unutulmuş bir Kayseri köyünde yaşayan Sarafyanlar’ın 112 yıl önce bir oğulları doğar. Asadur.. Hamidiye alaylarından kaçarak kendilerine sığınan bir çingenenin falına göre Sarafyanlar yok olacak, ama Asadur denizler aşarak büyük insan olacaktır.

Talas’ta okuyan Asadur 18’ine gelince İzmir’deki öğretmen ablasının yardımı ile yenidünyaya yelken açmış bir gemide ABD göçmenleri arasındadır.

O, New York’a ayak basıp kendisine yeni bir hayat kurmaya başlarken, geride kalan ailesi yok olacaktır. Asadur Chicago’da marangozluğa başlar. Ermeniler’in efsanevi el maharetleri ona bir meslek kazandıracaktır.








İş bulma kampanyasından kendisine düşen şirket Mitchel Motor Company’dir. Makine çizimleri ve çalışma kapasiteleri hakkındaki öngörüleri kısa sürede dikkat çeker ve Asadur firmanın başmühendisliğine yükselir.

Kayserili Asadur, önce hoşnutsuz olduğu kendi arabası için, ardından General Motor için ve nihayet Skorsky helikopterleri için otomatik vitesi keşfeder. 1976’da seksen bir yaşında Oscar Banker adıyla dünyadan ayrıldığında buluşları da bu isme kayıtlıdır.

Çok merak ettiğim bir sorunun cevabını bu hafta Agos’ta buldum. Anadolu’dan hiç mi icat çıkmaz, siyaset müdavimi kahvelerde parti tokuşturanlar nezdinde bir alet keşfetmek neden itibarsızdır, hiç mi dehası yoktur Anadolu’nun, diye merak ederdim.

Nihayet Agos’ta yayınlanan bir hayat hikayesinde otomatik vitesin mucidinin Anadolu göçmeni bir Ermeni olduğunu okuyunca derin bir nefes aldım. Ayşe Önal



16 Ağustos 2007




Rüya !

Rüyalar olmadan sırlarla konuşamayız… Ağlayarak uyandığında oraya gitmişsindir.

Gülerek uyandığında. Ölüler sana geldiğinde. Sinekkuşları gördüğünde. Sevgilin senden uzaktayken, bir an gözlerini açıp, uyuduğu odayı görürsen oraya gitmişsindir.


Ataların sana gelirse ve onlarla başka bir şehre gidersen. Ölmüş baban seni affettiğinde, ölmüş annen kucakladığında. Uyanıp odanda yabancı bir koku duyduğunda, garip bir parfüm ya da duman ya da bilmediğin çiçeklerden bir koku, o zaman oraya gitmişsindir.

Eteğinde çiy, ellerinde tüylerle uyanabilirsin, dudaklarında hâlâ bir öpücüğün tadı olabilir. Melekler bu bölgede dolaşır. Ve ruhlar…


Manu Chao'nun memleketi Tijuana doğumlu yazar Luis Alberto Urrea'nın 'Sinekkuşu'nun Kızı' romanından bu satırları Aycan Saroğlu'nun bir yazısında okudum.

15 Ağustos 2007




Beyaz Yalanlarım !

"Wolkanca" bizi ebelemiş-sobelemiş, üstelik katılmayanlar Fatih Ürek olsun diyerek, aslında bu beddua beni etkilemez ama biz yazalım bakalım, masum, ak ve pirüpak yalanlarımızı.

