30 Kasım 2008






Aşk !


Geçen gün ruhbilimci Maureen O'Sullivan'ın araştırmarından kadın ve erkeklerin birbirlerine söyledikleri yalanların farklılıklarına değinen bir yazı 'yazmıştım', şimdi gene O'Sullivan'ın (*) ilişkiler ve toplumlar üzerine tespitleriyle devam edelim;

Aile ve cemaat bağlarının güçlü olduğu, kültürel yasaklarla yaşayan, boşanmaya iyi gözle bakmayan, görücü usulünün yaygın olduğu toplumlar evliliği yaşam boyu kollayıp desteklerler ama bu toplumlardan mutlu bir beraberliğin reçetesini öğrenmek güç.

Bunu öğrenmek için bireyin ve kişisel özerkliğin ağır bastığı, toplumsal baskıdan yoksun bireylerin yaşadığı toplumlara baktığımızda ise çiftlerin mutluluğunda en önemli unsurun romantik aşk, romantizm olduğunu görüyoruz.








Bu iki tip toplum arasında ortak olumsuz duygular, yitirme korkusu, hüsran, kıskançlık iken ve bunlar her toplumda aynı etkiyi yaratıyorken, olumlu duygular kültürden kültüre değişiyormuş.

Japonlar duygusal ilişki içinde oldukları kişide bağlılık, kendini adama ve düşkünlük gibi özellikler ararken, Amerikalılar eğlenceli, komik, sevecen, arkadaş canlısı gibi özelliklere sahip olmasını istiyorlarmış.

Bize dönüp bakarsak eş seçiminde en önemli etkenlerin, kadın için erkeğin tercihen iyi bir işi ve evinin olması, erkek için ise kadının saçını süpürge edecek ve fazla sesi çıkmayan bir tip olması desek acaba haksızlık etmiş olur muyuz?



(*) 31 Mart 07 New Scientist/ Rita Urgan CBT 1059-11

29 Kasım 2008







Cumartesi
Neşesi !



6 yaşındaki Emre ve ikiz kardeşi Elif anahtar deliğinden anne babasını seks yaparken gözetliyorlardı.


Elif- Aaa şunlara bak neler yapıyorlar...

Emre- Ayıp diye bizim parmağımızı burnumuza sokmamıza bile izin vermiyorlar ama!




28 Kasım 2008






Oğlan !


Çetin Altan'ın bir yazısında okuduğuma göre 1850’de İstanbul’a gelen, gerçekçilik akımının öncüsü Fransız romancı Gustave Flaubert (1821-1880) Galata’daki genelevlerde, sermaye olarak oğlan çocuklarının da çalışmakta olduğunu anlatmış;

“...Küçük bir odada, üç zavallı oğlan, üstlerinde binbir işlemeli Rum giysileri, cansız cansız kıvrılıp kıvranıyor, sözde dans ediyorlar. Aralarından bir tanesi zenciydi ve güzel yapılıydı. Lüle lüle saçları, 14. Louis’nin peruklarını hatırlattı bana. Oğlan çocuklarının dansları, uzaktan Mısırlıların göbek danslarını anımsatıyordu. Berbat saatler yaşadım orada.”

Ve Flaubert şöyle bitiriyor anılarını;

Doğu’ya kadın özgürlüğü acaba ne zaman gelecek? Yüz yıl içinde burada da harem yok olup gidecek. Avrupalı kadın örneği bulaşıcıdır. Şu günlerden birinde, Doğulu kadınlar da başlayacaklardır roman okumaya. Haydi artık elveda Türk sakinliğiyle durgunluğuna. Her yerde eski, çatırdayıp çöküyor.”



27 Kasım 2008






Yalan !


