30 Kasım 2007






Dağlarca !


Çocukluk, insanın özel ısısıdır; kimisi ekmek kavgasından alır bu ısıyı, kimisi hastalıktan. Mesela evliler, hem evlendikleri zamanki, hem tanıştıkları, hem daha evvelki çocukluklarını yaşarlar evliliklerinde. İnsan her gün bir yaprak çevirir hayattan. Çünkü hayat, insanın tek başına kurduğu bir yapı değil. Mesela, siz mutlusunuz ama diğerleri değil.

Kişiliği olmayanlar, yaptıkları işte de, yazdıkları dizelerde de, tümcelerde de, evlerinde de, baba-anne olmalarında da, yurttaş olmalarında da, yaşamalarında da eksiktirler. Onlardan bir başarı beklenemez.


Tanrı daha uzun ömürler versin 93 yaşındaki büyük usta Fazıl Hüsnü Dağlarca.



29 Kasım 2007






Akıl ve Aşk !


...."Batı'da akıl hayatın kaynağıdır

Doğu'da aşk hayatın temeli

akıl hakikati aşk ile tanır

ve akıl, aşkın işlerine istikrar kazandırır

yüksel ve yeni bir dünyanın temellerini at

aklı ve aşkı birleştir"........



Şimdi Pakistan topraklarında bulunan Pencap (Hindistan) doğumlu, son yüzyılda yetişen en büyük Müslüman felsefecilerden Muhammed İkbal (1873 - 1938).


28 Kasım 2007







Sarhoş İsa !


Amsterdam’da sarhoş Hz. İsa t-shirtleri yok satıyor. Almanya’da Alman bayrağının renkleri demode ilan ediliyor. ABD’de George Bush’u zihinsel engelli olarak gösteren “mug”lar çok moda.

Siz hiç İsa elden gidiyor diyen bir Hollandalı, milli duygularıyla oynandığı için incinen bir Alman ya da Bush’la alay edildiği için rencide olan bir Amerikalı gördünüz mü?

Kendine güvenen esnek olur. Hem eleştiriyi, hem espriyi hem de gerekirse alayı bile kaldırabilir. Kendinden ve değerlerinden korkan ise onları kaybetmemek için onlara sıkı sıkı sarılır. Çünkü elindekilerin yeterince güçlü olmadığını düşünür. Biraz serbest bıraksa elinden kayıp gidecek diye korkar...
Nagehan Alçı




27 Kasım 2007






Güneş !


Bir keresinde Bergman bana güneşli bir günde ölmek istemediğini söylemişti, umarım dilediği gibi, öldüğü zaman hava aşırı parlak olmamıştır. "Birilerinin kalbinde veya düşüncelerinde yaşamaktansa, birilerinin evinde yaşamayı tercih ederim." Woody Allen



26 Kasım 2007






Düğüm !


Türkiye nüfusunun yarısı, hatta yarısından biraz daha fazlası kadın...Doğum yıldönümlerinde, evlilik yıldönümlerinde, eşleriyle tanıştıkları günün yıldönümlerinde; varlıkları, bir buket çiçekle bile değerlendirilmemiş olan kadınların sayısı acaba kaç milyon?

Tamam, "biz erkek milletiz" anladık da...Ancak böylesi bir tanımlama, "biz kadınsız bir milletiz" anlamına da gelebilir ki; gerek seksolojik açıdan, gerek sosyolojik açıdan çok garip düğümler çıkarabilir ortaya... Çetin Altan



25 Kasım 2007







Büyü !


Ben okumuş yazmış, üç beş dil bilen nice insanların büyü peşinde koştuğunu biliyorum..Şimdi oturup memleketin ünlülerinden bir liste yapsam, ertesi gün Türkiye havaya zıplar..

Beğendiği mankeni kendine âşık etmek için büyücüye giden üst düzey yönetici mi ararsın..Yoksa kocayı kendine bağlama veya kaynanayı pasifize etme büyüsü yaptıran üç dilli sosyetik mi..

Sorunlarımızı bu kafayla çözeceğiz, Avrupa Birliği’ne de bu kafayla gireceğiz inşallah.. Tabii sağlam bir büyücü bulursak.. Selahattin Duman



24 Kasım 2007







Cumartesi Neşesi !


Yaşlı İtalyan, kasabanın papazına günah çıkarmaya gitmişti. ihtiyar adam itiraflarına başladı;

- ''ikinci Dünya savaşının ilk günlerinde bir güzel kız kapımı çalıp kendisini Almanlar'dan saklamamı istedi. Onu bodrum'a sakladım. Ve Onu asla bulamadılar.

