31 Aralık 2008




Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar
Gaykedi' den Mutlu Yıllar


30 Aralık 2008






2008 !


Bazı yıllar diğerlerine göre daha hızlı, adeta sersemletici bir rüzgar gibi geçer. 2008 yılı benim için öyleydi. Nasıl başladığını bile anlamamışken, şimdi bittiğini görüyor; yılın başından beri kendime verdiğim birçok sözü gerçekleştirememiş olduğumu biliyorum.


Murathan Mungan



29 Aralık 2008






Haftanın Şarkısı !


Geçen gün 81 yaşında kaybettiğimiz Amerikalı aktris, şarkıcı, kabare yıldızı Eartha Kitt'den (1927-2008) size sıcacık bir süpriz var... Bu haftanın şarkısını 'şuradan' Mp3 olarak indirin bakalım siz de sevecek misiniz?








Haftanın Güzeli !


Buttmagazine'den aşırma bu haftanın yakışıklısının, hatta yeni yılın güzeli'nin size bir süprizi var, merak edenler 'şuraya' tıklar ve umarım "ben bir şey anlamadım ama" diye sormazlar...



28 Aralık 2008






Avrat !


Kadın hakları konusunda çok yazı yazıyorum farkındayım ama kadın haklarının gelişmiş olduğu ülkelerde eşcinsel hakları da daha gelişmiş, erkek egemenliğini, aptal gelenek ve töreleri, fosilleşmiş dinsel adetleri yıkmak için kadınlar çok önemli.

Her neyse, Prof. Abidin Kumbasar'ın bir yazısında okuduğuma göre Grek-Roma kültüründe kadın için kullanılan "Famulus" sözcüğü ayn zamanda evcil köle anlamına gelmekteymiş ve bugün de birçok dilde aile karşılığı olarak kullanılan "Familia" sözlüğü ise aynı kelimenin çoğuluymuş.

Aklıma bizde çok kullanılan "At, avrat, silah" deyimindeki avrat kelimesinin kökeni düştü ve Nişanyan'ın etimolojik sözcüğünde bu sözcüğün kökeninin Arapça "Zaaf, kusur, özür ve edep yeri" olduğunu öğrendim, sanırım daha fazla söze gerek yok...



27 Aralık 2008






Cumartesi
Neşesi !



Plajda yürüyüşe çıkan iki yaşlı kadın yerde bir takma penis görünce, geveze olanı söylenmeye başlar;


10 yaşındayken merak ettim,
20 yaşında tanıştım,
30 yaşında hoşlanmaya başladım,
40 yaşında peşine düştüm,
50 yaşımda satın alır oldum,
60 yaşında bulmak için adaklar adadım,
70 yaşında unuttum...


Ve bastonu ile penisi dürterek;

Şimdi 80 yaşındayım, bu allahın belası şey kumda bile yetişmeye baslamış ama benim eğilip dokunacak halim bile yok!


26 Aralık 2008






Bahar !


Pet Shop Boys'dan kadın, erkek, lezbiyen, gay herkese erotik ve duygusal göndermelerle dolu bir video var bugün... Frank Sinatra'dan Nina Simone'a, Billy Holiday'a kadar bir sürü şarkıcı ve grup tarafından söylenmiş olan I Get Along isimli bu şarkı oldukca ilginç bir hikayeye sahip;

Bir öğrenci tarafından, imzasız olarak Hoagy Carmichael'e verilen şiire bir kaç yıl sonra Carmichael bir beste yapar. Detaylı bir araştırmanın sonunda, şiirin yazarı bulunur, ancak şarkının bir radyo programında Dick Powell tarafından ilk kez söyleneceği günden bir gece önce şair ölür.

Bahtsız şairin adı, Jane Brown Thompson'dur. Herneyse lafı daha fazla uzatmadan buyurun 'şuradan' izleyin.



25 Aralık 2008






Saldırgan !


Erdoğan’ın anlama ve kavrama yeteneği -herkes gibi- entelektüel müktesebatıyla sınırlı. O, “Milli Görüş” gömleğini Versace kravatlarla örtebiliyor. Ama havsalasının hiçbir zaman Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) mahfilleri ile İskender Paşa Dergâhı’nda edinebildiklerinin ötesine geçemeyeceğini saklamasına olanak yok.

Erdoğan, bütün kanalların baş yorumcusu. Çetrefilli toplumsal-kültürel meselelerde ne zaman ağzını açsa, anti-komünizm, ırkçılık ve mukaddesatçılık karışımını üstünüze boca eden bir münazaracı saldırganlığıyla onurlandırılıyorsunuz.

