31 Mayıs 2008





Cumartesi
Neşesi !



Genç rahibelerden biri koşarak gelir ve başrahibenin önünde diz çökerek;


- Değerli hemşire, sormayın başıma neler geldi.

- Ne oldu kızım ?

- Arka bahçede çiçek topluyordum, bahçıvanın oğlu ortaya çıktı ve maalesef bana...

- Tecavüz mü etti ?

- Evet.

- Peki kızım sen şimdi git, mutfaktan bir limon al, kes ve suyunu iç. Bahçıvanın oğlu ile ben ilgilenirim.

- Limon hamileliği önler mi ?

- Hamileliği önlemez de en azından sırıtmanı engeller.



30 Mayıs 2008






Patates !


Dün yer verdiğim alıntı, ölmüşlerinin kahramanlıklarıyla övünmeyi ve onları abartmayı seven, geçmişe rasyonel bakamayan şoven, milliyetçi ve dinci kesimi çok rahatsız etti, çoğu yorumu hakaret-küfür içerdiği için silmek zorunda kaldım.

Çetin babanın bir yazısında okuduğum, Alman edebiyatının önde gelen şairlerinden Heinrich Heine'nin (1797-1856), atalarının yaptıklarıyla övünüp duran birisine karşı yaptığı muhteşem benzetmeyle devam etmeden önce, faşistlerin yaktığı kitapları için "Eğer bir yerde kitapları yakıyorlarsa, orada eninde sonunda insanları da yakacaklardır." diyen bu bilge adamı sevgiyle anıyorum.


Şair Heinrich Heine, tarihle övünüp duran kişiye:

- Siz, demiş; tıpkı patatese benziyorsunuz.

Adam hiçbir şey anlamamış, Neden? diye sormuş.

- Neden olacak, patatesin de sadece toprak altında olan bölümü önemlidir; üstündeki hiçbir işe yaramaz.



29 Mayıs 2008





İstanbul'un
Fethi !



Bizans'ın Türkiye'de uğradığı ihmal affedilir cinsten değildir. Tarihin bu en önemli devleti (Roma imparatorluğu'nun ikinci yarısı olduğu için), bugün toprakları üzerinde yaşayan halk tarafından hiç mi hiç bilinmemektedir.

Bir tek İstanbul'un fethini sanki çok büyük bir marifetmiş gibi hatırlar, 8000 kişinin savunduğu aç şehri 100.000 kişilik koskoca bir ordunun ancak iki ayda alabilmesini büyük bir zafer zanneder, onun fatihine ne dehalar atfederiz.







1946'dan beri eğitimini gerici-yobaz milli eğitim sorumluları elinde perişan etmiş olan Türkiye hangi konuda ne çapta bir entellektüel yetiştirebilmiştir? Bizantoloji'de tek bir ciddi araştırmacı yetiştirebilmiş miyiz diye sormuyorum, zira hangi konuda ne yetiştirebildik ki?

Türk tarihinde bile Osmanlı dışındaki konuların uluslararası ses getiren uzmanları ülkemize (Fuat köprülü hariç) hep Rusya'dan hicret etmiş, orada okuyup yetişmiş kişiler arasından çıkmıştır.

Türk dilinin, hatta Türk dilinde Atatürk reformlarının bile en bilimsel kaynakları olan Uriel Heyd, Karl Steuerwald gibi uluslararası saygın uzmanlar da Türkiye dışından değil midir?

Prof. Celal Şengör



28 Mayıs 2008





Yunus !


Acımasız bir tür kovalamaca sonunda denizlerden ve çok güçlü sosyal bağlarının olduğu ailelerinden çalınan yunusların çoğu daha o anda şoktan, travmalardan ölüyor.

Yunusların havuzlarda öğrenmek zorunda kaldıkları ilk şeylerden biri ölü balık yemek oluyor. Buna uzun süre direniyorlar, ilk ölü balıklarını kusuyorlar.

İşte tüm bu sorunlarla başa çıkarak hayatta kalmayı başaran yunuslar, sonunda o ölü balıklar uğruna, sokaklarımızda eskiden göbek attırılan ayılar misali, müzik eşliğinde çember içinden geçmeye, top çevirmeye başlıyorlar.