Ruhbilimci Maureen O'Sullivan'ın araştırması (*) kadınlarla erkeklerin birbirlerine söyledikleri yalanların farklı karakteristlik özellikler taşıdığını bulmuş, bakalım bunlar nelermiş;

Kadınlar daha çok bakirelik, doğum kontrölü, cinsel ilişkiye girdiği eşin perfonmansı, onun zekası ve yakışıklılığı gibi konularda yalan söylemişler, ayrıca onu kıskandırmak için başka erkeklere ilgi gösterme konusunda sahte sinyaller vermişler.

Erkekler ise, ilişkinin geleceği, eşle ilgili gerçek duyguları, aşık olmadıkları halde aşık oldukları, geçmişte yaşadığı ama şu an ki partnerinin onaylamayacağı olaylar hakkında palavralar ile ne kadar para kazandıkları, sahip oldukları ve gelecek planları gibi konularda sallamışlar. Ayrıca erkek arkadaşlarıyla geçirdikleri geyik ve boş zamanlar konusunda da doğru bilgiler vermemişler.

Hem kadında hem erkekde ortak yalanlar ise bekaret ve partnerinin vücudunu ne denli beğendikleri konusuna ek olarak onu kızdırmamak, kalbini kırmamak için söylenen yalanlar olarak belirlenmiş.



(*) 31 Mart 07 New Scientist/ Rita Urgan CBT 1059-11

26 Kasım 2008






Ölü Evinde
Seks Partisi !



"Bir yandan gömüp bir yandan belli belirsiz döllenmek, işte insanın kainattaki lüzumsuzluğu" ... Küçük İskender'in Sel yayıncılıktan çıkan yeni şiir kitabının adı Ölü Evinde Seks Partisi.

Küçük İskender'in ifadesiyle "ağıtlarla orgazm çığlıklarının birbirine karışması" size hangi ülkeyi hatırlatıyor? Ayrıca eklemek isterim bu seslere dualar ve dinsel sayıklamalar da eşlik ediyor.



25 Kasım 2008







Eşcinsel Fatih !


Bu haftanın güzeli köşesinde Galata oğlanlarının güzelliklerinden bahseden Enderunlu Fazıl Bey'e yer 'vermiştim', bu arada öğrendiğime göre Hz. Muhammed'in müjdesine nail olduğu ve eşcinsel olduğu söylenen Fatih'de Galata'nın yakışıklı delikanlılarna bayılıyormuş.

Zaman gazetesinde kültür yazıları yazan, tasavvuf, İslam mistisizmi ve Osmanlı üzerine kitaplarıyla tanınan Hilmi Yavuz'dan devam edelim;

"Fatih'in ünlü iki gazeli vardır: Birincisinde, 'Veyis' adında bir güzel oğlanı över, gazelin sonunda da 'Ey Avni! Taliin iyi gitti ve o sevgili (Veyis) misafirin oldu. Fırsatı kaçırma; zira Veyis bin cana bedeldir' der.








Malum, 'Avni' Fatih Sultan Mehmed'in mahlasıdır; yani, şiirde kullandığı adı! İkinci gazelde, Galata'da bir kilisede görevli genç bir papazı öve öve bitiremez Fatih.


Fatih Sultan Mehmed'in eşcinselliğinden Osmanlı rahatsızlık duymamış ki! Rahatsızlığı, bugünün etik kriterleriyle geçmişi 'aklamaya'(!) çalışanlar hissediyor... Osmanlı'nın bu konuda gizlisi saklısı yok!

Veziri Ahmed Paşa'nın, gözdesi olan oğlanlardan birine gönül vermesi üzerine, gazaba gelip onu 'Kapıcılar Odası'na hapseden de Fatih Sultan Mehmed'den başkası değildir."




24 Kasım 2008






Haftanın Şarkısı !


Ne varsa eskilerde var, aylar önce bir şarkısına 'yer verdiğim' Demis Roussos'dan bir parça daha dinleyelim. 1960'ların 70'lerin havasını taşıyan We Shall Dance isimli bu güzel parçayı 'şuradan' Mp3 formatında indirebilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Haftanın şarkısını söyleyen Yunan asıllı Demis Roussos'un şarkısını bir Rum yakışıklısı eşliğinde dinlemeye ne dersiniz?