Ertuğrul Kürkçü


24 Aralık 2008






Kimlere
Aşık Oluyoruz ?



Antropolog Helen Fisher'a göre, insanlar genellikle kendilerine benzer etnik ve sosyo ekonomik özelliklere, ortak dinsel değerlere, eğitim ve zeka düzeyine sahip kişilere aşık oluyorlar.

Aşık olunca da vücut basıyor dopamini, basıyor mutluluk hormonunu ve sonuçta herkes bu dönemde sevgilisinin hoşa gitmeyen özelliklerine değil, yalnızca hayran olunan özelliklerine odaklanıyor, ayrıca gene aynı araştırmacının tespitiyle bu dönemde beynin korku ve öfke ile ilintili bölgesinin etkinliği azalıyor... (gözümüz resmen kararıyor, bir deli cesareti geliyor... gaykedi :D)

Gene, Wellesley College uzmanlarından Faby Gagne'nin araştırmasına göre insanların %95'i şu an ki eşlerini dış görünüş, zeka, sevecenlik ve espri anlayışı açısından ortalamanın üzerinde görüyor.








Ve tüm insanlar halihazırdaki eşlerini göklere çıkartırken, eskilerini yerin dibine batırma eğilimindeler.

Burada tabi bir algı bozukluğu var, deneye katılan 300 deneğin halihazırdaki eşlerinin kusursuz, eskilerinin ise beş para etmez olması, uzmanlara göre tabi ki düşünülemez.

Bu arada, eski eşlerine daha olumsuz gözle bakmaya yatkın kişilerin şu an yaşadıkları ilkişkide daha mutlu oldukları da gözlenmiş.


New Scientist 31 Mart 07 (CBT 1059/14 Rita Urgan)



23 Aralık 2008






Gizli
Eşcinsel !



Yorum olarak ya da yanda verdiğim mail adresime, neden gay yazılara çok yer verdiğimi soran, beni eşcinsel konuları onların gözüne sokmakla suçlayan şikayetler alıyorum. Daha önce benim blogda yorum olarak yapılan böyle bir tepkiye, hatırlarsanız sevgili Elif Savaş şu cevabı vermişti;

"Benim anladığım kadarıyla burası sadece bir blog değil, homoseksüel birinin blogu. Ben erkek problemlerimden, çocuğumdan ve hatta ağdamdan nasıl bahsediyorum, burada da homoseksüel ağırlıklı konular olması normal degil mi?"

Herneyse, Elif'in yazdıklarına sadece Murathan Mungan'dan şu satırları eklemek istiyorum;

"Gizli, saklı olduğunuz, cinselliğinizi bir suç, bir kabahat gibi yaşadığınız sürece varlığınıza göz yumulabiliyor, ama bir kimlik olarak ortaya çıktığınızda, homofobinin bütün toplumsal silahları üzerinize çevrilebiliyor. Görünür olmak beraberinde bir karşı tepkinin oluşmasına neden oluyor."



22 Aralık 2008






Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısının annesi Latin, babası Arap asıllı, o yüzden iki ırkın da bütün güzelliklerini vermiş Tanrı ona... Kendisi bana ünlü bir yabancı oyuncunun 5-10 sene önceki halini hatırlattı, kime benzettiğimi söylemeyeyim bakalım siz birisine benzetebilecek misiniz bu esmer güzelini?








Haftanın Şarkısı !


Yakışıklımıza nazire, bu haftanın şarkısında Arap ve Latin tınılarını birleştirmesiyle tanınan Alabina var, Last Kiss adlı ilginç şarkıyı 'şuradan' Mp3 olarak bilgisayarınıza indirebilirsiniz.



21 Aralık 2008






Yorumsuz !


Bakkal Karabet'in ışıkları yanmış
Affetmedi bu Ermeni vatandaş
Kürt dağlarında babasının kesilmesini
Fakat seviyor seni çünkü sen de affetmedin
Bu karayı sürenleri Türk halkının alnına.

Nazım Hikmet



20 Aralık 2008






Cumartesi
Neşesi !



Çiftliğinden kasabaya inen gay bir kovboy, kasabanın barında tanıştığı pek çıtkırıldım eşcinsel bir delikanlıyı kendisiyle yaşaması için ikna eder ve onu atına attığı gibi çiftliğin yolunu tutarlar. Yolda at iki kişi taşımaya alışık olmadığı için olsa gerek huysuzluk yapınca, adam atı sertçe mahmuzlar ve "bu bir" diye seslenir....