Özgür Keşaplı


27 Mayıs 2008





Viagra
Generation !



Dünkü yazımda eklemeyi unutmuşum, kendi yaşıtları kadınlardan hoşlanan erkekler ve lezbiyenler için minik bir bilgi;

Tanrı onlara uzun ömür verirse, 80 yaşındaki her erkeğe, aynı yaşta 5 kadın düşüyormuş. Viagraları çakıp, genelev ziyareti gibi huzurevlerini dolaşan, ihtiyar çapkınları görür gibiyim :p



26 Mayıs 2008






Haftanın Şarkısı !



Erotik bir şarkı var bu hafta, kadın ve erkek tüm straight'lerin içlerini gıdıklayacak. Yüksek sesle dinlememeniz tavsiye olununur umuma açık yerlerlerde :p

Phillipe Nicaud'a ait Separation adlı bu parçayı "şuradan" dinleyebilir isterseniz download butonundan Mp3 formatında bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Resimde 'kedi'yi seçim için araştırma yaparken görüyorsunuz. Kedi'nin kız seçimini, lezbiyen ve erkek okuyucularım (bisexleride unutmayalım) umarım beğenmişlerdir :p



25 Mayıs 2008






Yazgı !


Geçenlerde, düşündüm, kimini ayırdına vararak, dolu dolu, kimini farkına bile varmadan acaba kaç pazar yaşamıştım?

Yanıt, tüylerimi diken diken etti. 68 yaşımı tamamladığım gün yaşadığım pazarlar topu topu 3536 idi ve bir mucize olmadığı takdirde , 5 bin pazar bile göremeden gelecekti geri dönülmez pazartesi.

Evet aslında, sabah doğup güneş batımında ölen kimi kelebeklerden pek de farklı değildi yazgımız.

Ali Sirmen



24 Mayıs 2008






Cumartesi Neşesi !

Dolmuşta;

Kadın:

- Kızım dur! Ben vereyim benim ki bozuk zaten...

Kızı:

- Aman ne olacak sanki nasılsa benimki de bozulacak, ben vereyim!

Sonuçta önce davranan arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya parayı uzatır:

- Kızım şurdan iki kişi uzatır mısın?

- Ben kız değilim!

- Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte.


23 Mayıs 2008





Çığlık !


Daha önce çığlık atarcasına sormuştum, dünyada çöp geri dönüşümü gibi önemli bir konuyu, Çingene ve gariban vatandaşlarıyla üstün körü yapmaya çalışan kaç ülke var, biz neden 'cam'ımızı, tenekemizi, plastiğimizi, kağıdımızı v.s ayrı poşetlerde atmıyoruz.

Okuduğuma göre, İngiltere çöp koyteynerlerine barkod koyarak ve çöp toplama görevlilerinin eline birer barkod okuyucu vererek, bu konuda bir üst aşamaya bile geçmeye başlamış. Amaç tabi maksimum geri dönüşüm yapmak, çöpe giden milli servete ve doğaya sahip çıkmak.

Allah aşkına bizim belediyelerimiz, ramazanda on binlerce kişiye iftar vererek şov yapmak dışında ne ciddi işler yapıyor?



22 Mayıs 2008






Oynak Kişilik !


Yeryüzünde sabit bir şey kalmadı, ülkeler koşullara göre değişen geçici ittifaklara bağlı, arabalar hem benzin hem elektrikle çalışıyor, istendiğinde manuel istendiğinde otomatik vitesle gidiyor, kadınlar ne kocalarını bırakıyor ne aşıklarından vazgeçiyor, binalar hem ofis hem ev olarak kullanılıyor, bilim adamları ağzında küfürle dolaşıyor, martılar denizden de çöplükten de yem çıkarıyor. Her şey ikili düzene geçti. (Biseksüeller de daha mı bir fazlalaştı ne?..Gaykedi)

Peki kişiler bunun dışında kalabildi mi? Dün söylediğini bugün de söyleyen, dün sevdiğini bugün de seven kaç kişi kaldı?