Hatırlarsanız daha önce, bütün ülkelerin delikanlılarının yatak becerilerini ve güzelliklerini anlatan kitabın sahibi Enderunlu Fazıl Bey'in (1759-1810) Ermeni yakışıklıları için söylediklerine 'yer vermiştim', şimdi konusu gelmişken bakalım Fazıl Bey Rum delikanlıları için neler söylemiş;

"Sanki aleme bir güzellik zerresi düştü, Rum milletine ise güzelliğin kubbesi verildi… Kadını da oğlanı da güzel, her biri birer afet, yosma yürüyüşlü, şuh edalıdır hepsi… Ermenilerin yumuşaklığına, Yahudilerin miskinliğine onlarda rastlanmaz. Galata meyhanelerindeki çocuklar, en iyi insanı bile yolundan çıkartır…"



23 Kasım 2008






Mazlum !


Doğada zavallılara yer yoktur. Tamamen varlık mücadelesi olan doğal yaşama bakınız. Güçlüler, zekiler ve güzeller ayakta kalabiliyor, diğerleri yok oluyor. Bizim "zulüm görmüşlük" olarak adlandırdığımız mazlum kavramının doğada yeri yok. Haklı ama akılsız olanların yeri yok. Sürekli tecavüze uğrayan, haksızlığa uğradığından yakınanların yeri yok.

Tınaz Titiz


22 Kasım 2008






Cumartesi
Neşesi !



Kasabanın imamı yağmurlu bir günde bir kadını ıslanmasın diye arabasına almış. Yolda kadın binbir türlü işveyle imam efendiyi baştan çıkarmış ve arabayı kuytu bir yere çekip sevişmeye başlamışlar.

Fakat tam iş üstündeyken arabanın el freni boşalmış, bir yere çarpıp devrilmiş ve oldukları pozisyonda arabada sıkışıp kalmışlar. Bir süre sonra bütün kasabalı başlarına toplanmış. İmam efendi kalabalığı görünce başlamış şükür edip söylenmeye;

- Allah korudu, Allah korudu, ya kadıncağızın gözüne girseydi!



21 Kasım 2008







Am !


Bir sürü kişi Dünyanın en küçük 'am'ını merak edip, arama motorlarından benim siteme gelmiş, sanırım bunun sebebi 'şu yazım'... Her neyse dünyanın en küçük amı değil ama sanırım en büyüğü bu olmalı, işte yayınlıyorum, merak edenler 'şurada' kendisiyle tanışabilir.



20 Kasım 2008






Çocuklara Nasihat !


Hakkındır yaramazlık.
Dik duvara tırman
Yüksek ağaçlara çık.
Usta bir kaptan gibi kullansın elin
Yerde yıldırım gibi giden bisikletini..
Ve din dersleri hocasının resmini yapan
Kurşunkaleminle yık
Mızraklı İlmihalin yeşil sarıklı iskeletini..
Sen kendi cennetini
Kara toprağın üstünde kur.
Coğrafya kitabıyla sustur,
Seni "Hilkati Adem"le aldatanı..
Sen sade toprağı tanı toprağa inan.
Ayırt etme öz anandan toprak ananı.
Toprağı sev anan kadar...

Nazım Hikmet 1928


18 Kasım 2008







Zevkler !


Sanat, çok memeli bir Kibele'dir; her memeden emilen süt, insanın ayrı bir duyarlılık alanını besler. Sanatsal yaratıyı, 'şunu sevdim bunu sevmedim' anlayışıyla değerlendirmeye kalkanlar, bu memelerin hiçbirinden süt emmemişlerdir.

Zevklerle renklerin tartışılamayacağını öne sürenler ise, değil emmek, memeye ağızlarını bile dayamamışlardır. Oysa hayat, en çok renklerle zevklerin tartışıldığı beğeniler şenliğidir.








