31 Ekim 2008






Fahişe !


İnternetin derinliklerinde bir Uzakdoğu sitesinde, gay içerikli bir kısa filme rastladım.

Yaşamak için fahişelik yapmak zorunda kalan bir gay'ın iç dünyasını, işe çıkarken ve döndükten sonraki ruh halini, geri dönüş sahneleriyle ve hüzünlü bir müzikle gayet başarılı anlatıyor.

Google Translate'den hakkında, sadece isminin Reincarnation olduğunu öğrenebildiğim bu 5 dakikalık kısa filmi, sizin için yüklediğim 'şu adresden' izleyebilirsiniz.



30 Ekim 2008







Çakma ve Kazma
Huysuz Virjin !



Erman Toroğlu her hafta Maraton'da, canlı yayında sokuyor, çıkarıyor, kol böreği vezir parmağı tarifi veriyor. Herkes de "kah kah kih kih" gülüyor.

Komik olsa bile, hoşa gitse bile Erman Toroğlu'nun yaptığı oyunculara, hakemlere, yöneticilere dilsel şiddet uygulamak... Şiddete yataklık yapmak...Argoyu pekiştirmek...

Bu gidişe dur denmeli! Eğer Erman Toroğlu böyle devam edecekse Huysuz Virjin'e haksızlık ediliyor.

Ali Atıf Bir


29 Ekim 2008







Yaşasın
Cumhuriyet !



Fransızlar siyasi hoşnutsuzluk dönemlerinde "Devrimi zaten biz yaptık, bir daha yapabiliriz" derlermiş, evet gerekirse takrar yaparız, dinci demokrasi diye bir şey dünyanın neresinde görülmüş yahu, görüyoruz işte domuzdan post, dinciden de demokrat bu kadar oluyor.



27 Ekim 2008






Haftanın
Şarkısı !


Bu şarkıyı her dinlediğimde Shakespeare'in ifadesiyle "Yüreğim gün doğarken yükselen bir tarla kuşu olup, cennet kapılarında kutsal ezgiler söylüyor"

Borodin'e ait Polovtsian Dances adlı bu eseri Mp3 formatında 'şuradan' indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu haftanın konsepti "Bilmem hatırlar mısın, bir liseli kız vardı" bir liseli esmer kız gözleri yıldız yıldız.


Bir liseli esmer gay ince ürkek duygulu
Yüreği öyle sıcak elleri sevgi dolu

Gözlerinde o günler yüreğinde o sızı
Sen de unutamadın biliyorum o gay'ı

Yaşanmamış yılların özlemi içinizde
Belli ki pişmansınız ne yazık ki ikinizde


24 Ekim 2008








Blogger !


Aylarca kapalı kalabiliriz, siz kaç çeşit yobaz var biliyor musunuz? Sadece şunu söyleyeyim, beni en çok korkutan kravatlı olanlardır ve ülkemde bunlardan bol birşey yoktur.



23 Ekim 2008






Dağ !


Van Valisi bir koordinasyon toplantısında, Tedaş müdürüne "Elektriği olmayan köyleri" sormuş.

Müdür elektriği olmayan köyleri sıralarken "Bahçesaray'ın 'Kiçohs' köyüne henüz elektriğin götürülemediğini" söyler söylemez, Vali sinirlenmiş... Bahçesaray Belediye Başkanı Naci Orhan'a dönmüş.

"Başkan... Başkan, bu ne biçim isimdir? Bu köye neden doğru dürüst bir isim verilmedi?" Naci Orhan boynunu bükmüş. Valiyi cevaplamış;

"Sayın Valim... Bu köy, dağa avlanmaya çıkan avcılar tarafından daha yeni keşfedilen bir köydür. Biz de ismini hiç beğenmedik. Sayın Valimizin Bahçesaray'ı teşrif etmesini bekliyoruz. Hazırlığımız tamamdır. Siz geldiğinizde hep birlikte, dağa tırmanarak köyü bulacağız. Törenle Türkçe bir isim vereceğiz."


Bahçesaray Belediye Başkanı Naci Orhan'dan bir anı- Güngör Uras


22 Ekim 2008






Hokus Pokus !