İnsanlar dışarıda savaşıyorlar, eve gelip yaralarını sarıyor, içlerine girip kendilerini affediyorlar. Bir affetme mekanizması geliştiremeyenlerse eline pompalıyı alıp ya kendini vuruyor ya da etrafını kıyamdan geçiriyor. (Bunu yapamayanlar da duygusal olarak kırıyor, parçalıyor çevresindekileri..Gaykedi)

Tahir M. Ceylan


21 Mayıs 2008





Kedi
Sayıklaması !



Okunacak dergiler, gazeteler feci birikti ve annecik bu konuda dırdırı maksimuma aldı, onlara biraz gömülmek ve odamı toparlamam gerek.

Bilgisayarı da düzenlesem iyi olacak, abuk sabuk klasörleri, masaüstünü temizlemeliyim, artı kaç vakittir yedek almıyorum, birkaç dvd yazdırırsam sonra kafamı duvarlara vurmam.

Türk milleti türbanlı fahişe diye arama motorlarını parçalıyacak, türbanla ilgili birkaç yazı yüzünden benim bloga da Google amca feci gönderiyor bunları, birkaç türbanlı orospu resmi bulursam, hemen hemen yaklaştığım günde bin ziyaretçi sayısını kesin aşarım.








Bu arada Haftanın güzelinde, türbanlı kaltak resmi görmek isteyenler el kaldırsın, valla ben şahsen türbanlı oğlan tercih ederim.

Hemen oha-çüş, bu ne yahu falan demeyin, bunlar daha ne ki, sırada çarşaflı orospu ve türbanlı travesti istekleri var, artı bu ülkede jartiyerli eşek pornosu arayanları bile duyarsam şaşırmam ben, inanmıyorsanız bakınız.

Birkaç kilo mu aldık ne, günde 3-4 tane puding olayına derhal son verilsin artık.



20 Mayıs 2008





Dağ
Tanrısı !



Çözülen kil tabletlerde bir Hititli 3500 sene önce dağ tanrısına bakın nasıl içten dua ediyor;

Ey yüce dağlar huşu veren vadilerin sayısız çocukları! Ben size acaba niye geldim dersiniz? Çünkü ben artık bittim tükendim, çünkü insanlık bir inek gibi ahırda hapis kalmıştır. Şimdi sizin yardımınıza çok ihtiyacım var, ey dağlar!

Dağlar şöyle yanıtlarlar: 'Sen hiç korkma! Biz sana yardım ederiz. Ağaç kendi dallarını kırar mı hiç? Maki kendi büyümesine engel olur mu hiç? Geyik kendi yavrusunu, dünyaya getirdiği yaratığı öldürür mü hiç'.


HİTİT HUKUKU - Belleklerdeki Kayıp/Erdal Doğan


19 Mayıs 2008






Haftanın
Şarkısı !



Bu hafta Hint müziği olmasını isterdim ama, aklıma bayık New age şeylerden başka Hint müziği düşmediği için, gene Doğu kokulu bir müziğimiz olacak, pek şıkır-şıkır pek fıkır-fıkır bir şey hemde, işte Mısır'ın Tarkan'ı Amr Diab söylüyor Aktar Wahed..."şuradan" bir zahmet lüpletiverin bilgisayarınıza Mp3 formatında.


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".







Haftanın
Güzeli !



Cien bana kızma ama arşivimde şu delikanlıdan başka Hintli yok, Bollywood filmlerindeki melezler ve pudralı suratlı, güneş gözlüklü, fönlü erkekler gibi yapmacık değil ama, bu halis Hint malı, şu vücudun güzelliğine, diriliğine baksana sen :p

Haftaya en sonunda bir kız resmi olacak bu köşede. Çok heyecanlıyım fotoğraf seçiminde, bakalım kedi gay olmasaydı nasıl kızlardan hoşlanacakmış, ben bile merak ediyorum kendimi yahu :p


18 Mayıs 2008






Ölü Bir Dille !


Bu bir kız çocuk,
Bu bir erkek çocuk.

Erkek çocuğun köpeği var,
Kız çocuğun kedisi var.

Nedir köpeğin rengi?
Nedir kedinin rengi?

İki çocuk birlikte
Bir topla oynuyorlar.

Nereye gömülü erkek çocuk,
Kız nereye gömülü?

Bunu okuyun,
Ve her sessizliğe
Her dile çevirin.

Ve son olarak
Nereye gömülüsünüz
Onu da yazın.