Kendilerine ne dayatıldıysa onu zevk sayanlar, başkalarının gösterdiği renkten ötesini göremeyenler, duyarlık yoksunu zavallılardır. Ne okumaları vardır, ne duymaları, ne görmeleri... Bunu sağlayan organları birer et parçasıdır.

Onlar Leonardo da Vinci'nin, "Bir şeye ancak onu anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyulabilir" sözü üzerinde bir saniye olsun düşünmemişlerdir.


Adnan Binyazar (Yazar & Eleştirmen)








Kedi !


Noni'nin blog konusundaki mimi için, daha önce aynı konuda şunları 'yazmışım'.

Bu yazdıklarıma ekleyeceğim doğrusu pek birşey yok, sadece o zaman 115 ülkeden 150 bin ziyaretçim varmış, şimdi 129 ülkeden yaklaşık yarım milyona yaklaşan ziyaretçim var ve girdiğim toplam yazı sayısı 600'den 1.000'e çıkmış ve aramıza bir sürü yeni Blogger dostlar katılmış, ne güzel.


17 Kasım 2008






Haftanın Şarkısı !


Ülkemizde pek tanınmayan bir grup daha var bu hafta, Amerika/ Kansaslı rock grubu The Republic Tigers söylüyor Buildings and Mountains. Bu şarkıyı Mp3 formatında 'şuradan' indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Beyaz renk çoğu toplumda saflık ve temizliği simgelerken, Çin kültüründe ölümün rengi olması ilginç. İşte beyazlar içinde bir yakışıklı, bakın bakalım bu size neyi çağırıştırıyor?



16 Kasım 2008






İz Bırakmak !


Herkes oldum olası iz bırakmaya çalışıyor. Taşa, toprağa, kağıda(*), yaşama ve de geleceğe... Kavga etmesi, onca kan akıtması bundan. Sevmesi, sevişmesi, birbirini kucaklaması bundan... Dün de böyleydi bu, bugün de böyle... Zeynep Oral

(*) ve bloglara... Gaykedi

15 Kasım 2008






Cumartesi Neşesi !


Sarışın pek güzel ama biraz aptal ailesinin biricik kızı, yakışıklı bir denizciye gönlünü kaptırır. Baba denizcilerin götçü olduklarını iddia ederek ısrarla bu evliliğe karşı çıkar.

Kız, damadın "Bir de öteki türlü deneyelim mi?" isteklerine asla müsaade etmeyeceğine söz vererek ailesini ikna eder ve evlenirler. Aradan biraz zaman geçer denizci kıza bir türlü "Bir de öbür türlü yapalım" demeyince, kız merakına yenik düşer ve dayanamaz kocasına sorar;


- Sevgilim, bir de öteki türlü deneyelim mi?

- Sen kafayı mı yedin kızım, daha yeni evlendik. Öyle yaparsak, çocuk olur çocuk!..



14 Kasım 2008







Zamparadoks !


Eski Anadolu’da

Yaldız boynuzlu koçlar kurban ederlermiş

Bereket Tanrıçası’na.

Yeni Anadolu’da Bereket Tanrıçası’nı kurban ediyorlar

Yaldız boynuzlu koçlar için.


Can Yücel


13 Kasım 2008







Ayak Zinası !


Başlığı okuyunca aklınıza ayak fetişistlerin na-mahrem ayakları yalaması geliyor değil mi? Prof! Hayrettin Karaman'a göre zina çeşitlerinden birisiymiş bu, seks amacıyla bir kadına yürümek ayak zinasına girermiş. Daha bitmedi;

Göz zinası- Birisine arzulayarak bakmak (Porno izlemek ya da bir film oyuncusunu pek beğenmek göz zinası sayılır mı?)

El zinası-Şehvetle dokunmak (Sanırım bir kısım dinci bu yüzden tokalaşmıyor, acaba mastürbasyon amacıyla kendi şeyine dokunmak da el zinasına girer mi?)