- ''Bu harika birşey'' dedi, papaz..

- ''Devamı var'' dedi ihtiyar..

- ''Ben zayıf karakterli bir adamım.Bir gün ondan, kendisini saklamamın bedelini bazı arzularımı gidererek odemesini istedim''.












Papaz bir süre düşündü, sonra..

- ''Hımmm.. Savaş yılları. Zor günler.. O koşullarda böyle bir zaaf affedilebilir, çok büyük bir riski göze almışsınız kaldı ki, kız Almanların eline düşse, başına çok daha kötü şeyler gelirdi. Allah anlayışlı, hoş görülü ve affedicidir. Yaptığınız iyilik ve kötülükleri tartar, sizi şefkatle yargılar''.

Yaşlı adam;

- ''Teşekkür ederim peder şimdi içim rahatlamışken, bir soru daha sorabilir miyim?''.

papaz;

- ''Tabii sorabilirsin oğlum'' dedi.

- ''Savaş biteli 10 sene oldu, bunu ona söylemem gerekiyor mu?''...



23 Kasım 2007







Entelektüel Sorumluluk !


Aşağıdaki örneği, ülkemizde ki, faşist, ırkçı, şeriatçı en hafifiyle dinci, yer yer çok güçlenen ve azan damarın isteklerine, "halk bunu istiyor", "millet seçti" , "halk yetki verdi onlara" v.s deyip kestirip atan, Türk devletini ve elitlerini özellikle laiklik konusunda tepeden inmeci, dayatmacı ve aşırı hassas olmakla suçlayan bir kesim yalakalara gönderiyorum. Gaykedi


"Eğer Amerikan halkına bırakılsaydı, sayıca az olan zenciler, asla demokratik haklarına kavuşamazdı." Siyaset bilimci Fareed Zakaria, ' İlliberal Demokrasi' (Kırmızı Yayınları)



22 Kasım 2007






Derin Gırtlak !


1972 Amerikan yapımı, klitorisinin boğazında olduğunu fark eden bir kadının hikayesini anlatan, tüm zamanların en etkileyici ve sansasyonel pornosu Deep Throat, Türkiye'de "derin gırtlak" adıyla bilinir.

Bu filmin başrol oyuncusu Linda Lovelace'in acıklı hayatı porno sanayinin çirkin yüzü hakkında bize çok önemli bilgiler verir.

Linda'nın çocukluğu zorluklarla geçmişti. Polis bir baba ve ev kadını bir annenin çocuğu olarak büyümüştü. Ailesi sert, disiplinli ve faşizandı. Linda Katolik okullarında okumuştu, takma adı Bayan Kutsal'dı, çünkü erkek çocukların kendisine dokunmasına asla izin vermiyordu.










Linda'nın arkadaş çevresi yoktu. 19 yaşındayken ilk ilişkisini yaşadı, hamile kaldı. Bebeği, annesinin baskılarıyla Linda'nın neredeyse haberi ve izni olmaksızın bir aileye evlatlık verildi. Linda bu olay üzerine New York'a döndü, bir bilgisayar okuluna girmeyi ve bu arada bir butik açmayı planlıyordu.

Tam o sırada bir araba kazası geçirdi ve dinlenme döneminde bir kadın satıcısı ile tanıştı. Bir bar sahibi ve pezevenk olan Chuck Taynor, havuz kenarında yaralı bereli vücuduyla güneşlenen Linda'yı Jaguar'ına esrar içmeye davet etti. Linda 21 yaşındaydı.

Linda, her türlü porno filminde oynadı. Bir keresinde hayvanlarla çekilen bir filmde oynamıştı. Özyaşamöyküsü kitabında bu filmde silah zoruyla oynatıldığını anlatıyordu.










Miami'deki daracık, küflü motel odalarından birinde çekilen Derin Gırtlak adlı film sadece 22 bin dolara mal olmuş, ama 600 milyon dolar iş yapmıştı. Oysa Linda, bu filmden tek kuruş almamıştı.

Linda, pek çok erkek dergisine kapak oldu. Bu dönemde seksi sevdiğini açıklamaktan çekinmiyordu. O, porno endüstrisinin ayıp nedir bilmeyen kadın figürü olarak bir idealdi. Oysa cebinde bir kuruşu yoktu. Tamamen mülksüzdü. Herkes onun sırtından zenginleşiyordu.