Çek şair Miroslav Holub (1923-1998)
Feyyaz Kayacan çevirisiyle.



17 Mayıs 2008






Cumartesi
Neşesi !



Yeni evli çift balayı için Mısır'a gitmiştir, eski bir çarşıyı gezerken bir dükkandaki tezgahtar, giyen erkeği sekste boğa kadar güçlü ve vahşi yapacak sihirli bir sandalet satmayı önerir.

Adam ilgilenmese de, balayı performansından pek memnun kalmayan karısının ısrarıyla sandaleti denemeye karar verir.

Ayağına giyer girmez adamın gözleri kızarır, bakışları değişir ve tezgahtar delikanlıyı tuttuğu gibi yere yatırıp pantalonunu parçalayarak çıkarmaya başlar. Tezgahtar can havliyle bağırır;


- Ayakkabıyı ters giydin, ayakkabıyı ters giydin!



16 Mayıs 2008






En
Sevdiğiniz .... ?



Ozan, ressam ve öğretmen Tevfik Fikret'e (1867-1915) soruluyor:


- En sevdiğiniz ressam?

- Doğa.

- En sevdiğiniz besteci?

- Bülbül.

Fikret bunları pek ulvi ve mistik şeyler düşünerek söylemiş olmamalı, çünkü kendisi insanları birbirine düşürdükleri için bütün dinlere düşmandı.


15 Mayıs 2008






Çük !


Kendini sanatçı zanneden, onun bunun yatak odasından transfer, öküz sesli magazin fahişeleri için Selda Uskan'dan bir anı;

Kayınpederim Adnan Benk anlatmıştı, yıllar önce oğlu, Seyyal Taner’le flört ediyor. Mehmet Teoman, Nükhet Duru ile, arkadaşları Çetin Ener de Nil Burak’la. Bir gün bu "aşk çetesi" Adnan Abi’nin terasına içmeye gidiyorlar. Bütün bir gece sanat konuşuluyor.

Bir ara rahmetli dayanamıyor "Yahu" diyor, "Bir şeyi anlamadım, hadi kızlar şarkıcı, bu işin içindeler, sizler nasıl oluyor da sanattan anlar oldunuz durup dururken?" Sonra devam ediyor, kendine çok yakışan uslubu ile, "Sakın şu sanat dediğiniz şey, çük yoluyla geçmesin insandan insana?"






Beyaz
Atlı
Penis !



Beyaz Atlı Prens'ini kaçıranlar için B planlarımız olacak bir kaç hafta boyunca, işte size genç kızların ve Gay'lerin son umudu Boz Eşekli Prens :p



14 Mayıs 2008





Ev Karıştı !


Babam kaç vakittir eve 2. bir köpek alma lafı yapıp duruyordu, annem ve ben bunu istemiyorduk, çünkü bunu daha önce denemiş, hayvanların kıskançlık krizleri ve kavgalarıyla baş edememiş hatta bir Alman kurdunu verecek iyi bir yuva bulmak için az uğraşmamıştık.

Velhasıl babam dün yapacağını yapmış, daha havlamasını bile bilmeyen, sadece mıyk mıyk diye ses çıkaran, verdiğim köpek bisküvisini bile yiyemeyecek kadar ufak bir yavru Dachshund(*) almış getirmiş. Tabi annemle birbirlerine girmişler.

Bakalım önümüzdeki aylar bizi ne maceralar ve kavgalar bekliyor evde, köpeklerden öte birde bizimkilerin kavgalarıyla uğraşacağım galiba.

(*) Sosis köpek olarakta bilinen, kısa bacaklı, uzun gövdeli pek sevimli bir köpek cinsi bu.

13 Mayıs 2008





Allah'sız
Müslümanlık !



Müslümanlık, kişi için huzur ve mutluluk sağlayan bir tercih değil de, “Ürkütücü bir Tanrı'nın koyduğu külfetler bütünü” şeklinde yaşanırsa bu, gerçek bir dinin hedefleyebileceği durum olamaz.

Çağımızın büyük mürşitlerinden Tayyar Baba, ziyaretine gelen dervişine sorar:

'Köyünüzde işler nasıl, değişen bir şey var mı?'