At bir süre sonra gene dengesiz hareketler yapınca adam "bu iki" der... Çiftlik evine çok az kala at bunların ikisini de üstünden düşürür ve kovboy "üç etti" der ve atı silahıyla vurarak öldürür.

Delikanlı bu olay karşısında dehşete düşer ve bunu neden yaptığı için bıdı bıdı yapmaya başlar.. Kovboy delikanlıya sert sert bakarak "bu bir" der...


Bu fıkrayı sevgilisi çok konuşan herkese, ama özellikle
eşcinsellere ithaf ediyorum :D








Kar Prensi !


Gaykedi benim de çocukluğum seninki gibi bahçeli bir evde geçti. Gencecik ana olmuş, küçük yaşta dul kalmış, anneannem, canım dayım, annem, babam o evde çok güzel günler yaşadım. Hayvanlar ve çocuklar içgüdüleri güçlü canlılar oluyor. Dayıma karşı, sanki o benim küçüğümmüş gibi onu koruma kollama misyonu edinmiştim çocuk aklımla.

Deniz subayıydı, o bembeyaz üniforma o filiz gibi bedenenine ne yakışırdı. 9 yaşımdaydım, bir ekim günü okuldan döndüm, evin önü insan ve araba doluydu. O öldü dediler.

O 21 yaşındaydı daha, ölümle tanışmam böyle oldu. Çok acı dolu travmatik günlerdi, anneannem fazla dayanamadı, oğlunun ölümününden 1,5 yıl sonra 46 yaşındaydı kar prensinin arkasından göçüp gittiğinde.








16 yaşımda dolaplarda bişeyler ararken sararmış bir gazete buldum. Canım dayım ölüm haberi ile oradaydı. Ben onun bir cinayete kurban gittiğini öğrendim. Kar prensine kıymışlardı. Eşcinsel deniz subayı diyordu haberde; "Birlikte olduğu kişi tarafından..."

Annem "Anlamadım, ah anlasaydım, anlatsaydı, belki o zaman böyle olmazdı" der hep. Ben anlamıştım, ben biliyordum. O bir kar prensiydi ve cücelerden biri onu yedi.

Gazeteyi bulduktan sonra hemen anneme koştum tabii. Sarıldık, ağlaştık uzun uzun anlattı annem. Ananemin ölümünden sonra gizlice cezaevine o adamı görmeye gitmiş annem. Benimle görüşürse ona "Bir değil iki kişiyi öldürdün" demeye gittim dedi. Görüşmeye çıkmış adam, hiç bişey konuşmamış, öylece başı önünde durmuş, sadece "ölmeme izin vermiyorlar, ona gitmeme izin vermiyorlar" demiş.








Mahkemede de hiç konuşmamış zaten, sadece "beni asın" demiş. Çok kısa süren bir görüşme tabii, annem çıkmış, oradaki bir görevliye sormuş annem "Neden öldürmüş kardeşimi, hiç anlatmamış mı kimseye?".

Görevli; "Hiç kimseyle pek konuşmuyor, sürekli intihar teşebbüsünde bulunur. Yeni geldiğinde kesmiş bileklerini demir bir şeyle, tutuklunun biri görmüş, demiri almaya çalışırken, ibnenin biri için değer mi, pisliği kaldırmışsın, temizlik olmuş işte filan gibi bişeyler söylemiş. Adam çıldırmış, elindeki demirle mahkumu delik deşik etmiş. Mahkemesi daha sürüyor" demiş.

Annem diyor ki; "İyi ki gitmişim, olaydan sonra kendimi duyduğum öfke, nefret, kin duygularıma hapsetmiştim. Eşim ve çocuğum perişandı, gözüm görmüyordu. Ailem bu trajedi ile dağılma noktasına gelmişti. Yeter dedim, dağılan bunca hayat yeter."








Hepimiz bu olayda yara aldık. Canım annem 34 yaşında menopoz sıkıntıları ile uğraştı, canım babam eşine yardımcı olmak için telef oldu, ben yakınıma öfkeli biri sokulacak endişesi ile kıvrandım, nerdeyse ensemde dikiz aynası çıkacaktım sokağa. İnanmam güç, güvenmem güç...

Evlendim, hep endişe ettim,eşimin hangi gün, hangi olay öfkesini kontrolden çıkarır. Çok şükür Allah'a mutlu bir evliliğim var. Ama oğullarıma çaktırmadan öfkeyi kontrol altında tutma egzersizleri yaptırıyorum. Biraz daha büyüsünler onlara dayımı anlatacağım. Kar prensimi çok özlüyorum, biliyorum ki, o yaşasaydı benimle çok şey paylaşacak, küçük bir hanımın sağlıklı bir ruhla yetişmesi ve mutlu olması için çok şey yapacaktı.