Linda'nın sinemada masum rol denemeleri başarısız oldu ve gece kulüplerinde dans etme istekleri de hep geri çevrildi. Herkes onu çıplak görmekten başka bir şey düşünmüyordu.











Linda, Traynor'dan uzaklaştıkça kendini buluyordu. Büyük kentte kaybolmuş bir köylü kızı gibiydi. Penthouse'a verdiği söyleşide sinema ve tiyatroya bayıldığını, dans gösterilerinden hoşlandığını anlatıyordu. "Kültürlü olmaya açlığım var", diyordu.

1980'lerde bir inşaat işçisiyle evli, iki çocuk annesiydi. Feminist hareketin içine girmişti. Pornografinin "yasallaştırılmış tecavüz" olduğunu söyledi. Deep Throat izleyenlere seslendi: "Siz benim tecavüze uğrayışımı izliyorsunuz!".










Linda, pek çok hukuki platformda pornografinin kadın ticareti ve uyuşturucu trafiğiyle ilişkisi konusunda yeminli ifade verdi ve bizzat tanıklık yaptı.

Linda gitgide çökerken, ailesi de gitgide yoksullaşıyordu. 1996'ta boşandı. Evlilik hayatına, sırf çocukları yüzünden katlandığını, aslında evliliğin de fuhuşa yakın olduğunu açıklıyordu. Hayatta en büyük dayanağı çocuklarıydı.

Büyük kızının sayesinde torun sahibi oldu. Çocukları annelerinde asla utanmadıklarını açıklıyorlardı. 2002 yılı bir Nisan günü, haber ajansları, Linda Lovelace adıyla tanınan Linda Boreman'ın bir trafik kazası sonucu öldüğü haberini duyurdular. Linda, 53 yaşındaydı... kaynak bianet.org özet-gaykedi



21 Kasım 2007







Soylu Hastalık !


Théophile Gautier, “eşcinsellik, sanatçının soylu hastalığıdır” diyordu, daha ölçülü, ciddi olan Krafft-Ebing ise 1898’de “eşcinsel düşkünlük” ile sanatsal duygu arasındaki tıpça kanıtlanmış ilişkiden bahsediyordu.

Eşcinselliğin, düşkünlük kavramının merkezi bir öğesi olan yüksek duyarlılığı belirttiği düşünülüyordu. Düşkünler, “erkeğin inceldikçe daha kadınsı ve tanrısal” olduğunu öne sürmeyi adet edinmişlerdi.


Erkeklik ve Escinsellik , Bu metin “Nationalism and Sexuality”den alınmıştır. Kaynak: Kaos GL, Ekim 1996, Sayı 26




20 Kasım 2007







Hayvanlı Porno !


Eşekle, köpekle, beygirle falan olanları duymuştum, ama böylesini ilk defa görüyorum, Japon sapıklarına kocaman bir yuhh diyor, insanların seksüel takıntıları ve fetişleri konusunda artık kesinlikle bib bib bip diye error veriyorum!


"İşte buyurun size", iki kadın ve bir ahtapotun başrol oynadığı dvd'nin kapağı efendim!



19 Kasım 2007






Yılan !


Her çocuk büyürken güneşten yararlanacak, denize girecek, spor yapacak. Sağlığı ve gelişmesi açısından kız ve erkek çocukları ile birlikte eğitim görecek. Hayata atılırken birbirlerinden çekinmeyecekler, bağımsız ve demokrat aileler kuracaklar. Dolayısıyla kimsenin o küçücük kızları örtmeye hakkı yok.

Bazıları öyle bir baskı kuruyorlar ki çocuklar üzerinde, “Saçın gözükmeyecek, yılan olur seni sokar!” diyorlar. Bunu söylemek hakkına kim sahip olabilir? O çocukların çoğu psikolojik rahatsızlıklara uğruyor. Bir doktor olarak asla kabul etmiyorum bunu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Türkan Saylan


18 Kasım 2007






Bukowski Ağzı !


80 sonrası doğanlar “kayıp kuşak” olarak anılıyor. Niye... Türkiye’nin o tarihten itibaren girdiği büyük değişim, sosyal hayat kadar kültürel hayatı da dönüştürdü. Önceleri, Hulusi Kentmen’in babacan, Münir Özkul’un içli, Adile Naşit’in fedakar oyalarıyla işlenen aile dramalarında ZENGİNLER, “dejenere” ve kalpsiz insan topluluğu olarak kodlanmıştı.