Mutsuz görünen bir iş arkadaşıma, üzerindeki yeni tişörtü çok beğenmesem bile, ona çok yakıştığını, harika olduğunu nereden aldığını sormak ( sonuç; arkadaşınızın birden keyiflenerek, size aldığı yerin adresini vermeye başlaması, dostunuzun o an aklında ne sıkıntısı varsa, onu unuttuğunu hissetmeniz )

Bir arkadaş yemeğinden eve döndüğümde, anneciğe, yemekte bir şişe şarap yada 4 bira içmiş olsam bile, sadece bir bardak içtim demek ( sonuç; anneciğimin, kullandığım ilaçlarla, o kadarcık içkinin, sorun olmayacağını düşünerek, içinin daha rahat etmesi)









Misafirlikte, çok beğenmesemde, bir yemeğe harika olmuş demek (sonuç; evsahibinin keyiflenerek, bu yemeği rahmetli anneannesinden nasıl öğrendiğinin komik hikayesini anlatması)

Sevgilimin mesajlarına geç cevap verince, bilgisayara yada kitaba çok daldım yerine, köpekle oynamaya daldım demek. (sonuç; Nakhar'da köpeğimi çok sevdiği için daha az sinirlenmesi ve daha az fırça yemem)

bende ebeliyorum; "fendalinka"
"herackles" "kiymet-bozkurt" "tears-of-phallus" "angelagay" ve son olarak bu seferde elimden kurtulamayacak "bliyaal"

Mızıkçılık yapanlar bir şeriat ülkesinde kadın olsun, kadın olmazlarsa eşcinsel olsunlar, eşcinsel olamasalar, oyunların, masalların bile yasaklandığı bu ülkelerde çocuk olsunlar, o da olmazsa erkek olmaları bile yeterli aslında, bu ülkelerde mutsuz olmak için! nasıl beddua ama? aman bu bir kara mizahtır ciddiye almayın efendim :)


14 Ağustos 2007





Mercimeği

Fırına Vermek !



Hiç merak ettiniz mi, dünyada yaşayan bütün insanlar, bir futbol maçı, ya da ayakta bir konser izler gibi, yanyana bir araya toplansak, dünya üzerinde ne kadar bir alanı kaplarız? Birileri üşenmemiş bunu araştırmış ve yaklaşık İtalya'nın Roma il sınırları kadar* olacağını hesaplamışlar.

Yani bir futbol topu üzerindeki, bir mercimek tanesi kadar alana, dünyadaki bütün insanlar sığabilirmişiz... Ne mercimek ama! insanlık olarak, hem kendini, hem dünyayı fırına veren salak bir mercimeğiz sadece!

Bir diğer oranlama yaparsak, dünya yaklaşık kafamız kadar olsa, tüm insanlar, suratımızdaki bir sivilce kadar yer tutuyoruz, dünyanın güzelliğinin, doğanın içine eden pis iğrenç bir sivilce! Gaykedi


* Bu bilgiyi "Hayatın El Kitabı" isminde, 500 merak edilen sorunun cevaplandığı kitapta okudum.


13 Ağustos 2007






Lezbiyen
& Gay !


İnternetteki lezbiyen sitelerindeki kullanıcıların yüzde
90’ı erkek... Nerdeyse her 3 erkekten 1’i internetteki sohbet programlarına kadın nick’leriyle giriyor...
‘Second Life’ adı sanal hayat yaratılan oyunun kullanıcısı erkeklerin yüzde 25’inden fazlası kendisine ikinci bir hayat olarak bir kadını seçiyor…

Yiğit Karaahmet'ten okuduğum bu bilgiler bana erkeklerin gay'lerden pek hoşlanmamasına rağmen lezbiyenlere deli olmasını hatırlattı.










Gene geçen aylarda şu an nerede okuduğumu hatırlayamadığım bir ankette, apartmanınızda bir gay'in yaşamasını ister misiniz sorusuna büyük oranda hayır diyen Türk erkekleri, apartmanında lezbiyenin oturmasına büyük oranda evet demişler.

Genelde erkeklerin gay'lerden hoşlanmama durumu psikoloji bilimince, bir “savunma mekanizması” olarak “projeksiyon” yapmak olarak tanımlanmakta, yani homofobik erkekler eşcinsel olmaktan duyduğu korkuyu karşındaki insana nefret olarak yansıtmakta. Bu arada bazı kızların, bazı gay'leri çok çekici bulmaları da ayrı bir konu!