Biliyorum ki benim keyifle dinlediğim Pink Floyd, Metalica şarkılarını dinleyecek, bana onların balatlarını o güzel sesiyle söyleyecekti. Sevgili Gaykedi, bir öfkeli sevgi bütün bunları aldı. Hayatlarımızı savurdu, ben 9 yaşımdan sonra çocuk olamadım bir daha, hele anneannemin hastalığı süresince...






Gece koşuşturmalara fırlayıp, ambulans sireni arkasından gözyaşı döküp, annemle babamın eve dönmesini, anneanemin iyi olarak dönmesini bekledim. Ve sonraki günlerde siren sesi duyduğumda vücuduma giren kramplarla hastahanelik oluyordum. Adale spazmı. "Psikolojik, ergenlik döneminde atlatır dediler."

Öyle de oldu, ama hala siren sesi beni ürpertir, ellerim terler. Hasta insana ve hastalığa hala tahammülsüzüm. O acılı günlerden birinde "Anneanem ölse artık" dedim, geceler boyu ağladım, pişmanlık ve suçlulukla....

Şimdi sevdiklerimden biri hasta olur, iyileşmezse diye, ben onun için de ölse artık diyebilirmiyim diye korkuyorum. Çocukluğum marazi bir sevgiye kurban oldu. Geleceğim endişe ve hezeyanlara...








Annemin ikinci bir çocuk hayali 26 yaşında ortadan kalktı. Doktorlar aşırı üzüntünün yarattığı erken menopoz dediler. Ve şunu belirtmeliyim ben ve ailem bunları dayımın eşcinsel olmasından dolayı yaşamadık. Onu kaybettiğimiz için yaşadık.

Anneme olayın gerçek yüzünü öğrendikten sonraki yıllarda sordum. Etraftan neler dediler, nasıl başa çıktınız? "Anneannen ilk gün noktayı ve tavrını koydu" dedi. Kabristandan eve geldiklerinde komşulardan biri, "Ahh nasıl oldu bu iş, nasıl bu çocuk böyle olmuş" gibilerden ağzını açar açmaz, anneannem ayağa fırlamış;

"Hanım hanım bu ellerle yavrumun üstünü örtüp eve geldim, beni günaha sokma, kızım kapıyı göster teyzene ve diğer gitmek isteyenlere, bu kapı onlara artık kapalıdır" demiş. Annem kadını geçirmiş herkes donmuş kalmış. Ve o olmuş.






Benim anneannem, dayım eşcinsel olduğu için ölümcül hastalanmadı, yavrusunun yokluğuna dayanamadığı için öldü. Ve onun hayatın ve insanların karşısında bir duruşu, çevresinde muteber bir kişilği vardı. O amazon kadınlardandı. Bu olayın üzerinden tam 27 yıl geçti, ama görüyorsun yaraların üzerindeki kabuk hala duruyor.

Dayıma ait herşeyi annemden aldım. Koca bir kutu. İçindekiler tamamen müzikle ilgili, nota deşifreleri, nefesli enstrümanlar, flütten, trombon, saksafona kadar. Dayım müzik eğitimi almıştı. Deniz kuvvetleri bandosunda nefesli sazlar müzik öğretmenliği yapıyordu.

İronik değil mi? Büyük oğluma onun adını verdim, ama küçük dayımın kopyası, annem baktıkça şaşıyor. Ve çok ilginç, müziğe korkunç yetenekli. Sanırım o kutudakiler bir gün onun olacak. Şansı benzemesin. Haa olayın geçtiği yılı sormuşsun 1982.

Adsız Abla


19 Aralık 2008






Doğa & Tanrı !


Ansiklopedi fikrinin ilk yaratıcısı hümanist filozof Diderot (1713-1784) doğanın (Belki de Tanrı'nın) insanoğluna şöyle seslendiğini yazmış (*)...


"...Sana verdiğim dünyanın sınırları dışında mutluluğu boşu boşuna arama... Tüm zamanlarda yaşamış insanların tarihlerini incele... Göreceksin ki insanların şu üç yasadan kaçışı yoktur; Doğa yasalarına, toplum yasalarına ve dini yasalara... Ve insan üçünü de çiğnemek zorunda kalmış... Çünkü bunlar hiçbir zaman uyum içinde olmamış..."



(*) Supplement to Bougainville's Voyage. (CBT 1117/13 - New Scientist, 26 Temmuz 2008)

18 Aralık 2008






Devletime
Güvenmiyorum !