Darbeden çıkıp Özal’a kavuşan ülkemizde boy göstermeye başlayan HAMBURGER ve JEAN markalarıyla birlikte “zenginlik” de, övülür ve özenilir mertebeye yükseldi. Külüstür arabalar ve kötü sigaralardan hızla kurtulmaya başladı Türkiye. Kaçak çay ikramının havası söndü. Aile gazinoları, çay partileri ve Yeşilçam, tedavülden kalktı. Tarık Akan, sosyal içerikli filmlerde oynamaya başladı.











Özel kanallarla birlikte gelen çok seslilik, medyayı popüler bir oyun bahçesine çevirdi ve TRT, ölüm döşeğine terk edildi. Reklamcılık ve futbol takımlarının formaları, komedi konseptinden çıktı ve tasarım filizleri yeşerdi. Eğlence hayatı, diskoyu terk edip kulüplere aktı. Yanı sıra buz pisti, bowling salonu, stadyum konserleri, otostop ve sir ağdayla tanıştık.

Kızlar, bıyıklı - mert delikanlıları beğenmez oldu. Sait Faik hikayelerinin yerini Bukowski ağzı aldı. Gülşen Bubikoğlu’nun sinirli edası ve Ediz Hun’un “nen var kuzum” çekiciliği gözden düştü. “Evlenmeden olmaz”ların yerini, prezervatif ve vakumlu kürtaj aldı.

Sevim Gözay



17 Kasım 2007






Kapitalizm !


"En iyi kapitalizm altında yaşayacağıma, en kötü sosyalizmde yaşamayı tercih ederim."


György Lukacs (1885-1971) Batı Marksizminin ünlü isimlerinden Macar Marksist filozof ve edebiyat bilimcisi, Georg Lukács olarak da geçer bazı kaynaklarda.


16 Kasım 2007






Ananı da !


Sevgili Elif'in "Freud Olsa Kafayı Yer" başlığına yaptığı şu yorum; ...."Ben bir jinekolog taniyorum, ilk gece yanlis yerden iliskiye girmeye calisip kadınlara feci zarar verenler, hamile kalamiyorum diye, yaralanmis idrar deliklerini gosterenleri, bana anlatan "..... aklıma bir fıkrayı getirdi;

Gariban ve cahil bir köyde, yeni evlenen bir delikanlıya, babası, düğünün ertesi sabahı, gerdeğin nasıl geçtiğini sorar. Tüm gece göbek deliğinden ilişkiye girmeye çalışan çocuk, babasına ne yaptıysa beceremediğini söyler...Babası gelini alıp, hemen okuyup üfleyen bir hocaya götürür...hoca bir gece bende kalsın ben hallederim der...

İki gün sonra babası çocuğuna, bu sefer oldu mu diye sorar, yaptığı seks çok hoşuna giden delikanlı sırıtarak cevap verir, "Baba süper bir delik açmış hoca, çok beğendim, yalnız biraz aşağıdan delmiş galiba"....Babası söylenir "O şerefsiz hoca ananı da çok aşağıdan delmişti !"...



15 Kasım 2007






Faltaşı !


Baykal döneminde yazılmış Güneydoğu sorunu raporunu okuyanlar bir tek, evet bir tek Kürt sözcüğünün yer almadığını hayretten faltaşı gibi açılmış gözlerle görecektir.

Gene aynı Baykal partide Türk-Sünni delegasyona dayanıyordu. Kendi seçtirdiği İstanbul İl Başkanı'nı ilk Alevi olmayan başkan diye tanımlıyordu. Başına geçtiği CHP'yi de hızla milliyetçi-Türkçü bir zemine oturtmakta gecikmedi.

Hasan Bülent Kahraman



14 Kasım 2007






Freud
Olsa Kafayı Yer !



20 yaşında bir gencim. Bayanların vajinasında iki delik var olduğunu okudum. Biri idrar biri penisin gireceği delik. Peki, biz bunları cinsel ilişki sırasında nasıl ayırt edebileceğiz?

Haydar Dümen, soruyu şöyle yanıtlıyor: "Cinsel organınıza bırakın o kendi yolunu bulur".



13 Kasım 2007






Kaz Poposu !


Persepolis'in yaratıcısı Marjane Satrapi röportajından;


Müslümansınız, değil mi?
- Hiç dini bir insan değilim.

Kitaplarınız ve bu film, İslami fanatizme karşı, özellikle kadınların kapanmasına... Bu sizin ana temanız mı?
- Yo, yo hayır, hiç de değil. Ben kendimi feministten ziyade hümanist biri olarak görürüm.