Bugün bir değişiklik yapalım ve gay atalarımızı ziyarete gidelim. Sizi için netten 100'den fazla eski resim derledim, bazıları gerçekten çok eğlenceli, benim favorim '77 numaralı' resim kedim abla.

Bu arada kedim abla nerelerde yahu, gören var mı onu? Başına birşey gelmesin, kötü yola falan düşmesin diyeceğim, ama bence o emekli maaşı dolgun yaşlı bir yakışıklı bulmuş eve kapatmıştır bile :D

Resimleri 'şuradan' slayt olarak görebilirsiniz, tek tek seçmek isterseniz de 'burada'.


21 Ekim 2008






Reenkarnasyon !


Spiritüel bilgilerle ilk tanıştığımda reenkarnasyona inanıyordum ama bilincim arttıkça, bilgilerim çoğaldıkça inanmaz oldum.

Tüm insanlar aynı elin parmağı. Bizim reenkarnasyon inancımız bu parmakların farklı farklı olmasına inanmamızdan kaynaklanıyor. Yani bu parmak kesilirse yerine yeni bir parmak gelecek, yine aynı parmak olacak ama ismi değişecek, şekli değişecek.

İnsanın bu inancı yine egodan kaynaklanıyor. Oysa şöyle düşünsek, okyanus suyunu alsak ve insan şeklinde kalıplara koyup dondursak, ki burada buz kalıpları biziz, zannediyoruz ki buz kalıbı eriyince sonra başka şekle tekrar bürünecek. Hayır, eriyince artık o okyanusa geri karışacak, bir daha da ilk buz kalıbındaki su molekülleri yeniden bir başka buz kalıbında bir araya gelmeyecek... Ama her insanlık deneyimiyle bilincin bütünü genişleyecek.








Biz tüm insanlar aynı kollektif bilincin ifadeleriyiz, arılar gibi. Onların da kollektif bir bilinci vardır. Bizim de varlığımız kollektif bilinçtir. Vücudumuzda 175 milyar kadar hücre var. Bunların her biri kendisini birey sanıyor diye düşünün. Oysa hepsi aynı bedenin hücreleri. Biz de öyleyiz. Burada reenkarnasyon yok. Burada Birlik bilincinin değişik halleri var.

Soru; Ama böyle baktığımızda bazı durumlar var ki bana biraz adaletsiz gibi geliyor. Yani reenkarnasyon yoksa, 90 yaşına kadar yaşayan da var ama beraberinde doğup 1 gün sonra ölen de. 90 senelik bir yaşamda gelişebilecek bilinçle, 1 günde gelişebilecek bilinç aynı olabilir mi? Ya da biri iyi şartlarda ve ortamda doğup, büyürken, diğeri Afrika da belki de açlıktan toprak yiyor.








Zaman, süreç çok önemli bir şey değil bence. O anne acı çekiyor, çocuk geliyor, biraz evvelki okyanus örneğindeki gibi, o damla buz kalıbı oluyor ve hemen sonra okyanusa geri karışıyor. Ufak çocuğun ölümü ile 90 yaşına kadar birinin yaşamasının evrensel açıdan baktığında hiçbir farklılık yok, dengesizlik veya adaletsizlik yok.

Sonuçta o bebek de doğduğunda bir enerji yayıyor ve bırakıp gidiyor. Anne baba ve aile üyeleri bir deneyim yaşıyor. Ama dünya zaten çok ilkel boyutta ve o kadar geriyiz ki. Ya dinlere sığınıyoruz, ya Allahın takdiri diyoruz veya reenkarnasyona inanıyoruz. Çünkü ölmekten, yok olmaktan korkuyoruz.


Nil Gün'ün, Neslihan Yavuzer Behmuaras'a verdiği röportajdan.(#)


20 Ekim 2008






Haftanın Şarkısı !


1980 yılında 39 yaşında yüksek dozda uyuştucudan aramızdan ayrılan Tim Hardin, 'şuradan' Mp3 olarak indirebileceğiniz How Can We Hang On to a Dream adlı parçasıyla, bu hafta yüreklerimizi feci burkuyor.








Haftanın Güzeli !