Daha düne kadar bu ülkede Kürt olmadığını, Kürtlerin Türk olduğunu iddia eden, Kürt sorununu yüzüne gözüne bulaştıran, Alevilerin insancıl taleplerini halen görmezden gelen, devletime ve milliyetçi çevrelerin samimiyetine Ermeni olayları konusunda da güvenmiyorum.

Bence Ermeni Tehciri devletimizin görmezden geldiğinden çok daha büyük ve ciddi bir facia, Atatürk’ün deyimiyle bir fazahat (Alçaklık, edepsizlik, hayasızlık)...

Geçen ay Elif'in blogda bu konuyu oldukça detaylı bir şekilde tartıştık, merak edenler 'bakabilirler', ayrıca okumanızı tavsiye edeceğim Türk basınında çıkan en çok sesli yazıların linklerini 'şurada' topladım, sadece bilin istedim bunları ve ekliyorum; özür dilemenin "yeri, zamanı, biçimi, gerekliliği, bunu kimin yapması gerektiği" ayrıca 'tartışılabilir'.



17 Aralık 2008






Tecavüz !


Geçen sene Türk insanının tecavüze bakışıyla ilgili 'şu ilginç bilgilere' yer vermiştim, geçtiğimiz hafta ise Necmiye Alpay'a ait bir yazıda toplumun cinsel ve dilsel bilinçaltı ile ilgili oldukça yerinde şu tespite rastladım;

"...Dilimizde 'zorla tecavüz' gibi bir arızaya rastlanabildiğini düşünürsek, 'zorla tecavüz' diyebilen bir zihin, bilinçdışında, her cinsel ilişkiyi bir tecavüz olarak görüyor demektir... "



16 Aralık 2008






Siyasetsiz
Sinema !



Gerçek sinema arıyorum, teknik cambazlık değil... Avrupa sinemasını yana koyalım, ama Amerikan ve Türk sineması için bunu söyleyebiliriz, bir duygu eksikliği var. Kriter eksik.

Tabi sinema en teknik sanattır, ancak artık Hollywood’dan çıkan ürünler, dikkat ediniz ürün diyorum, sanat değil, bunlar teknolojik ürünlerdir. Kamera ve kurgu cambazlığı öne çıkıyor. Karakterler gerçekçiliklerini kaybediyorlar. Formül üzerinde kurulan senaryolar çekiliyor. Ve tüm bunlar bence sinema sanatını zedeliyor.

Türk sinemasında bir hareketlenme var. Fakat henüz bir düzen yok. Çünkü Yeşilçam henüz bir endüstri olamadı. Ya da bir endüstri olmak istedi ama temelleri sağlam değildi onun için olağanüstü şekilde yıkıldı birden.








Bugünse bir arayış var. Genç yönetmenlerde bir taraftan gerçek bir sinema, daha duyarlı bir sinema, ulusal bir sinema yapmak isteyenler var. Öte tarafında sadece ve sadece gişeye oynayanlar var. Bu da doğal. Bunu engelleyemezsiniz.

Dünyanın her yerinde ticari sinema var, sanat sineması var. Biri diğerini destekler gibi ama en azından ulusal bir sinemanın panaroması içinde ikisinin de bulunması şart. Ancak sorulacak başka bir soru var. Sinema, bir ülke sineması o ülkenin aynasıdır. Türkiye’de bugün yapılan sinema bugünün Türkiye’sini ne kadar yansıtıyor? Bunu sormak gerekiyor.

Bu sorunun cevabı yeteri kadar yansıtmıyor. Çünkü yeteri kadar yansıtabilmesi için siyasal sinemaya ağırlık vermeli. Çünkü siyasal olmayan bir ulusal sinemanın ne denli ulusal olabildiği bir soru işaretidir. Amerikan sinemasında değil, ama Avrupa’da siyaset ön planda tabii. Bu sinemanın başlıca görevlerinden biridir. Kendi ülkesini anlatmak.

Giovanni Scognamillo



15 Aralık 2008






Haftanın Şarkısı !


Dünyanın en ünlü eşcinsellerinden Marc Almond o sıcacık sesiyle söylüyor, The Sea Still Sings isimli parçayı 'şuradan' Mp3 formatında indirebilirsiniz...








Haftanın Güzeli !


Çok soğuklar geliyormuş çook, hasta olmamak için bol bol taze meyve yemeyi unutmayın sakın :D



14 Aralık 2008





Çocuk ve Felsefe !