Yine de, Mollaların dayatmalarını eleştiriyorsunuz, mesela örtünmek gibi...
- Din veya toplum hangisi olursa olsun kadınlar için problem her yerde aynı. Müslüman ülkelerde kadınları kapatmaya çalışıyorlar, ABD’de onları bir et parçası olarak gösterme çabasındalar.

Nasıl yani, bir kadını kapatmakla açmanın aynı şekilde dayatmacı olduğunu mu söylüyorsunuz?
- Kendimize dönüp bakmalıyız. Kadınlar neden estetik yaptırıyor? Neden? Neden kaz poposuna benzeyen koca dudaklı yaratıklara benzemeliyiz? Bunun seksi olan tarafı ne?



12 Kasım 2007







Köle ve Anne !


İnsan göğsünden çıkan korkunç bir çığlık yükseldi ve sessizlik çöktü, havayı titretti….Köleyi kamçılıyorlardı. Kibirli Ispartalı, soğuk ve aşağılayıcı gülüşüyle, üstüne dökülen acımasız darbelerin altında, acıdan kıvrılan insanı izliyordu.

Köle ölümü hak etmişti. Kanlı et parçaları uçuşuyordu ve fışkıran kanlar yakında duran ağaçlara serpiyordu. Kölenin genç, güçlü ve güzel bedenini, şekilsiz kanlı birkitleye dönüştürdüler. ”Onu köpeklere atın”, diye emretti hanımefendi.

Asırlar geçmiş ve zavallı kölenin ve acımasız hanımın ruhları birçok yeni yaşamdan geçmişler. Ve sonunda, ödeme saati gelmiş. Tezahür etmemiş Bilgelik, acımasız hanımın ruhunu anne bedenine ve zavallı kölenin ruhunu da oğlunun bedenine göndermiş.










O tek çocukmuş ve onun üzerine tüm derin ve nazik anne sevgisi odaklanmış.O, annesi onu emzirmek istediğinde,zayıf elleriyle anne memesini iter ve annesi onu sevip öpmeye başladığında yüksek sesle ağlarmış.

Zavallı anne yavrusunun hasta olduğunu düşünürmüş ve onu en ünlü doktorlara götürürmüş,fakat hiç kimse ona, onun için dünyanın tüm hazinelerden daha değerli olan bu küçücük cılız bedende neler olduğunu söyleyemiyormuş. Çocuk büyümüş ve diğer çocuklardan daha da farklı olmuş.O, somurtkan ve sessizmiş, yaşıtlarının neşeli ve gürültülü oyunlarına katılmaz ve saatlerce yalnız ve düşünceli otururmuş.

Anne,ona bakınca acı çekiyormuş,fakat ne onu sevmesi, ne ona aldığı ilginç oyuncaklar dikkatini çekmez ve o soğuk ve kayıtsız kalırmış,ve hiç kimseden,annesinden kaçtığı kadar iğrenerek kaçmazmış ….



”Nefret nefretle söndürülmez, nefret sadece Sevgiyle söndürülür .”
Aleksandır Danov (Rusçadan çeviren : Zehra Usanmaz )


11 Kasım 2007







Benim Kuşum Ötüyor !


“Bak şimdi benim telefon çalıyor, ne sesi: kuş sesi. Sakın telefonlarınıza en ufak enstrüman koymayın. Milleti namazda hoplatırsınız vallahi. Hocam diyorlar, işte Allahü Ekber sesi var, Mekke ezanı var, Medine ezanı var, ayetler var...

Onları da koymayın. İslam oyuncak değil. Telefonu kıçının arkasına koyarsın, tuvalette Allahü Ekber diye bağırınca zor kaçarsın dışarı. Beni terbiyesiz konuşturmayın. Horoz sesi koyun, ötsün. İşte benim kuşum var, ötüyor...”

Cüppeli Ahmet Hoca



10 Kasım 2007






Ayı Dostlarıma Özel,
Cumartesi Neşesi !


Yakışıklı, boylu poslu bir çoban dere kenarında koyunlarını otlatırken, mayosuyla güneşlenen, şehirli pek şeker, pek parlak bir delikanlı görmüş, dayanamamış tecavüz etmiş.

Şehirli delikanlı soluğu jandarma da almış. Jandarma çobanı yakalamış, getirmişler karakol da ifadesi alınıyor, delikanlımız demiş ki: "Senin gibi bir erkek ben asla görmedim, şikayetci olmayabilirim, ama benimle birlikte şehire gelip, benimle yaşarsan"..