Bu hafta yüzümüzü Ortadoğu'nun güzelliklerine dönüyoruz ve haftanın güzelinde Mısır'dan İbrahim'i konuk ediyoruz.



19 Ekim 2008






Beyin !


Bir gün Hasan Rıza Soyak(*) Atatürk'e dilinin döndüğü kadar nezaketle "Her akşam içmekten vazgeçmesini" ifade edince, Mustafa Kemal ona şunu söylemiş;

"Haklısın, bunları ben de bilmez değilim çocuk. Fakat ne yapayım ki içmeye mecburum. Kafam çok ama beni mustarip edecek kadar çok ve hızlı çalışıyor. Vakit vakit onu uyuşturup biraz dinlenmek ihtiyacını duyuyorum..."


* Atatürk'ün özel kalem müdürü.


18 Ekim 2008






Cumartesi
Neşesi !



Evli bir eşcinsele sormuşlar;

- Sevişirken karınızla konuşur musunuz?

Adam cevap vermiş;

- Ararsa niye konuşmayayım...


17 Ekim 2008






Fahida !


İslamabad İlahiyat Fakültesi mezunu esmer güzeli Pakistanlı Fahida ile tanıştığımızda başı sımsıkı bağlıydı. Birkaç yıllığına, kocasının elçilikteki memuriyeti nedeniyle Brüksel'deydi. Dindar bir kadındı. Birdenbire bir gün, durup dururken beline kadar inen simsiyah saç örgüsünün sırtında salınmaya başlayıveridiğini görüp de sormamak olmayacaktı...


"N'oldu Fahida? Niye açtın başını?"

"Burada gerek yok kapanmaya."

"Niye?"

"Kadınlar güzelliklerini korunmak için örtünürler. Bu ülkede kadınlara rahatsız edici nazarlarla bakılmıyor. Erkeklerden korunmak için başımı örtmeme gerek yok ki. Ama birkaç yıl sonra Pakistan'a geri döndüğümde büyük olasılıkla yine kapanmam gerekecek..."

Çimen Turunç Baturalp

16 Ekim 2008






Yancık !


Metin Üstündağ'dan bir karikatür;

(Genç sevgililer bir ağacın altında romantik şekilde oturmaktadır)


Konuşma Balonu (erkek) Seni seviyorum...

Konuşma Balonu (kız) Ben de seni....

'Düşünme' Balonu (kız) Ayrıca annem der ki; Paran varsa yancığında, çükün oynar ancuğumda...








Dağlarca !


Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Bölmüş saadetimizi çizgisi yurtların;
Biz insanlar ayrı ayrı kalmışız,
Gökte kuşların kardeşliği,
Yerde kurtların.


Fazıl Hüsnü Dağlarca (1914-2008)


15 Ekim 2008







Yoksulluk !


Blog hareket gününün bu seneki konusu yoksulluk, size sanırım ortaokul yıllarımda yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum;

İstanbul'a birkaç saat mesafedeki bir şehrimize annem ben ve kardeşim bir düğüne gittik, düğün sonrası her nedense bir gece uzaktan bir akrabamızın evinde kalmamız gerekti.

Kaldığımız evin sahibesi 50 yaşlarındaki kadıncağız, akşam yemeğinde utana sıkıla bize sadece çorba ve biber kızartmasından oluşan bir sofra kurdu, yanında bir makarna ve yoğurt bile sanırım yoktu.








Ben o yaşlarda her nedense biber yemezdim ve biber dolmasının biberlerini bile ayıklardım. Tabi ben ve kardeşim sofradan yarı aç kalktık, annemin biz doymadık falan diye bir patavatsızlık yapacağız diye çok huzursuzlandığını ve ayrıca ev sahibinin de çok rahatsız olduğunu hissettim.

Aklımda bir de, o kaldığımız evde tuvalet kağıdı olmadığı kalmış. 1-2 sene sonra o kadıncağızın ölüm haberini aldık, aklımda onun o hep mahçup ifadesi kaldı, onu hiç unutamadım.