Derviş cevap verir:

'Köyümüze yeni bir hoca geldi efendim.'

Hazret gülümseyerek tekrar sorar:

'Müslüman mı bari?'

'Efendim, öğretmen demiyorum, hoca diyorum, camiye yeni imam geldi…'

'Tamam, ben de onun için soruyorum, Müslüman mı?'








* Bu küçük öyküdeki keskin eleştiri şüphesiz bütün imamları zan altında bırakacak bir önyargının yansıması değildi. Burada yapılan, tasavvufi idrakin özündeki yaklaşımı vurgulamak, 'Her türden yaratılmışa Yaratan'dan ötürü hoş bakabilen Müslüman' ihtiyacına dikkat çekmektir.

Sürekli dilden Allah anmasına ve sürekli dini etkinlikler yaşamasına rağmen, kendisi gibi olmayanlar üzerinde derin bir saygı ve hatta imreniş uyandıramayan Müslümanlık türünün, Allah'ın muradıyla örtüşebildiğini düşünemiyorum.

Ayrıca 'Tanrıtanımazın da Müslümanlığı olur mu?' diye yadırgama ile karşılaşabileceğimi de gözden uzak tutmuyorum. Aslında tecrübelerime göre bu yadırgama çok haklı da sayılmaz. Kendini tanrıtanımaz diye takdim eden nice insanın tuhaf bir dindarlık türü yaşadığına ve yansıttığına tanık olmuşumdur ama bu çalışmanın o alanlarda dolanmak gibi bir gayesi yoktur.


Ömer Lütfi Mete/ Allah'sız Müslümanlık-Profil Kitap- 248 sayfa



12 Mayıs 2008





Haftanın
Şarkısı !



Bu hafta bir Claude Challe & Ravin mıncıklaması ile yumuşak ritimlerle transa geçip başka dünyalara uçuyoruz, işte karşınızda 'Carmenita Lounging' ve mp3 formatında bu parçayı indirebileceğiniz "link".


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".






Haftanın
Güzeli !



Bu haftanın güzeli Sevgili Goddess için Japonya yöresinden, çekik gözlü bir erkek orman perisi, peri dediğin nedir ki Tanrıça'lar onları çıtır çıtır yer, çarpar, böler v.s :p

Goddess'ciğim Viking ve Kızılderili yakışıklısı siparişinle bilahare ilgileneceğim, önce kolayından başladım, şimdilik bununla idare et :p Haftaya Cien için bulabilirsem yakışıklı bir Hintli ya da Lezbiyen ve erkek okuyucularım için dişi bir afet olacak menümüzde.



11 Mayıs 2008





Üşüdüm
Anne !



Erkek çocuklar ile anneleri arasındaki bağ çok özeldir, hele bu çocuk eşcinselse aralarındaki sevgi daha da bir yoğunlaşır sanki, her neyse bu anneler gününde Zeki Müren'den birşeyler var efendim. Öyle bir söylüyor ki, annem sağ olduğu halde gözlerimi doldurmayı başarıyor, anneciğim yaşamasa ben bu parçayı nasıl dinlerim bilmem.

Youtube kapalı ama "şu" ya da "bu" sitedeki adres butonuna, aşağıdaki adresi kopyalayarak girebilirsiniz.

http://www.youtube.com/watch?v=zKSuUn438Mg


10 Mayıs 2008





Cumartesi
Neşesi !



Üç rahibe bir araya gelmiş pederi çekiştiriyorlarmış.

Birinci rahibe:

- Geçen gün pederin odasına temizlik için girdim, dolabını temizlerken bir de ne göreyim, bir sürü porno dergi. Hepsini sobaya atıp yaktım.

İkinci rahibe :

- Ben de geçen gün girdiğimde çekmecesinde çok sayıda prezervatif vardı, hepsinin ucunu iğneyle deldim!

Üçüncü rahibe bayılmış...



09 Mayıs 2008




Yaramaz
Gaykedi
!