Çoban demiş "Ben nasıl gelirim, koyunlar var, annem de hasta gelemem" Delikanlımız ısrar etmiş, "Gelmezsen seni hapse atacaklar" Çoban sonunda demiş ki; "Benim bir kardeşim var, o da bekar onu alıp götür" Delikanlımız sormuş; "O da senin gibi mi? yani güçlü kuvvetli bir erkek mi? " Çoban "Valla bilmiyorum ama 2 sene evvel bir ayıya tecavüz etmişti, ayı 2 senedir ona dağdan bal getirir."



* Ayılar ve ayı severler; dünya eşcinsel hareketinde önemli bir yere sahip, kas, kıl, kirli sakal ve hatta biraz göbekli, iri kıyım bir vücut yapısını ve erkeksi davranışı seven bir oluşumdur, anlayacağınız metroseksüel grubun tam zıtdı yani, merak edenler blog dostum İçimdeki Ayı'ya "şuradan" bakabilirler.


09 Kasım 2007







Ruhsal Gelişim !


Yeryüzünde "Çözmek" veya "Çözülmek" için gelen iki grup insan vardır. Mevcut Tanrı'nızdan memnunsanız, yeryüzü size yeterince dar gelmedi ve yeterince sıkılmadıysanız çözülmek için gelen gruptansınızdır ve gökyüzüne çıkmanıza da gerek yoktur. Lütfen zorlamayınız!

Uzayla ilgili, Tanrı’yla ilgili bir şeyler okuduğunuzda veya dinlediğinizde, derinlerden gelen ve sizi içine çeken vahşi özlemler, vahşi heyecanlar duyuyorsanız, uzaydaki günümüz gerçekliğine takılmayan düşünsel safarilere çıkma vaktiniz gelmiş, yeryüzündeki seyahatlerde boşuna
dolaşıyorsunuz demektir.


Aydın Türkgücü


08 Kasım 2007







Tek Bir Güneş Var !


Bugün menüde 10 dakikalık bir kısa film var efendim. İsmi There's only One Sun (Tek Bir Güneş Var) Çin'li dünyaca ünlü yönetmen Wong Kar Wai AUREA için çekmiş. İntihar eden Rus kadın şair Marina Tsvetayeva'ya, soğuk savaş, aşk ve casusuluğa göndermelerle dolu bu muhteşem film "işte burada".


Bu filmin Mark Slater'e ait Londra Senfoni Orkestrası eşliğindeki 5 dakikalık muhteşem müziği de, indirmeniz için mp3 formatında "işte şurada"...



07 Kasım 2007







Erkekler Gerekli mi ?


“Kadınların, erkeklerden tek istedikleri, sutyenlerinden beklediklerinin aynısıdır: Bir parça destek ve bir parça özgürlük!

... Cinsel evrim uzmanı David Page, erkeğin mizahi portresini... En sevdiği koltuğuna oturmuş, çevresi yere atılmış kurumuş pizza kenarlarıyla çevrili “derbeder bir canavar” olarak tanımlıyor. Kendini toplamak istiyor ama nasıl yapacağını bilmiyor. Karısı ya da kız arkadaşı (ya da annesi) yapmazsa evini toplamaktan ya da doktordan randevu almaktan bile aciz biri.”



New York Times’ın Pulitzer ödüllü yazarı Maureen Dowd'un yazdığı, "Erkekler gerekli mi?" kitabından, ben de Sevim Gözay'da okudum, özellikle sütyen gibi hem göğüsleri destekliyecek ama çok da sıkmayacak erkekler, lafına bittim :)


06 Kasım 2007






Kırılgan !


Sevgili "Aslıberry"'in blogunda incitilmişliğini hüzünle anlattığı yeni yazısını, gözlerim dolarak okurken aklıma geldi, işte tüm kırılgan kırılmış-incitilmiş dostlarım için Sting'den "Fragile" (kırılgan) şarkısının Türkçe sözleri;



Bu son perde
Bir yaşam boyu verdiğim kavgayı
Haklı çıkarır herhalde
Ne bir hayır gelir şiddetten
Ne de geleceği var.
Hiç unutmasın diye öfkeli bir yıldız
Altında doğanlarımız
Biz çok kırılganız.
Durmadan yağar yağmur
Sanki ağlıyor
Gökte bir yıldız
Durmadan der ki yağmur
Çok kırılganız biz
Çok kırılganız.



Özleyenler için bu muhteşem parçanın kilibi de "işte burada"...



05 Kasım 2007







Facebook & Fastfood !