Eğer duyarlı bir insansanız dünyanın en varsıl ülkesinde bile yaşasanız, ortalamanın üzerinde bir geliriniz de olsa dünyanın haline, eşitsizliğine üzülmemek ve bu öküzce tüketimden korkmamak imkansız, geçen sene bugün bende herkes gibi kendi yaşantımdan örnekler vererek tüketim çılgınlığını ve bunun doğaya etkilerini 'yazmıştım', Tanrı insanoğluna akıl fikir versin.



14 Ekim 2008






Kedi Mutfakta !


Daha önce sizlere değişik bir 'Bamya tarifi' dışında yemek tarifi verdim mi hatırlamıyorum, ama son bir kaç haftadır evde ekmek yapımı feci sardı beni.

Önce ekmek makinası almayı düşündüm, sonra ekmek yapmaktan bıkmaktan ve makinanın dolapta tozlanmasından korktum ve mikserin hamur yoğurma çubuğunu kullanarak (hani şu burgu gibi olan) elde yoğurmakla uğraşmadan nefis ekmekler yapmayı başardım, resmini 'şuradan' görebilirsiniz. (bu sanıyorum 5 ya da 6. ekmeğim )

Velhasıl dostlar evde yapılan ekmek bambaşka birşey, bize dışarıdan ekmek diye satılan şeyler çeşitli katkı maddeleri ile şişirilmiş pişmiş unlu süngerimsi şeylerden başka birşey değil. Geçen gün sevgilimle nefis Alman ve Rus ekmeği bulduk, ama o da hem pahalı hem her zaman bulunmayacak bir şey.








Ben size sevgili Elif'in çok özel bir ekmek tarifini tavsiye edeceğim (şurada #1, #2, #3, #4). Bu tarifte mayayı da kendimiz hazırlıyoruz, başta zor ve karışık gibi gözüküyor ama mantığını çözünce artık hiç tarife bakmadan bile yapabiliyorum.

Fırında pişerken ve çıkınca evi öyle bir ekmek kokusu sarıyor ki anlatamam, kesinlikle kendinize ve damağınıza bu zevki yaşatmanızı tavsiye ederim, özellikle hafta sonları sabahları fırından az önce çıkmış bu ekmek kahvaltı sofranızı ziyafete dönüşterecektir.

Elif'in tarifine benim eklemek istediğim, su yerine ara sıra aynı ölçü süt ile de denemeniz, ben bunu denedim ve sonucu çok beğendim, ayran ile de bir deneme yapacağım bir ara + ben hamuru her tarafı yağlanmış ve mısır unu ile unlanmış kalıba koyarak pişiriyorum ve fırına vermeden en üstüne 1-2 tatlı kaşığı kadar mısır unu da serpiyorum. Deneyenlere şimdiden afiyet olsun.


13 Ekim 2008






Haftanın Şarkısı !


Zucchero'dan İtalyanca nefis bir parça var bu hafta, ama bu Cosi Celeste isimli şarkının değişik bir versiyonu, çünkü biraz dinlerseniz bir dakika sonra Cheb Mami size sıcacık bir süpriz yapıyor ve ortam tam Akdeniz oluyor, 'şuradan' Mp3 olarak indirebilirsiniz.









Haftanın Güzeli !


Tarihin derinliklerine, hatta iç çamaşırlarına giriyoruz bu hafta ve size soruyorum çakma Napolyon ne der?


(a) Yala, yala, yala!

(b) Daya, daya, daya!

(c) Ha hah ha!

(d) Hiçbiri.

(e) Hepsi.


12 Ekim 2008





Emekli
Baba Sendromu !



Tıp literatürüne geçmiş Emekli Koca Sendromu diye bir sorun varmış. Dr. Nobuo Kurokawa'nın bulduğu bu sendromdan, ileri yaşlardaki Japon kadınlarının % 60'ı şikayetçiymiş.

Dr. Kurokawa'nın açıklamasına göre "Erkekler emekli olup, kadınlar neredeyse yabancılaştıkları bir erkekle dip dibe yaşamak zorunda kalınca depresyon ve fiziksel rahatsızlıklara yakalanıyormuş"(*) ve bazı ülkelerde emekli olacaklar için emekliliğe hazırlık, uyum programları uygulanıyormuş.

Daha önce sizlere anne babamın iyice tuhaflaştığından 'bahsetmişim', babamın tatlı huysuzluğu beni bile geriyor bazen, acaba diyorum Emekli Baba Sendromu diye bir şey de var mıdır?