12 Ağustos 2007



Denizkızı !

Denizkızları, Yunan mitolojisinde, bir adada yaşayan ve şarkı söyleyerek denizcileri yanlarına çağıran 'Sirenler' olarak çıkar karşımıza... Sirenlerin adalarının kıyıları, güzel seslerinin büyüsüne kapılıp, kayalıklarda parçalanan denizcilerin kemikleriyle doludur.

Odysseus, arkadaşlarının kulaklarını balmumuyla tıkayarak kurtulur Sirenlerin elinden. Ne var ki Sirenleri, balık kuyruklu kadın sanmak yanılgıdır. Onlar, balıktan çok kuşa benzetilir. Kanatları olan Sirenlere balık şeklini veren Roma'lılardır.

Yolu Sicilya'ya düşen İbn al-Bialsath, bir dere ağzında uyuyan denizkızının dramına yer verir seyahatnamesinde. Arap gezgin, kadınların kocalarından kıskandıkları denizkızını parçalayarak öldürdüklerini yazar.







Denizkızı, denizcilerin yüzyıllardır kadına benzettikleri bir fok balığı türüdür aslında... Uzaktan bir kadını andıran bu hayvanlar, memeleriyle yavrularına süt verir. Böylesi bir durumda kayalıklara otururken görüldüklerinde denizkızı sanılırlar.

Bu yanılgıya düşenlerden biri de Kristof Kolomb'dur. O bile, Amerika'ya giderken günlüğüne denizkızlarını gördüğünü yazar. Hiç düşündünüz mü; denizkızı var da neden denizerkeği yok? Yanıtı çok basit: Çünkü denizcilerin hepsi erkek. Eğer kadınlar da denizde aylarca gezinselerdi, erkeğe benzetecekleri bir deniz canlısı bulurlardı!


Buraya kadar yazanlar Sunay Akın'dan, şimdi ben birazcık saçmalayayım; sahi neden denizkızı var da denizerkeği yok ki! ben gene de gay ve kız arkadaşlarım için deniz erkeği resmi koyuyorum, pipisinin nerede olduğu muamması dışında harika gözüküyor...



11 Ağustos 2007




Cumartesi Neşesi !

Bektaşi'nin bir gün cuma'ya gideceği tutmuş, camide hoca yüksekçe bir yere çıkmış boyuna nutuk atmakta...hem de içki içenleri açıkça kınamaktadır.

Bektaşi can kulağıyla dinlemeye başlamış, hoca devamlı içki
içenler öbür tarafta her türlü cezayı görecek, içki içmeyenler şöyle sefa sürecek. Hatta her birinin haremine kırk huri verilecek...Huriler şöyle güzel, şöyle taze, böyle hoş olacak, bakire olacak...

İçki içenlerinse içtikleri her şişe içki, sırat köprüsünden geçerken boyunlarına asılacak..!!! demiş.

Bektaşi dayanamamış durduğu yerden seslenmiş: "hoca efendi şişeler dolu mu olacak, boş mu!"

Hoca gürlemiş "bre kafir sen dolu şişelerle öbür tarafı meyhane mi sanırsın?"

Bektaşi ayağa kalkıp bağırmış: "iyi ama hocaefendi, adam başı kırk huri ile sen de öbür tarafı kerhane mi sanırsın?"


10 Ağustos 2007




Aşk !

Maddi ve manevi koşullarından tamamen hoşnut olan kimselerin aşık olması çok zor, hatta imkansızdır. Aşk, gündelik yaşamın zorlukları içinden doğar. İşte bu nedenle aşık olma eğilimi gençler arasında daha yaygındır.


İtalya'nın önemli sosyologlarından Francesco Alberoni demiş bu sözü, sizce de etrafımıza bakınca doğru değil mi bu, belli bir yaşı geçenler, ev sahibi olanlar, iyi bir iş bulma sorununu halledenler çok zorlanmıyorlar mı evlenme ve aşık olma konusunda. Gaykedi


09 Ağustos 2007



Teloş (Televizyon) !