Ürküyorum: günümüzün yeni modası, buluşma / kavuşma noktası facebook bile ses olarak fastfood'u çağrıştırmıyor mu?

Geride kalan, ancak yine de bize ait olanla, yeniden bir araya gelebilmek bile, alelacele yapılacak bir "iş" miş gibi lanse ediliyor. Yarattığım, sahiplendiğim, koruduğum, uğrunda savaştığım değerleri, bir arama motorunun insafına mı bırakacağım demeli insan?!

O milyonlarca mail adresi arasında, ilkokul öğretmenimin ya da lisedeki edebiyat hocamınki yer almıyorsa, onlar mı çağdışıdır, yoksa biz çağdaşlığı başka zeminde bir simya mı sanmaktayız!?












Yukarıdaki satırlar Küçük İskender'den şimdi birazcık da Kaan Sezyum çatlağından devam edelim;

"Facebook şu sıralar plazalarda tavan yaptı. işi gücü mail forvetlemek olan tüm internet tırtoları facebook'ta birbirini ısırıyo, bira-mira yolluyo, zaten demin baktım
Polat Alemdar adında 19 kişi var. ben daha fazla olur diye düşünüyordum"...



Herneyse dostlar Msn bile kullanmayan birisi olarak, (cok dikkat dagitici birsey lanet olasıca, nadiren aciyorum ve bir bakiyorum en az bes tanidigim orada, hadi onunla selamlas, buna laf yetistir, şuna slm vermezsem ayıp olur falan derken, vakit kaybettiğim gibi pencereler arasinda aptal oluyorum ve Msn'yi aptal birsey ilan ediyorum, ya da ben aptalim) sms ve mail bana yetiyor şimdilik fazlasıyla, bu arada pek çok dostumun Faceebook'a gelin ısrarlarını şimdilik görmezden geliyorum :)


04 Kasım 2007






Kıç Sıcaklığı !


Arabistan Cidde'de kadın dükkancıların, yakınlarındaki bir lokantada iftar yapmaları yasaklanmış. Din polisinin açıklamasına göre, kadınlardan önce erkekler iftar yaptığı için, erkeklerin boşalttığı sandalyelere kadınların oturması gerekecekmiş. Bu da dinen caiz görülmemiş! Kadınlar, erkeklerin sandalyede bıraktığı sıcaklığı hissederek kendinden geçebilirmiş çünkü!


Buraya kadar okuduklarınız Türker Alkan'ın bir yazısından, bu tip sapıkların benzerlerinden ülkemizde de bolca yok mu sanki, hani şu kadının saç tellerinin erkeği tahrik edeceği inancını, minnacık kızlarımızın bile kafasına sokmaya çalışanlar gibi mesela?



03 Kasım 2007







Cumartesi Neşesi !


Üç mahkum cezaevi yolundadır. Her birine, hapiste geçirecekleri günler için bir eşya getirilmesine izin verilmiştir. Nakledilirken yolda, biri diğerine döner ve sorar: "Eeee sen ne getirdin?” Diğer mahkum bir boya kutusu çıkarır ve onunla resim yapabileceğini söyler.

İkinci mahkum bir deste iskambil kağıdı çıkarır ve “Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kağıt oyunu oynayabilirim.”

Üçüncü mahkuma merakla sorarlar: “Sen ne getirdin?” mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek: “Bu orkidleri getirdim...” der. Diğer iki mahkumun kafası karışmıştır. Merakla sorarlar: “Bunlarla ne yapabilirsin ki?" Adam sırıtır ve elindeki paketi göstererek, “Üzerinde yazanlara göre, bunlarla ata binebilir, yüzmeye gidebilir, hatta bisiklete binebilirmişim!..”



02 Kasım 2007






Homofobi !


Avustralya gibi gibi çoğu gay'in rüyasını süsleyen gay dostu ülkelerde bile, eşcinsellerin özellikle kırsal kesimdeki insanlar ve muhafazakar-dindar çevreler tarafından halen dışlandığını görmek doğrusu üzücü.

Resimlerini gördüğünüz Avustralyalı Ünlü Popçu Anthony Callea'nın Gay Olduğunu Açıklaması, Avustralya çapında yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemiş. Callea'nın itirafından sonra homoseksüellik tartışmaları daha da hız kazanmış. Deakin Üniversitesi Sağlık ve Eğitim Uzmanı Dr Maria Pallotta-Chiarolli, ebeveynlerin henüz 3 veya 4 yaşında iken çocuklarına gay ilişkilerini öğretmeleri gerektiğini söylemiş.