* Esra Açıkgöz

11 Ekim 2008






Cumartesi Neşesi !


Komutan iki askeri uygunsuz vaziyette yakalayıp içtima alanına getirmiş ve tüm askeriyeyi toplayıp ne yaptıklarını anlatmalarını istemiş. Askerlerden biri yanıtlamış;


- Eee, şey, biz dün televizyonda hayat öpücüğünü gördüydükte onu uyguluyorduk komutanım.

Komutan sert bir sekilde;

- Ulan yalancı ibne, hayat öpücüğü dudak dudağa olur eşşoğlueşek, demesi üzerine askerlerden biri;

- Tamam komutanım, bizde öyle başlamıştık....


10 Ekim 2008






Zampok Eyin Pi


İki canbaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü cambaz
Hilebaz, madrabaz, kumarbaz

İki cambaz bir ipte oynamaz
Bir ipte bir sürü canbaz
Ateşbaz, işvebaz, hokkabaz

İp niye kopmaz
Zampok eyin pi

Orhon Murat Arıburnu (1918-1989)


09 Ekim 2008






Entel...!


Hollanda'daki entelektüeller hemen hemen hiç politikayla uğraşmazlar, ama bizim entelektüelimizin baş görevidir politika yapmak. O nedenledir ki Avrupalılar kendilerinin Türkiye hakkında söylemek isteyip de söylemediklerini bizim aydınımıza kolayca söyletirler.

Bir Hollandalı yazar veya şairi Hollanda edebiyatı hakkında bile konuşturamazsınız, ama bizim yazar ve şairlerimiz kendi alanlarında da, başkalarının alanlarında da rahatlıkla konuşabilme yetisine sahiptirler.

Hollanda'da sanatçı kavramının toplumsal yaşamda yankısı da, anlamı da, yansıması da ayrıdır. Sanatçı denince yaratı gelir akla, ama bizde yaratıdan çok gösteridir sanat kavramının anlamı. Yani Hollanda'da manken sanatçı değildir; mankenin gösterime sunduğu giysiyi yaratandır sanatçı.


Murat Tuncel (Hollanda'da yaşayan Yazar-Eğitimci)



08 Ekim 2008






Travesti !


Seks yaparak geçinmek zorunda kalan çoğu travestinin penisini kestirmeden, yani ameliyatla kadın olmadan önce defalarca düşündüğünü, çünkü travestilerin çoğunun en çok parayı gizli eşcinselleri (çoğu evli ve bıyıklı) sikerek kazandığını biliyor muydunuz? Hatta eşcinsel argosunda bunlara bir isim de takmışlar, 'böcek' diyorlar. Gizli eşcinseller toplumda bir böcek gibi saklanıp yaşadıkları için olsa gerek, gayet anlamlı bir isim...

Gizli eşcinsellerin zavallı dünyası ile ilgili daha önce yer verdiğim 'şu dumur ötesi durum' sanırım bu konuyu çok iyi özetler. Şimdi Neslihan Acu'dan bir kaç satır ile devam edeyim;

Kendilerini çok “erkek” gören ve silahsız sokağa çıkmayan (!) Türk erkekleri, her fırsatını bulduklarında dansözler gibi göbek atarak ve gerdan kırarak tüm dünyaya adeta nasıl erkek olunur gösteriyorlar (!). Travestiliğin bu kadar yaygın olması cinsel konulardaki anormalliği yeteri kadar yansıtıyor zaten...



07 Ekim 2008






Kürtler !


Hayatımın Kürtlerle birlikte devam etmesinden yanayım, çünkü gerek şahsen tanıdığım Kürtleri, gerekse bir topluluk olarak gözlemlediğim Kürtleri seviyorum. Sevdiğim, onurlu, ahlaklı, sıcak bulduğum, ayrıca saydığım için bu birlikte yaşamanın iki taraf açısından da olumlu ve istenilir bir şey olduğunu düşünüyorum.