Geçen gün Psikiyatrist Yankı Yazgan'ın, seri katillerin olmayan duygusal zekaları ve suçluluk duyguları ile yazdıklarını okurken, şu satırlara rastladım;

[...Bu tip insanların önemli bir bölümünün çocukluklarında kedilerin kuyruğunu kesme, hayvanlara ya da kendinden küçük ve güçsüz olanlara eziyet gibi davranışlar görülür. Ama 4-5 yaşlarında yapılan eziyetle 8-9 yaşlarında yapılan farklıdır. Her çocuğun yapabileceği zalimlikler olabilir, bunu hangi yaşa kadar sürdürdüğü patoloji olup olmadığını gösterir.

Bir örnek vereyim; kızım İdil 3,5 yaşındayken bir tatil köyünde “baba bak, yavru karıncaları öldürdüm' diyerek yanıma geldi. Ben de ona 'niye öyle yaptın, sonra anneleri üzülür” diye beylik bir cevap verdim. İdil'in cevabı “üzülmesin diye, onu (anneyi) da öldürdüm” oldu...]








Bu satırlar bana çocukken yaptığım, halen aklıma geldikçe vicdan azabı çektiğim bir olayı ve Müslümanlarla, Yahudilerde olmayan ama Hristiyanlarda bulunan İlk Günah (Asli günah) kavramını hatırlattı.

İseviler çocuk masumluğu kavramına daha ihtiyatlı yaklaşırlar biliyorsunuz, onlara göre bütün insanoğlu, Adem ile Havva'nın Tanrı tarafından cennetten kovulmasına yol açan ilk günahının lanetiyle doğar, bu yüzden Vaftiz onlar için çok önemlidir. Her neyse konuyu dağıtmadan küçükken ne halt yediğimi anlatayım.

Nerden duydum ya da okuduysam salyangozların yani sümüklü böceklerin üzerlerine tuz dökülünce eridiklerini öğrendim ve arkadaşlarımı bulduğum kocaman bir salyangozun başına toplayıp bir kaç avuç tuzla, bakın nasıl eriyor diye küçük bir gösteri yapmıştım.








Gerçekten erimişti geriye sadece bir sıvı kalmıştı. Aklıma geldikçe halen üzülürüm o hayvancık için. Konuyu benim sinemada izleme şansını yakaladığım unutulmaz belgesel Microcosmos'da geçen, yaklaşık bir dakikalık, başrollerini iki salyangozun oynadığı, inanılmaz bir Sevişme & Seks sahnesi ile (bkz) 'kapatayım'.



08 Mayıs 2008






Beyaz
Atlı
Penis !



Süprizz...Mutlu son...Azgın rahibelerin ve papazların elinden kaçmayı başaran Beyaz atlı ve koca ...araklı prensimiz sonunda birbirlerine kavuştu. Haftaya prensini hala bekleyenler, hatta ellerinden kaçıranlar için B planlarıyla bu konu kapanır artık.






Bu fotoğrafta prenslerimiz neşe içinde atçılık oynarken görülüyorlar. O kadar keyifliler ki, kim at, kim prens biraz karışmış gibi. Kendilerine ömür boyu mutluluklar diliyor, aman ata eyersiz (bareback)* binmeyin diye de ekliyorum :p


* Bareback; Ata eyersiz binmek anlamına gelen bu kelime, prezervatifsiz seks anlamında da kullanılır.



07 Mayıs 2008






Mutluluk !


Bir Gay-yor mim'i bu Gaykedi'ye gönderilen;


Mutluluk küçük tabaklara özenle ve sevgiyle hazırlanan çeşit çeşit meze, birkaç şişe bira ya da şarap ve Nakhar'ımla izlenen güzel bir filmdir. Tabi sonra çakıreyif olmak, bir güzel sevişip ona sarılıp uyumak.

Mutluluk her gün birkaç avuç kuru mamayı, köpeğime kendi ellerimle ve onunla oynaya oynaya yedirmek, bazen bu dev hayvanla güreşmek, çoğu zaman onu dakikalarca okşayıp, mıncıklayarak gözlerindeki mutluluğu ve bana akan o saf sevgiyi seyretmektir.

Mutluluk bir espri patlatarak dostları kahkahaya boğmaktır.







Mutluluk, yeşil çayı porselen demlikte, Japon'ların 'Çay Seremonisi' edasıyla özenle demlemek, balla tatlandırarak, incecik bir kaç dilim limon, yanında bir parça sevdiğim kek, kurabiye ya da pasta ile höpürdete höpürdete içmektir.