Çocukların henüz 13 yaşında olmalarına rağmen gay olduklarını anladığını kaydeden uzman (çok doğru, bende tam o yaşlarda başlamıştım farklı olduğumu anlamaya) ailelerin aynı cinsten insanların ilişkilerinde hiç bir anormallik olmadığını söylemesi gerektiğini ifade etti. Ancak muhafazakar çevreler bu görüşe şiddetle karşı çıkıyor. Bir Aile grubu, homoseksüelliğin normalleştirilmesini bir çeşit adam toplama olarak görüyor.










Uzman Pallotta ise çocukların gay olması durumunda diğerlerinin rahatlıkla kendilerine yanaşabileceğini ve bu şekilde arkadaş olabileceklerini söyledi. Ancak uzman, ailelerin sürekli homoseksüelliği kınamasının sıkıntı yarattığı görüşünde. Pallotta, amacının bunu teşvik etmek olmadığını, sadece basitçe erkek-erkek ve kadın-kadın ilişkilerinin de mümkün olduğunun anlatılması olduğunu söyledi.

Victoria Aile Konseyi Sekreteri Bill Muehlenberg ise çocukların homoseksüelliği bilmesine ihtiyaç olmadığını savundu. Muehlenberg, 'nasıl çocuklara yetişkinlerin eroin bağımlısı olduğu söylenmiyorsa, birilerinin gay olduğu da söylenmez' dedi. Family First Lideri Senatör Steve Fielding de üç ve dört yaşındaki çocuklar ile ailelerin homoseksüelliği konuşmasının uygunsuz olduğunu savundu. Aynı şekilde Focus on the Family CEO'su Andrew Boutros da bu yaştaki çocuklar ile homoseksüelliğin konuşulamayacağını dile getirdi.

Ancak gay toplumu uzman doktorun bebek sayılacak yaştaki çocuklara gay ilişkilerin anlatılması gerektiği tezine destek veriyor. Melbourne'de büyüyen 41 yaşındaki Nigel Giles, 20'li yaşlarda gay olduğunu fark ettiğini ancak ailesinin kendisine sahip çıktığını söyledi. Ancak Giles, homoseksüelliğin marjinal olmadığı toplumlarda büyümesi halinde herhangi bir problem ile karşılaşmayacağını söyledi.


01 Kasım 2007






Çomak !


Zihni Bey'in mim'ine cevap vereyim, beni en iyi anlatan şiir Sunay Akın'dan kısacık birşey aslında, ama ben bu şiiri ekleyip, bu ülkenin düşünen, acı çeken, sorgulayan, sistemin çarkına çomak sokmaya çalışan insanlarını anlattığını düşündüğüm ve birkaç hafta önce 2. ölüm yıldönümünü andığımız bir Attila İlhan şiiriyle devam edeyim...Bu arada bilgisayarım bozuk olduğu sürece mimlerine yanıt veremediğim tüm arkadaşlarımdan özür dilerim....


pencere tüllerine
gelinlik diye sarılan
o küçük kız nerede şimdi
gemim çoktan battı
denize inen tüm filikalarıma
erkekler bindi.

Sunay Akın



***


Ağır Kan Kaybı

Biz yalnızlıktan doğduk, o dağdağalı sudan
Biz yani Erdoğan, Ayşenur, Ali ve Ahmet
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku
Sanki bir tesbih koptu, tane tane savrulduk
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket
Yani Afyon, Adilcevaz, Akçadağ, Turgutlu
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku










Buzlu mehtap alçakca kesmişti yolumuzu
Bütün kapılardan açıkca kovulmuştuk
Silahımız avcumuza yapışmıştı soğuktan
Biz yani Erdoğan, Ayşenur, Ali ve Ahmet
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku


Kestiremedik ne yaptığımızı kim olduğumuzu
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket
Yani Afyon, Adilcevaz, Akçadağ, Turgutlu
Birkaç litre kan, bir hayli kemik, epeyce korku


Ne kadar korkmuştuk elimizden tutmadılar
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez nereye kadar
Biz yani Erdoğan, Ayşenur, Ali ve Ahmet
Başka bir yalnızlıkta boğulduk / havasızlıktan
Sanki bir tesbih koptu tane tane savrulduk
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket
Ne solculuğumuz solculuktu ne sağcılığımız
Karanlık bir kapı, ölüp üstümüze kapandılar
Kimse bizi sevmedi / ağır kan kaybıyız.

Attila İlhan


ha birde "şu şiirde " de çok şey bulurum ben kendimden bir gay olarak...