Dil zinası- Seks üzerine konuşmak (ya vajina, penis, meme dillemek?)

Ağız zinası-Öpmek (himm ağzına almak?) gibi zinanın türlü çeşit alt türleri varmış.


12 Kasım 2008






Taşra !


Tüm dünyada taşrada yaşayan kadın-erkek herkesin hayalidir daha fazla özgürlük, daha az toplumsal baskı ve özellikle bu yüzden büyük şehirde yaşama isteği... Ama eğer bu kişi bir eşcinselse, mahalle baskısını üzerinde hissetme ve büyük şehirde yaşama arzusunu daha da bir yoğun yaşar.

Ülkemize göre eşcinsellerin daha rahat olduğu ülkelerin kırsalında bile homofobi halen ciddi boyutta bir sorundur. Hayalllerin şehri Amerika'da New York'la simgelenir genelde ve ülkemizde İstanbul olur, belki Avustralya'da Sidney.

İşte size bu duyguları anlatan nefis bir şarkı ve eşcinsel imgelerle dolu bir clip. Dünyanın en önemli eşcinsel ikonlarından Pet Shop Boys söylüyor 'New York City Boy'.



11 Kasım 2008






Nesiniz ?


Yıllar önce insanların tarla kuşları ve baykuşlar olarak, biyolojik saatleri benzerlikleriyle ikiye ayrıldıklarını okumuştum. Baykuşlar gündüz uyuyup, gece sabahlara kadar oturmayı seven insanları simgelerken, tarla kuşları tam tersi, gece uyuyup gündüz yaşamayı seven insanların simgesiymiş.

Bugün insanların, tarla faresi ve dağ faresi olarak da ayrıldığını öğrendim. Tarla fareleri uzun süreli ilişkileri tercih ederken, dağ fareleri önüne gelenle çifleşirlermiş. Sahi siz dağ faresi misiniz, tarla faresi mi? tarla kuşu musunuz yoksa bir baykuş mu?



10 Kasım 2008






Haftanın Şarkısı !


Ülkemizde hemen hemen hiç tanınmayan bir müzik grubundan, bana 60'lı 70'li yılların rock baladlarını hatırlatan nefis bir parça var bu hafta. Timesbold'un Bone Song isimli parçasını 'şuradan' Mp3 olarak indirin bakalım siz de benim gibi sevecek misiniz?








Haftanın Güzeli !


Soğukları ufak ufak hissetmeye başladığımız bu günlerde şöyle bol güneşli sıcacık yaz günlerinden, hatta bir tatil yöresinden bir yakışıklı ışınlayalım haftanın güzeline.

Tanrım ne de güzel bronzlaşmış, ben fazla beyaz tenli ve güneş alerjili olduğum için ömrüm boyunca gölgelere kaçmaya mahkumum.



09 Kasım 2008







Höt !


Bir erkeklik miti var toplumda ve çocukluktan itibaren bu mite göre yetiştiriliyor erkek çocukları. Vurdu mu kıracak, açılmayan kapağı açacak, höt dedi mi korkulacak, yanında birine laf atılırsa müdahale edecek ve saldıracak, her an koruyucu olacak, her an dövüşecek, evini geçindirecek.

Bir mit altında ezilen bir varlık yani! Her yerde sürekli bir erkeklik ispatı isteniyor ondan. Bu hiç sonlanmıyor, sürekli tehlikede kalıyor, erkekliğini her an kaybedebilir. Dolayısıyla çok ciddi bir erkeklik krizi var toplumda. Bir erkeğin erkek olarak kabul edilmesi için dört aşama gerekiyor: Sünnet, askerlik, iş bulma, evlilik.

Sürüne Sürüne Erkek Olmak kitabımda Kadınları mağdur eden o 'erkeklik' kalıbının nasıl oluştuğunu, küçücük çocukların bu erkeklik kalıbı içerisinde nasıl şiddet uygulamayı öğrendiklerini anlattım, şiddet, dışlama, kendini üstün görme, diğerinin hayatına karışma olmasın istiyorum.