Yavrum n'apıyosun öyle
Çakılıp kalmış ekranın karşısında
Gerzeklere tatsız çorbadır
Havadır boşluktur camdaki
Örgü ör, bir kitap oku, sinemaya git
Boş zaman öldürmek için
binbir yol var
Hepsi de bu teloşdan daha iyi...


Fransız
şansonunun asi çocuğu Renaud'un bir şarkısı, Ragıp Duran'ın eski bir yazısından.


08 Ağustos 2007




Tilki !

Eski TGRT olan yeni adı Fox Tv'de cumartesi geceleri yayınlanan bir yarışma var; adı "Hasret Bitiyor". Sunuculuğunu Perihan Savaş üstleniyor. Gencecik bir kız, haftalardan beri adaylar arasında oturan, 24 yıl önce kendisini terk etmiş olan babasını bulmaya çalışıyor.

Doğru bilirse, 10 bin liralık para ödülünü de kazanıyor. Bu hafta final bölümü vardı. İnanın meslek icabı bile olsa izlemek ağır geldi, bakarken içim karardı. Hayır, böyle yarışma olmaz, insanların duygularıyla bu kadar da oynanmaz falan demeyeceğim.


Yukarıdaki satırlar Vatan'ın Tv yazarı Memet Güler'den...Bence "Güzel ve Dahi" bu rezilliğin, zavallılığın yanında zemzemle yıkanmış gibi kalır, bazen
Rtük kurumunun çalışma mantığını, aldığı kararları anlayamıyorum..Yazıyı Fox'un
* İngilizce anlamının tilki olduğu ve TGRT'yi satın alan bu kanalın Amerika'nın bir numaralı milliyetçi, cumhuriyetçi, Bush'cu, savaş destekçisi ve şovenist Tv kanalı olduğunu hatırlatarak bitirelim.

* ayrıca diğer anlamları; kurnaz adam, keleğe getirmek, hile yapmak, aldatmak.


07 Ağustos 2007




Yıllar
Sonra !


Bir aktör uzun yıllar sonra kendi filmini izlediğinde ne hisseder?

26. İstanbul Film Festivali açılış töreninde, Onur ödülü alan Cüneyt Arkın'ın konuşmasından;

"Geçen gün TV izliyorum" "Baktım eski bir filmde Cüneyt Arkın... Hatırlıyorum, oynadığım ikinci filmdi. Onu oğlum gibi gördüm. Acıdım. Bir deri, bir kemikti. Bir şeyler yapmaya çalışıyordu."

Bu konuyu ilk E. Aköz'ün eski bir yazısında farketmiştim, bizde yıllar öncemizi izleyebilsek, ilkokul yıllarımıza, lise yıllarımıza şöyle bir göz atabilsek, sahi neler hissederiz? Gaykedi


06 Ağustos 2007




Eşek, Deve ve Boeing !

New York'ta Papa'nın, yoğun bir meraklı kalabalığının ortasından geçen Cadillac, Birleşmiş Milletler binasına doğru yaklaşıyordu.

Karşı kaldırımdaki binlerce insanın itiş kakışı arasında, neredeyse kaybolmuş olan ufak tefek bir Haham, yanındaki genç Yahudi'ye:

- Doğrusu çok mükemmel yürütmüşler işlerini, dedi; biliyor musun ki vaktiyle Kudüs'te sadece bir eşekle başlamışlardı işe...

Çetin Baba'dan okuduğum bu fıkra aklıma, geçen gün öğrendiğim dünyanın en büyük havaalanının hac için 100 km karelik bir alanda S. Arabistan'da kurulu olduğu bilgisini ve bu işe sadece bir deveyle başlayanları hatırlattı bana.