Aslında çocuk yok; J. Dewey'in dediği gibi, küçük yetişkinler var. "Çiçekler mutlu olur mu?" gibi bir soru sorar çocuk. Bu soruyu bir felsefe sorunu gibi alabilirsiniz. Gelişmiş ülkelerde, üniversitelerde yalnız çocuk psikolojisi bölümleri değil, çocuk felsefesi bölümleri de bulunmaktadır.


Prof. Dr. İhsan Turgut


13 Aralık 2008






Cumartesi Neşesi !


Güzel bir seksten sonra delikanlı cebinden bir sigara çıkarıp kızdan ateş ister. Genç kız üst çekmecede kibrit olduğunu söyleyince, genç adam kibrit kutusunun yanında bir adamın çerçeveli resmini görüp tedirgin bir halde sorar;


- Bu adam kocan mı?

- Hayır...

- O zaman erkek arkadaşın?

- "Hiç de değil"..... Genç adam biraz sinirle;

- "Peki kim bu adam o zaman?" Kız usulca cavaplar;

- O benim kestirmeden önceki halim....



12 Aralık 2008






Panda Mim'i !


Evcilpanda tarafından gönderilen bir mim, Aşk nedir?... Daha önce gay aşk konusunda detaylı olarak 'yazdığım' şeylere şunları eklemek istiyorum;

Aşk benim için huzur demektir, hiç bir yeni aşkın heyecanına değişilmez huzur, huzur, huzur, sonsuz bir huzur ve güven duygusu... Ve aşk, sevgilimle hayatın tüm zorluklarına, kötülüklerine, hastalıklarına karşı sevgiyle büyüttüğüm bir çocuktur, şu an 4 yaşında olan gayet sağlıklı ve mutlu bir çocuk...



11 Aralık 2008





Türkiye
Bıyık Millet Meclisi !



Ak Parti de iktidarını büyük oranda güçlülerle, zenginlerle ve erkeklerle paylaşıyor. Kadınların ipinin sıkı tutulduğu, değerinin anneliğiyle ve evine bağlılığı ile ölçüldüğü, ticari hayatta serbesti ve ferahlık isteyen, Cuma’ya giden, çoluğu çocuğunun diskolara barlara takılmasından rahatsız olan ama bir iki kadeh çakma özgürlüğü de bulunsun isteyen erkeklerin ülkesinde, AK Parti çok da güzel temsil ediyor ülkeyi.

Nihal Bengisu Karaca



10 Aralık 2008






Paradoks !


Kurban bayramı ile yazdığım yazıya Sufi Dilek'in "Ben tanrı olsaydım, kullarımdan benim için hayvan boğazlamalarını istemezdim" yorumunu yapması aklıma Prof. Ömer Baybars Tek'in bir yazısında okuduğum paradoksu getirdi;

[...Hıristiyanlığın başında St. Augustine ve St. Thomas Aquinas gibi Hıristiyan teologlar yaratıcının neler yapabileceği konusuyla ilgili olarak omnipotans(*) paradoksu ya da 'çelişkisi'ni tartışmışlardır.

Bu paradoksun bir versiyonuda kaya (taş) paradoksu ya da (kaldıralamayacak kadar ağır kaya paradoksu) olarak adlandırılmıştır.








Buna göre de "Omnipotant bir varlık kaldıramayağı kadar ağır bir kaya yaratabilir mi? sonuçta yaratabilirse de, yaratamasa da gücü sınırlıdır" sorusu ortaya atılmıştır...]

Benim ise aklıma "Tanrı eğer isterse kendisi gibi bir tanrı daha yaratabilir mi?" sorusu geliyor...


(*) Tek tanrılı dinler Tanrı'nın herşeye kadir, herşeyi bilen, tek egemen, her yerde hazır, nazır ve evrensel sınırsız gücü olduğunu kabül eder. Bu sonsuz, sınırsız, kısıtlamasız güç haline omnipotans denilmektedir.


09 Aralık 2008







Bayram Kedisi !


Bu bayram anneannem bizde olmamasına rağmen gene de çok gelenimiz gidenimiz oluyor çünkü babam 65 yaşında, annem ise 60 oldu, ellerini öpmek isteyen küçükler özellikle birinci dereceden kuzenler, yeğenler sağolsunlar hiç unutmuyorlar onları.

Anneciğim bayram geliyor diye bir haftadır temizlik yapmaktan ve ne tatlı yapacağım diye düşünmekten kafayı yedi ve tabi yorgun düşüp üşütünce bayrama hasta girdi.