Pınar Selek'in Kaosgl röportajından.


08 Kasım 2008






Cumartesi Neşesi !


Yakışıklı bir ormancı otostop çeken bir delikanlıyı kamyonetine alıyor. Delikanlının dikkatini şoförün omuzunda oturan maymun çekince, "maymun beslemek ne işinize yarıyor?" diye soruyor;

Şoför omuzunda oturan maymunun suratına bir tokat atıyor, maymun hemen aşağıya inerek adamın fermuarını açıyor, aletini emerek boşaltıyor ve tekrar omuzuna çıkıp oturuyor.

Şoför otostopçuya dönerek sen de ister misin? diye sorunca, delikanlı; isterim tabi diyor ama bana o kadar sert tokat atmayacaksın.


07 Kasım 2008






Kavun Sikmek !


Çetin Altan'a göre Türkiye ve tüm Ortadoğunun erkek erkeğe yaşayan, kadını dışlayan toplumlarında libidosu hareketlenmiş bir erkek çocuğunun, ilk cinsel deneyimini nasıl gerçekleştirdiği sorunu, hep meçhul kalmıştır. Osmanlı döneminin kırsal kesim erkeklerinde, ilk cinsel deneyim dişi eşekle olurken, daha sonraları ve günümüzde eşeklerin azalmasıyla yerini artık kavun sikmek almıştır.

Kavun sikmek ile ilgili Ekşi'de şu bilgiye de rastladım; Esrar suçundan Türk hapishanelerinde yıllarca yatan Daniel Koplowitz'in anılarını topladığı Karafatmanın Sarayı adlı kitapta bu olaydan bahsetmiş.

Hapishanede mahkumlar, kavunları çatır çatır sikmektedir. Ona da bunu önerirler. Kendisi dener ve beklediğinin cok üstünde bir tecrübe yaşadığını belirtir. Kitapta, özellikle gün boyu güneşe bırakılıp içi geçerek yumuşayan kavunların bu bu iş için çok daha uygun olduğu özellikle belirtilir. Bu arada Anadolu'da "Yaz gelse de kavun siksek" diye bir deyim de varmış.


06 Kasım 2008






4. Sene !


Nakhar ile Gaykedi bu gün 3. seneyi doldurup 4. seneden gün almaya başlıyorlar, aferin onlara ve tüm sevenlere. Sizlerle beraber biraz damar bir parçayla kutlamak istiyorum bunu, 'şuradan' indiriverin bakalım sevecek misiniz ?



05 Kasım 2008






Sokacak !


Hak ve Eşitlik Partisi başkanı Osman Pamukoğlu iktidara gelirse idam cezasını geri getireceğini söylüyor, başka bir parti yakacak ve yiyecek dağıtarak oy toplamaya çalışıyor. Benim önerim bu ülkedeki en büyük kitle olan abazanlara 'sokacak' şey yardımı yapmayı vaat eden bir parti kurulmasıdır.

Nihat Genç Tv'de anlatmış, Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla seçmenden uzak durmamaya çalışan bir il başkanı milletvekillerini davet ederek kasaba kasaba dolaşırken, bir kahvede, kasabalı bunlara yüz vermiyor surat asıyor, küsmüş gibi oturuyor.

İl başkanı tabii ki pek bozuluyor, 'Ya kardeşim Ankara’dan, koca Meclis’ten milletvekillerini getirdik, yüzüne bakmıyorsunuz' diye söylenince. Oradan köylüden yaşlı bir ihtiyar diyor ki, 'Tayyip Bey’e söyleyin bunları göndereceğine yarım çuval kuru fasulye gönderseydi. Biz ne yapacağız bunları'.



04 Kasım 2008






Kıskançlık ve Çığlık !