Milyonlarca müslümanı, her birinden binlerce Euro alarak Amerikan Boeing'lerine Avrupa yapımı Airbus'lara bindirip şeytan taşlamaya götürenler sizce de işlerini mükemmel yürütmemişler mi ne dersiniz? Gaykedi


05 Ağustos 2007




Çirkin Ördek Yavrusu !

Bugünkü konum aslında, ilk aşkım... Geçtiğimiz iki gecedir, sabah dörde kadar msn’leşiyoruz, çok uzun zamandır birbirimizi görmedik. Ben, ona çok aşıktım ve bu kadar yıl sonra onun da bana aşık olduğunu öğrendim. O yıllarda bir erkeğin beni beğenme ihtimali, kafanıza ufo düşme ihtimalinden daha düşüktü!

Lise yıllarında Çok ama çok havalardaydık, bir tek ben kompleksli, çirkin ve yeteneksizdim. Basketbol oynardım ama takıma alınamazdım, resim yapamazdım, şarkı söyleyemezdim, vücudum bir felaketti.

Lise boyunca hayatımın en büyük aşkını yaşadım, sadece elele tutuştuğum basketbol oynayan, upuzun zapzayıf bir oğlandı, kızlar ona çirkin derdi, nasıl üzülürdüm, “olsun” derdim, “ben de çirkinim zaten”







Bu benim aşık olduğum çocuk onbeş yaşında elimi tuttu ve onaltı yaşında da beni öpmek istedi! Çok aceleci değildi yani, bir küçücük öpücük için tam bir yıl bekledi aşkım ve ben ağlamaya başladım. Küstüm, günlerce konuşmadım. Hayatımda hiç öpüşmemiştim ve o kadar korkmuştum ki anlatamam.

Ona mahcup olmamak için, öpüşmeyi bile bilmiyor demesin diye ondan kaçıyordum. Sonra çareyi bir kız arkadaşımın, benden beş altı yaş büyük ablasında buldum. Kıza durumu anlattım göz yaşları içinde, kız da bana öpüşmeyi öğretti. Gözlüklerimi çıkarttı (evet ya, kocaman koyu gri çirkin ötesi gözlüklerim vardı, ilk aşkım buna rağmen bana aşıktı düşünebiliyor musunuz), göz yaşlarımı sildi ve eğilip beni öptü!







Ben hayatımın ilk öpüşmesini bir kızla yaşadım ama bu olayı ilk aşkıma önceki gece anlattım, sabaha kadar güldük. O da benim yüzümden dayak yediğini anlattı, o zaman ikna olmamıştık birbirimizin aşkından ama bu defa olduk.

Sadece kimin kimi bırakıp gittiği konusunda anlaşamadık, bana onüç yaşındaki oğlunun ve sevgilisinin fotoğraflarını yolladı.Yazımı aşık olabilmiş tüm cesur yüreklere ve öteki yarısını bulamamış bedenlere ithaf ediyorum…

Bazen hic ummadığınız birisi çok iyi bir laf eder, yada sevmediğiniz bir yazarın çok iyi bir yazısına denk gelirsiniz işte Elif Aktuğ'dan öyle bir yazı! Gaykedi


04 Ağustos 2007





Cumartesi Neşesi !


4 rahibe bir trafik kazasında ölmüş, öbür tarafta cennet ve cehennem önünde melekler rahibelere soru soruyorlar. 'Siz hayattayken hiç penise dokundunuz mu?'

İlk rahibe 'evet ben işaret parmağımla dokunmuştum' demiş. Melekler rahibeye 'Git karşıda kutsal su dolu altından bir leğen var parmağını oraya batır ve günahlarından arın sevgili kardeşim' demişler ve rahibe de denileni yapmış.

İkinci rahibeye sormuslar 'ben sağ elimin tamamıyla dokundum' demis. Ona da aynı şeyi demişler. Tam üçüncü rahibeye soracaklarken üçüncü ve dördüncü rahibenin kendi aralarında yer değiştirdiklerini melekler görmüs. Melekler 'Heyyy siz ne neden yer değistiriyorsunuz?' diye sormuşlar.