Gençlerin çoğu şerbetli tatlılara fazla düşkün değil artık, zaten yaşlı genç herkes rejimde ve ağır hamur tatlılarını eskisi gibi seven yok, ama tabi bu annemi hiç ilgilendirmiyor ona göre bayram baklava demek ve hazır olmayacak evde yapılacak. Allahtan börek yapılan hazır yufka gibi baklava için de yufkalar çıkmış geçen bayram teyzemle onunla yapmışlardı fazla yorulmadan.








Bu bayram karagöz tatlısı denilen ortası kakaolu, küçük şeker pareyi andıran şerbetli bir tatlı yaptı ve onun yanında ikram etmek için bayrama özel küçüklükte sarılmış yaprak dolması.

Tabi her gelen şekerden komaya girmek üzere olduğu için herkes tabakta dolmaları afiyetle götürüyor tatlıya kimse dokunmuyor hatta kimi arsız ve samimi dostlarımız biraz daha dolma istiyorlar :D

Ben ise mozaik pastası yaptım çoğu kişinin özellikle gençlerin çocukların çok sevdiği bir pasta bu ama size minik bir sır vereyim bir portakalın kabuğunu soyup blendirda bulgur/ pirinç boyutuna getirip pudingine katarsanız ortaya çok daha değişik ve orjinal bir lezzet çıkıyor, benden söylemesi.



08 Aralık 2008






Haftanın Şarkısı !


Ramazan bana ne kadar ulvi geliyorsa Kurban Bayramı'da o kadar itici geliyor. Geçen senelerde 'bahsettiğim' kişisel görüşlerimi bu sene tekrar edip sizi sıkmak istemiyorum ve bu hafta seçtiğim pek hüzünlü şarkıyı ülkemde birazdan kesilmeye başlayacak yüzbinlerce hayvanın ruhuna gönderiyorum.

Beirut grubundan Rhineland isimli şarkıyı Mp3 formatında 'şuradan' indirebilirsiniz. İyi bayramlar...









Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısı kurban bayramı dolayısıyla biraz gergin ve hüzünlü. Haftaya daha eğlenceli bir resim burada olacak söz.



07 Aralık 2008





Aşk !


İnsan kendini nesneleşirdikçe, eskiden yüksek anlam verdiği duyguları da artık nesne gibi kullanıyor. Eskiden sevdiği kadını kutsal bilip elini süremeyen adamlar vardı.

Aşk sonra şurada otuz yıl önce sel gibiydi, her boşluğu doldurur, her insanı dışarıda bırakmadan sarardı, bugünse insan aşkı kullanmaya başladı, bir çanta gibi yanında taşıyor ya da bir giysi gibi onu geride bırakıyor!

Tahir M. Ceylan



06 Aralık 2008






Cumartesi Neşesi !


Temel kahvede arkadaşlarından anal seks'in daha zevkli olduğunu duyunca bunu Fadime üzerinde denemek ister. Fadime buna razı olmayınca günlerce yalvarır ona seveceği hediyeler alır ve en sonunda amacına ulaşır.

Aradan bir kaç gün geçip Fadime, Temel'e kendisine neden küstüğünü, onunla konuşmadığını sorunca, Temel;


- Ben göt verenler ile konuşmam!


05 Aralık 2008







Şeriat Oğlanları !


Türkiye 74 yıl önce kadın milletvekili oranıyla dünya ikincisiymiş, bugün ise dünyada son sıralarda... Geçmişten bu güne yaklaşık 10 bin erkek milletvekiline karşın, toplam 250 kadın milletvekilimiz olmuş...

Kadınlara seçme, seçilme hakkınının Fransa’da 1944, İtalya’da 1945, Yunanistan’da 1952, Belçika’da 1960 ve İsviçre’de ise 1971’de verildiği düşünülürse, Atatürk'ün 1934 yılında kadınlarımıza verdiği bu hak cumhuriyet devriminin büyüklüğünü çok iyi gösterir sanırım... Son söz;


"Şeriat oğlanları
Nice yol keser bana
Hakikat denizinde
Bahri oldum yüzerim."

Yunus Emre








Mim'dir Mim !


Esther'den şutlanan bir mim, çantamızı döküp fotosunu çekiyoruz ve anlatıyoruz ne var ne yok içinde. Çanta taşımıyorum ve montumdakileri anlatıyorum.

Bir kız arkadaşımın İran'dan hediye getirdiği deri cüzdanımın üstünde en önemli kartım duruyor. Migros'ta raflarda yazan fiyatla, fişte yazanın farkını görüp kafayı ve kazığı yememek için çok önemli bu... Diğer hattımın takılı olduğu küçük cep telefonu sevgilimin eski telefonu.