Mutluluk omuzlarında-boynunda kireçlenme olan yaşlı teyzeme masaj yaparak dua almaktır.

Mutluluk mis kokulu, bol köpüklü bir kahve ve yanında bir tane Captain Black ya da Djarum tellendirmektir.

Mutluluk 'mutlu olmasını bilmek' ve tek başına mutlu olamayanların 2 kişide mutlu olamayacağını öğrenmektir.

Bu liste uzar gider, ama şimdilik bu kadar yeter....



Köpekli foto; Erdal Kınacı


06 Mayıs 2008





Mistik !


Ülkemizin soytarı olmayan nadir Okültist'lerinden (astroloj, tasavvuf, ruh, büyü, dinler, tanrı, ufolar v.s gibi fizik ötesi, mistik konuları araştıran) Ata Nirun bakınız ne demiş, ne güzel demiş;


Ben şu ana kadar çılgın gibi okumama, araştırmama rağmen henüz neye ne kadar inanacağıma karar verebilmiş değilim. Vereceğimi de pek sanmıyorum. İnsan ne kadar öğrenirse o kadar çetrefilli yollara giriyor ve inancın anlamı bir o kadar da önemsizleşiyor. İnanç yerini bilgiye bırakıyor ve aidiyet korkusu azalıyor.

Açık fikirlilik gerçeğin tek anahtarıdır. Bu meziyet ise kültür ile kazanılır. Evet öyledir ama neden git gide kapanıyoruz o zaman? Neden öğrenmek bu kadar zor geliyor?








Ülkemizin bilgili, eğitimli bir nesile çok ihtiyacı var. Öyleyse bu ülke topraklarında yaşayan herkesin bir takım görevleri var. Bu ülkeyi yönlendiren büyüklerimiz her ne sektörde çalışırsa çalışsın gençlerini dinlemeli, eğitmeli ve yerini bırakacağı tertemiz bir nesil ile yarışmak yerine eğitmelidir.

İnandığı her ne ise o inancı değil gerçeği anlatmalı, seçimlerine saygı göstererek açık fikirli olmayı göstermelidir ki bu zincir devam etsin. Yol gösterilmeye ihtiyacımız var. Hem de çok...

Açıkçası korkuyorum.


05 Mayıs 2008






Haftanın
Şarkısı !



Dünya müzik tarihinin en hüzünlü ve mükemmel, ilk 100 şarkısı arasına kesin gireceğini düşündüğüm, Cat Stevens'in ölmek üzere olan kedisi için yazdığı söylenen, bir modern ağıt var karşımızda bu hafta.

'Sad Lisa' adlı bu parçayı bilgisayarınıza "şuradan" mp3 formatında indirebilirsiniz, şarkının sonuna doğru kemanın yürek yakıcılığına özellikle dikkat etmenizi öneririm.


ilk verdiğim link çalışmazsa, alternatif indirme "linki".






Haftanın
Güzeli !



Geçen hafta Ortadoğu'daydık Pembe Kundura için, bu hafta Latin Amerikalı siparişi veren Berrin için çok uzaklara, okyanus ötesine uzanıyoruz, vee iştee karşınızda Brezilya'dan Carlos.

Haftaya Goddess için Viking, Kızılderili ve Japon bulmam lazım. Tanrıça'nın istekleri de hiçte insana benzemiyor ki kardeşim, hadi Japon'u bulurum da, nerden bulacağım Viking ve Kızılderili yakışıklısı ben yaa :p



04 Mayıs 2008






Her Bahar !


Her bahar kuzular doğar ve bu mevsimde kasap dükkanlarını, marketlerin et reyonlarını 'süt kuzusu gelmiştir' yazıları süslemeye başlar. Bunları her gördüğümde, balık dışında pek et yememeye çalışan bir vejetaryen adayı olarak, tıpkı Cüneyd Suavi'ye ait bu öyküyü okurken olduğu gibi, yüreğimde bir yerler derin derin sızlar;


On beş yıllık kasaptı. Çevresindeki hiçbir kasabın, onun kadar iyi et satmadığı söylenirdi. Çok meraklı bir adamdı doğrusu. Satacağı hayvanları kendi eliyle seçer ve yine kendi keserdi. Müşterileriyle sohbet ederken:

- Şimdiye kadar yüzlerce hayvan kestim!. derdi. Benim için hayvan kesmek, karpuz kesmek gibidir.