Kürtler, bir çeşit Türk faşizminin iddia ettiği gibi, korkak ve kahpe, ikiyüzlü ve ahlaksız, gaddar şu bu olsalardı, birlikte yaşamak da istemezdim. Ama bu anlayışı yaymak isteyenler var ve boş durmuyorlar. Bunları daha nereye kadar hoşgörüyle seyredeceksiniz?

Murat Belge'ye ait yazının tamamı 'şurada'.


06 Ekim 2008






Haftanın Şarkısı !


Brainstorm'un "Cinema" isimli muhteşem şarkısında nasıl bir şeytan tüyü varsa, beni 90'lı yıllara götürdü sanki + bir şarkı bu ritimle nasıl bu kadar hüzünlü olabiliyor, ben anlamış değilim. 'Şuradan' Mp3 olarak indirip tadına bakabilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Orman meyveli şeyleri umarım seversiniz çünkü bu haftanın tatlısı orman meyveli. Bu arada; düz duvara tırmananı duymuştum ama düz ağaca tırmananı ben ilk defa görüyorum :D


05 Ekim 2008






15 Şehit !


Ormanın kuytusunda vurulan geyik

hayvanlar acınla suskun

dallar yasınla eğik

boynuzlarında çizgilerinde gözlerinde

avcının söndüremediği iyilik...


Bülent Ecevit



04 Ekim 2008






Cumartesi Neşesi !


Yeni tanışan 'gay'lerden biri diğerini evine çay içmeye davet eder;

- Bize gidip çay içmeye ne dersin?

- Bana iki dakika müsade et. Nöbetçi eczaneden bir koşu çayın yanına gidecek bir şeyler alayım...


03 Ekim 2008






Orospu !


William Shakespeare'in 'Atinalı Timon' adlı eserinde, etrafındaki sahte dostlardan tiksinen bir zengin, varını yoğunu dağıtarak dağlarda, mağaralarda yaşamaya başlar ve bir gün yiyecek sebze kökü ararken bir altın gömüsüne rastar ve şu ünlü tiradını söyler;


Bu sarı köle dinleri yıkar da, yapar da;
Cehennemliği cennetlik eder;
Hırsızları, baş köşelere oturtup
Şanlar, şerefler, alkışlarla senatörler arasına sokar.
Yıpranmış dullara koca bulduran budur;
Hastaneyi, çıbanlı hastaları tiksindiren kadına
Gül kokuları sürer, nisan güneşleri getirir bu!
Haydi git adı batası çamur!
Seni bütün insanlıgın ortak orospusu seni!


02 Ekim 2008






Kıskançlık !


Sosyal psikolog Rolf Haubl'un 'ruh dünyamızdaki terörist' adını verdiği, çoğu ilişkiyi kanser gibi tüketen kıskançlık konusuna bugün de devam edelim, peki ama kimler daha çok kıskanır?

1- Kendini yetersiz hisseden, kendine güveni olmayan, yalnız ve dışlanmış insanlar daha çok kıskanırmış çünkü kendilerini sevilmeye ve sevdikleri insana layık görmezlermiş.

2- Sevdiklerini kendi malı gibi görenler, oyuncağını kıskanan çocuk gibi karşısındaki insanı kendine ait bir eşya gibi düşünenler, onun bir birey olduğunu unutanlar.

...bu konuyu dahi eşcinsel Oscar Wilde'ın bir sözüyle bitireyim, "Başkalarının toplayacağından korkmasak sokağa atacak çok şey vardır."



01 Ekim 2008






Bilinçaltı !


Geçen gün kaybettiğimiz Kazım Kanat "Kadınları tanıdıkça şunu öğrendim: Çok acı çeker gibi gözükseler de erkeklerin kendilerini aldatmasından inanılmaz büyük keyif alıyorlar." demiş, şimdi de bu konuyla alakalı Tahir M. Ceylan'dan bir kaç satır ile devam edeyim;

"Örneğin kıskanç olmamış birisi, karısının kıskançlığını anlayamadığı gibi, o kıskançlığın aslında aldatılmak istemek gibi, bilinç dışı bir fantezi peşinde olduğunun da ayırdına varamaz. Aldatılmak değeri anlaşılmak için bir fırsattır. Aldatanın yanılgısını görüp pişman olmasının verdiği doygunluk yoluyla fırsat..."