Onun yanında, günde 5-10 tane, o da yanında mutlaka kahve, çay, meyve suyu ya da içkiyle içtiğim sigaralarımı görüyorsunuz. Elimde şu an aromalı sigara olarak sadece Captain Black-Dark Crema var ama bazen onlara aynı sigaranın kirazlısı ve Djarum'da ekleniyor, o zaman 4-5 paket taşımamak için, kardeşimden yürüttüğüm gümüş 'tabaka'ma istediğim kadar aktarıp hepsini tek kutu haline getiriyorum.

Ben kimin çantasını karıştırsam acaba? Geçen gün blogumun 'header'ina tıklayınca ana sayfaya gitme ayarlarını yapan sevgili Wolkanca'ya hiç bir iyilik cezasız kalmaz diyorum :D


04 Aralık 2008






Kuğu !


Cimcime'den gelen kitap mim'i, kendime en yakın kitabı alıp 56. sayfanın 5. cümlesini yazıyorum, YKY Şiir yıllığı 2004, Ahmet Ada'nın "iyilik" isimli şiiri çıkıyor karşıma ve işte o cümle;


"Bir kuğu,
yanlış sorular soran küller denizinde."








Tortu !


“Tortu” bir filmin seyircide bıraktığı duyguların toplamıdır. Salondan çıktığımız anda hafıza süzgecimizin deliklerinden geçip giden ses ve görüntü parçacıklarından artakalanların toplamıdır.

Aynı senaryodan iki ayrı yönetmen tarafından çekilen filmler, aynı izleyici grubuna gösterilse, bıraktıkları tortular farklı olacaktır.


Yani, konu ve seyircinin değişmediği durumda, tortunun belirleyicisi yönetmenin sinematografisidir.








Peki, nedir sinematografi? Sinematografi, bir filmin dilidir, dil bilgisidir ve yönetmenin kamerayı, ışığı, mekanı, dekoru, oyuncuyu, ses efektlerini, müziği, kurguyu işleme biçimiyle belirginleşir.

Kamerayı örneğin, hareketli ya da durağan kullanmak bile aynı konuda iki ayrı film dili oluşturur. Ya da filmin hakim renginin kırmızı ya da mavi olması iki ayrı sinematografi demektir. Farklı tortular bırakır izleyende.

Aynı filme kilise müziği koyarsanız başka, türkü koyarsanız bir başka tortuyla çıkmasına neden olursunuz seyircinin salondan.


Mustafa Altıoklar


03 Aralık 2008





Son Söz !


Harika örgü ve dantel ören, nefis reçeller yapan, sevgilisi Miralay Hulusi Bey ile mezarları koyun koyuna olan eşcinsel edebiyatçımız Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın (1864-1944) ölmeden önceki son sözü;


‘Kedi'lerimi iyi doyurunuz...



02 Aralık 2008






Seçici ve Sikici !


Kadınlar eş ve seks konusunda neden daha seçici? Erkekler neden bu konuda daha pisboğaz ve sikici? Teksas üniversitesi araştırmacılarından David Buss bunu, kadınların üzerlerine kalacak olan, gebelik, emzirme ve çocuğun bakımını üstlenme gibi üremeye yönelik sorumlulukların, onların bilinç altına yansıması olarak açıklıyor.(*)

Kadınlar olası baba adayının kendisini gerçekten bu ilişkiye adayıp adamayacağını konusunda emin olmak isterlermiş ve kadınların bu tür önlemleri onların aşağılık biriyle ilişkiye girme riskini en aza indirirmiş.

Yanlış bir alarmın yaratacağı zarar, alarm verilmediğinde yangının yol açacağı hasara kıyasla çok daha az olacağından, yangın alarmları da dumana karşı aşırı duyarlı olacak şekilde tasarlanmaz mı zaten? ve sorarım size hepimizin etrafı, eşini terkedip çocuklarla kadını göt gibi bırakıp çekip giden ya da yuvasını ihmal eden sorumsuz erkek örnekleriyle dolu değil mi?



(*) 31 Mart 07 New Scientist/ Rita Urgan CBT 1059-11

01 Aralık 2008






Haftanın Şarkısı !



Birkaç zaman önce gene 'burada' yer verdiğim Brainstorm'dan pek sevimli bir parça daha bu hafta size. A Day Before Tomorrow isimli parçayı 'Şuradan' Mp3 olarak indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısının elindeki nedir, ne yapmaya çalışıyor ben anlamadım, belki bir anlayan çıkar aramızda. Benim tahminim kız arkadaşından ayrı düşmüş onun şalıyla fantezi yapmaya çalışıyor :D