Dünya özgürlük ve demokrasi şampiyonu başta Norveç, İskandinav ülkeleri, 20'nci yüzyılın başında tutuculuğun daniskasını yaşadıkları için bugün böylesine serbestlermiş kadın, erkek. Bir uçtan bir uca savrulmuşlar, başka bir deyişle.

Norveç'in özgür başkenti Oslo, 1925 yılına değin "Christiania" adını taşırmış meğer. Yani "Hıristiyanya". Ve toplum, kilise, papaz, çarmıh arasında geriliymiş.

Ünlü 'Çığlık' tablosunun ressamı Norveçli Edvard Munch, 1863 yılında Hz. İsa'yla oturup Hz. İsa ile kalkan dindar bir ailede dünyaya geliyor. Aile değil, sanki bir çile yumağı. Herkes illetli: Doktor baba, sinir hastası ve kafayı dinle bozmuş, anne ve beş çocuk ise veremli.







Edvard Munch henüz beş yaşındayken annesinin, ardından ablasının kan kusarak ölümüne tanık oluyor. Ünlü "Hasta Çocuk" tablosunda, ablasını resmediyor. Zaten kendisi de verem ama 80 yaşına kadar Norveç dışında yaşıyor. Çünkü anayurdu, son yıllarına kadar yerden yere vuruyor çığır açan resmini.

Sanatçı arkadaşları gibi Munch da, evliliği esaret olarak algılayan ve kadın özgürlüğüne yürekten inançlı, aşkta bağımsızlığı savunan insanlardan. Ancak özgür kadını "vampir" görmekten kendisini alıkoyamıyor, yani kadınların yasak tanımamasından, bağımsız olmasından acı çekiyor. Edvard Munch, sevdiği "özgür" kadını başkasının kolunda görmeye dayanamıyor.

Edvard Munch, ömrünce çektiği en büyük acıyı, kıskançlık illetini, "Kıskançlık kaybetme korkusu değil, paylaşma korkusudur" diye tanımlıyor. Kimi erkeklerin, sevdikleri kadını paylaşmaktansa öldürmeyi tercih ettiklerini düşünürseniz, bence kıskançlığın en doğru tanımıdır.


Mine Kırıkkanat'a ait uzun bir yazıdan tarafımdan kısaltılmıştır.



03 Kasım 2008






Haftanın Şarkısı !


Haftanın güzeli gibi Latin Amerikalı bir parça gelsin, şöyle fıkır fıkır, tam stadyumda coşmalık. Daniel Melingo'dan Boquita isimli bu şarkıyı 'şuradan' bilgisayarınıza Mp3 olarak indirebilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Bu hafta Latin Amerika'ya uzanalım ve haftanın güzelinde duran 'top'lara harika vuruşuyla ünlü, genç yaşında efsane olmuş Yarra Dona Al-Ver'to'yu konuk edelim :D



02 Kasım 2008






Felsefe !


Yaşam, dur durak bilmeyen, sürekli akan, avuçlarımızdan kayıp giden, arkasından koşup da ona yetişemeyeceğimiz bir özelliğe sahiptir.

Bu nedenle "yaşam"ı yakalamak, onu bir yerlerde alıkoyup, ona kim olduğunu, nerelerden gelip nereye gittiğini sormak ilk bakışta olanaksız gibi durur.

İsmail H. Demirdöven


01 Kasım 2008






Cumartesi
Neşesi !



Bir asilzade kadın, kocasını yatakta genç bahçıvanla basmış...Onları öyle görünce;


-Sayın 'lord'um bu yaptığınız genel ahlaka sığmaz, ben size güvenmiştim, güvenimin sonsuza kadar süreceğini tahmin ediyordum...Bana bunu yapmamalıydınız...

diye uzun uzun söylenmiş. Ama sonunda dayanamamış ve yataktaki gence dönüp;

- Ve siz sevgili genç, en azından ben konuşurken durmak nezaketini gösterebilirdiniz...