Kasap, yılların vermiş olduğu alışkanlıkla koyunları beş dakika içinde, sığırları ise yirmi dakikada kesip parçalar ve canlı bir hayvana bakarak, ondan kaç kilo et çıkacağını şıp diye söylerdi.







Fakat, ah şu kuzular yok muydu? Hele son zamanlarda, onları kesmeye bir türlü eli varmıyordu. Kuzu eti isteyen müşterilerine:

- Bırakın şu hayvancıkları büyüsünler!. diyordu. Başka bir et yeseniz, ne olur sanki?

Eski müşterileri, kasabın bu sözünden bir şey anlamıyordu. Öyle ya, şimdiye kadar dükkandan kuzu eti eksik olmamıştır. Oysa ki adam, bu sözleri boşuna söylemiyordu. Çünkü kuzu denince, gözlerinin önüne altı aylık yavrusu geliyordu. Kıvırcık saçlı, kara gözlü bir kızdı bu ve kasap onu, belki de ağzı alıştığı için "kuzum" diye seviyordu.

Aradan aylar geçti. Kasap, bu süre içinde müşterilerinin giderek azaldığını fark ediyor ve bunu, kuzu eti satmamasına bağlıyordu. Sonunda pes ederek:







- Aman yahu!. dedi. Benden başka yufka yürekli kalmadı mı? Keserim olur biter.

Ertesi gün, diğer hayvanlarla birlikte bir tane de kuzu aldı. Önce danayı, sonra koyunu kesti. Bunları parçalarken son derece ağır davranıyor ve kuzunun kısa ömrünü, sözde birkaç dakika daha uzatmış oluyordu.

Sıra ona geldiğinde, önemsiz bir iş yapıyormuş gibi, aklına ilk gelen şarkıyı söylemeye başladı. Kuzu, olup bitenleri bir oyun zannediyor ve bağlı olmasına rağmen yerinde zıplıyordu. Kasap kuzuyu yatırıp bıçağa uzanırken, parmağında bir sıcaklık hissetti. Ve eline baktığında, öylece donakaldı. Kuzu onun parmağını, annesinin memesi zannederek emiyordu...



03 Mayıs 2008





Cumartesi
Neşesi !



Bu hafta sonu fıkramızda, sevgili Aysel Gürel'i sevgiyle analım.

Polis Aysel arabayla gezen gençleri durdurur ve der ki;


- Gençler alkol var mı?

Gençler cevap verir:

- Yok komiser hanım, hepsini içtik..


Fıkranın devamını hayal gücünüze bırakıyorum, bence daha sonra delikanlıların ne kadar alkol aldığını anlamak için, çalılıklarda teker teker, bizzat kendi kontrol eder :p



02 Mayıs 2008





İklimim !


Ruhsal durumumdan bazı işaretler alıyorum ve bedenimden gelenlere yaptığım gibi, onlara da kulaklarımı açık tutuyorum.

Bir süredir ...bir tükeniş süreciğine girdiğimin bilincindeyim. İç dünyamda henüz donma noktasına gelmemiş bir soğuma var. Algılarım, bana sevmeyi başarabilen insanların giderek azaldığı bir dünyada yaşamakta olduğumu duyuruyor - ve sevgi, her zaman benim için, içinde serpilip gelişebileceğim tek iklimdi.

O iklimi doya doya paylaştığım en sevdiklerim, o birkaç muhteşem insan, artık çoktandır yalnızca anılarımda kaldı.

Ahmet Cemal - Giderayak/Deneme


01 Mayıs 2008





...Son Dakika !


Aldığımız bir son dakika haberlerine göre, manastırdan kaçan ve günlerdir kayıp olan Beyaz Atlı Penis'e komşu manastırdaki rahibelerin sahip çıktığı bilgileri geliyor.


Bu çok özel yakışıklı için,
İbne Rahiplerle-Azgın Rahibeler arasında umarız saç başa bir kavga çıkmaz, aslında inşallah çıkar reyting olur :]