Rahibenin cevabı şu olmuş 'Arkadaş leğene oturmadan ben bir ağzımı çalkalamak istedim'



03 Ağustos 2007




Benimle Ayrılır mısın !

Rusya'nın Samara kentinde bir şirket, barışcıl bir şekilde boşanan çiftler için ücretli törenler organize etmeye başladı. Buna göre çift, evliliklerinin son gününde arkadaşlarına yemek veriyor. Geçmişin anılarıyla dolu yerlerine birlikte son bir gezi yapılıyor.

Hatta isteyenlere bir otelde "veda gecesi" için pahalı bir oda ayrılıyor. Ve içkili, yemekli bir törenle çift ayrılıyor ve birbirlerine "her zaman dost kalma" sözü veriyor. Organizatörler boşanma törenleriyle "bir ilk" gerçekleştirdiklerini söylüyorlar.

Hakan Aksay


02 Ağustos 2007




Ayı, Ahı almak !

Eskimolar, kutup ayılarının geleceği görebildiğine inanırlarmış. Doğrusu, bir hayli şaman itikadım mevcuttur. Kutup ayıları kendilerini gelecekte nasıl görüyorlarmış acaba, bir düşlesek. Eminim, insanların kendimize, dünya ve üzerinde canlı olan her şeyin geleceğine dair biçtiğimiz bedeli gördüklerinde, acayip küfürler yiyor, acısı pek aheste de çıkmayacak, kutup ayısı 'ahı' alıyoruz.

Yukarıdaki satırları Seyit Ali Aral'ın bir yazısında okurken, aklıma geçen gün başka bir kitapda okuduğum, "insan etini en seven hayvan kutup ayısı" olduğu bilgisi geldi, ve bu ayılarda gerçekten de biraz medyumluk olduğuna ve insandan dost olmayacağını, insanoğlunun bütün dünyanın düşmanı olduğunu bildiklerine kanaat getirdim. Kendilerine bugüne kadar yedikleri insanlar için afiyet olsun diyorum.


01 Ağustos 2007




Largo İntihar !

Bu satırları, güneyde, iki günlüğüne zorunlu bir konaklama yapmak durumunda kaldığım otelin lobisinden yazıyorum, o mahut müzik eşliğinde. Yabancıların da, yerliler kadar gözdesi bir tatil beldesi.

Lobide bir kütüphane de var. Müşterilerin buraya okumak için getirdikleri, gerisingeri götürmeye değer bulmadıkları kitaplar yan yana dizilmiş. Türkçe tek bir başlığa rastlamadım.

İyimser yorum: Biz, kitaplarımızı arkada terk etmiyoruz.

Gerçekçi yorum: Biz tatile çıkarken yanımıza kitap alma gereksinimi duymuyoruz.







Yabancılarda okuma alışkanlığının yaygın oluşu üzerinde görüş birliğimiz var. Herhalde doğru da bu. Gelgelelim, kitapların sırtına bakarken fark ediyorum, tanıdığım tek bir yazarın adı çıkmıyor karşıma.

İyimser yorum: Değer verdikleri kitapları bırakmıyorlar giderken.

Gerçekçi yorum: Buraya tatile gelenler "Seyahatin Budalaları" büyük oranda, böyle 'şey'ler okuyorlar.

"Olsun" diyor bir "dış ses" : "Okunsunda ne okunursa okunsun". Kimsenin işine karışamayız şüphesiz. Ben gene de dilimi tutamayağım: Böyle 'şey'ler okunuyorsa pekala okunmasada olur. Okumak kutsal bir fiil değildir. Okuma'yı sıradan, boş bir edim olmaktan çıkarmak okurun öznelliğinin gelişmişlik kertesine bağlı. Vakit öldürmek, largo bir intihar yöntemi.

Enis Batur