31 Mart 2010





Amaağ
Kuvaantum !



Çeşitli dinci zırvası saçmalıklar ile, cin, büyü, tarot, fal v.s ile astroloji muhabbeti yapan arkadaşlara, örneğin burçların bilim tarafından %100 çürütüldüğünü hatırlattığımda(*) 'Amaağ Kuvaantuum' cevabı çok duyuyorum, şu satırlar John Desmond Bernal'ın Tarihte Bilim(#) kitabından;

"Tıpkı görelilik örneğinde olduğu gibi yeni kuvantum mekaniği de sonradan mistifikasyon için çok uygun bir zemin olarak görülmeye başlandı. Heisenberg'in belirsizlik ilkesi, gericilik ve etolojik kafa yapısında olanlar için çok değerliydi.

Bu ilke parçacığın hızının ve konumunun aynı anda belli bir kesinlik derecesinin ötesinde belirlenmesinin olanaksız olduğunu belirtir. Fiziksel olarak bu, bir takım gözlenebilir niceliklerin saptanması açısından son derece yararlı olan bir denklemin tercümesidir. Popüler bilim yazarları ve özellikle de fiolozoflar tarafından bu ilkeye bütünüyle farklı anlamlar yüklenmiştir."



(*) Bkz. http://ff.im/8gBlL
(#) Bkz. Science in History.


30 Mart 2010





Tanrı !


Tanrı kavramına karşı olsun veya olmasın, Avrupalılar Tanrı'nın siyasette kullanımı konusunda daha şüphecidir. Eğer Tanrı'nın arzusundan söz ediyorsanız, bu pekala sizin kendi arzunuz da olabilir...

Bunun yanında bir de Tanrı'nın niye herhangi bir konuda arzu beyan edeceği konusu var. Eğer Tanrı mükemmelse, hala bu kadar farklı konularda arzular beyan etmesi tuhaf olurdu.


Laiklik uygulamaları konusunda uzman
Prof. Rik Torfs




29 Mart 2010





Haftanın Şarkısı !


Bu hafta London Gay Men's Korosu'nun söylediği, ünlü Yahudi ilahisi ve halk şarkısı Hava Nagila'nın, bugüne kadar dinlediklerim içinde en güzel yorumlarından birisi var.

Şuradan dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeniğyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


'Yaz'ın yüzünü hafiften göstermeye, ağaçların çiçeklenmeye başladığı bu mevsim, alın bu da size bir ilkbahar güzeli olsun. Öyle aman aman pek yakışıklı birisi değil ama idare ediverin artık bu haftalık.



28 Mart 2010






Kulak & Küpe !


Kulağımıza küpe olsun, nereden notlarıma aldığımı hatırlamadığım bir söz;

"Bir müşteriye hiçbir zaman almayı düşünmediği bir ürünü, bir hizmeti ona satmak önemli değildir, hatta aşağılayıcıdır. Başarı o kişiyi dinleyip, ne istediğini anlayıp, ona en uygununu bulup verebilmektir. İşte, o zaman müşteri ile uzun sürecek bir ilişkiye girdiniz demektir. Müşteriniz size güvenir."




27 Mart 2010





Güç !


Ülkemizin onda biri nüfusa sahip Ermenilerin dünyayı ayağa kaldırmaktaki başarısını kimileri anlamakta zorlanıyor. Üç milyon nüfusa sahip Ermenistan'ın başkenti Erivan'da, Ermenistan Bilim ve teknoloji Enformasyon Merkezi'nde 22 milyon cilt kitap bulunduğunu, 70 milyonluk ülkemizin en büyük kütüphanesi Milli Kütüphanemizde ise sadece 1 milyon kitap olduğunu bilirsek belki bunun nedenini bir parça anlayabiliriz.

Geçen gün bir bilim yazısında Prof. Celal Şengör ülkemizde bir Kürt ve Ermeni enstitüsü olmadığından yakınıyordu ve ekliyordu; "Vartan'ın Heissmavoruk'unu, Kürt tarihi olan Şerefname'yi okumadan Nemrut volkanının patlama davranınışını öğrenebilir misiniz? Veya Şiraklı Ananias'ın Askharhocoyc'unu okumadan Doğu Anadolu coğrafyasını?"

Ve üzülerek 1 milyonu aşan kitaba sahip kütüphane sayılarına bakalım ülkelerin; ABD-121, Almanya-63, İngiltere'de 56 kütüphane.


26 Mart 2010





Ankara !


Her yurttaşım gibi ben de çocukluğumdan beri Ankara'ya türlü vesilelerle, kısa sürelerle gider gelirim. Orada yaşayanlardan ayrı olarak, gelişmeler bizim gibilerin gözüne daha kolay çarpar.

Uzun bir aradan sonra, bir kaç yıl önce tekrar gittiğimde bu kentin zenginleştiğine işaret eden bir ihtişama büründüğünü görmüştüm: Pahalı arabalar, sayısız lüks villalar, pahalı tüketim mallarıyla tıka basa dolu alışveriş merkezleri ve daha neler! Halkın davranış modelllerinde bir değişim gözleniyordu.

Geçenlerde bir uzmandan da, borsada Ankara'nın payının dikkate değer bir düzeye ulaştığını duydum. Bu kentin tarımı, sanayii, turizmi, olası gelir kaynakları tüm bunlara nasıl elveriyordu, doğrusu bilmiyorum. Mütevazi ve vakur bir memur kenti olan bu anlamlı başkent bu duruma nasıl düşmüş olabilirdi? Acaba küresel suç devletinin ağına mı düşmüştü?


Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Prof. Hayrettin Ökçesiz



25 Mart 2010





Aptal !


Anladığım kadarıyla Aziz Nezin Türklerin yüzde altmışının aptal olduğunu buyurmuş. Bill de Kooning'e göre Amerikan halkının yüzde yetmişi, Günter Grass'a göreyse Alman halkının yüzde sekseni aptaldır.


Erje Ayden


24 Mart 2010





Yobaz !


Kıçımın demokratı dincilerin takkesinin bir kez daha düşmesi için bu eşcinsellik tartışmaları pek iyi oldu. Sadece kendine müslüman, muhafazakar insan hakları (!) örgütlerinin eşcinselleri kınaması da olaya ayrı bir şenlik havası kattı.

Bunlarla 'ver külah, al takke' halvet olan bizim ultra liberallerimize sorarım; ulan dinci demokrat (din farketmez) dünyanın neresinde görülmüş bu topraklarda görülsün?

Can Başkent ne güzel yazmış; "Eşcinselliğin bir hastalık olarak görülmesinin altında göründüğünden daha derin bir faşizm yatıyor. Örneğin, grip de bir hastalıktır, kimi zaman ölümcül bile olabilir, ama kimse grip olunca 'utandırılmaz', elektroşoklarla tedaviye zorlanmaz, toplumdan dışlanmaz ve daha da beteri şiddete maruz kalmaz."



23 Mart 2010





Tayyip !


'Başbakan'ın iki zaafı var. Biri kendisi germe politikası ustalarından. Soğuk savaş döneminde yetişti. En yumuşak konuşurken bile olmuyor. Beceremiyor. Tabiatı bu.

İkincisi de Erdoğan'ın kafasında bence bir 'tam demokrasi' anlayışı yok. Kendilerine karşı olan sisteme karşı çıkarken onun yerine herkese söz hakkı veren demokrasi inşa edilmiyor. Karşıdaki mutlak doğruya karşı o da 'ben doğruyum' diye geliyor. Eleştiriye asla tahammülü yok. Hele hele parti içinde eleştiriye hayat hakkı hiç yok.

Oysa parti kurulurken yenilikçilerin en öne çıkan tarafı parti içi demokrasiyi savunmalarıydı. Erbakan parti içinde padişahlıkla suçlanıyordu. Ama Hoca'nın müthiş özelliği vardı. Herkesi dinlerdi. Erdoğan onun çok ötesinde padişah oldu. Kimseyi de dinlemiyor.


Psikiyatrist Mehmet Bekaroğlu


22 Mart 2010





Haftanın Şarkısı !


Bu hafta eğlenceli bir parça olsun ve şu sıkıcı pazartesi günümüze biraz neşe katsın, Bonzo Dog Doo-Dah Band'dan Look Out, There's a Monster Coming isimli parçayı 'şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Eşcinsel atalarımızdan Enderunlu Fazıl Bey (1759-1810) Sudan'ın zenci erkekleri hakkında bilgi vermek için bu hafta aramıza geri döndü, ayrıca kendisinin bahsettiği 'büyük hayal gücü' hakkında resmimiz size bir ipucu verebilir diyorum;

"Sudan güzeli son derece seçkin ve erdemli: sadık, cesur, ateşli. Sahibinin kendisine elmas, inci ya da amber diye hitap etmesini hak ediyor. Ama bu siyahiyle birlikte olmak için müthiş bir hayal gücüne sahip olmak gerekir; aksi taktirde büyük sıkıntılar yaşanır."



20 Mart 2010





Amsiklopedi !


Hepimizin 'reader'inda ya da sörf yaparken karşılaştığı, blogumuz ve sosyal paylaşım sitelerinde paylaşamayacağımız kadar muzır içerikleri sere serpe paylaşabileceğimiz bir yer;

www.amsiklopedi.com

Bilgiyi buldun, kılsızını mı arıyorsun? sloganıyla, düzcinsel, yancinsel, gay, gayan, lezbiyen, travesti herkese açık bu siteye üye olup yazı ve resim eklemek için mail adresi; vajinal.otoban@gmail.com



19 Mart 2010






Tanrı !


"İlla bir Tanrı’ya inanacaksanız onun big bang’i ya da evrimi başlatmış olduğuna inanabilirsiniz ama ondan sonra ki olaylara kesinlikle karışmadığına dair elimizde çok kesin kanıtlar var."


Hoimar Von Ditfurth (1921- 1989)
bkz. http://www.idefix.com/aramasonuc



18 Mart 2010





Kuş !


Kadınların evli ya da sevgilisi olan erkekleri daha çekici bulmasının nedeni üzerine yapılmış sosyal psikoloji araştırmaları var.(*)

Kadınlar bir ilişkisi olan erkeklerle ilgilenmeye daha hevesliler, çünkü bu erkeklerin daha önce başka kadınlar tarafından 'ön elemeye' tabi tutulduğunu düşünüyor, çıktığı olmayan bir erkekte ise bir risk olduğu ve bu yüzden tercih edilmedikleri hissine kapılıyorlarmış.

Hiç tavuklara, kuşlara, martılara yiyecek bir şey attınız mı? Daha büyük ve lezzetli bir lokma düşüncesiyle yerdeki parçalardan çok birbirlerinin ağızlarından kapmaya çalışmaları geldi benim aklıma.



* Oklahoma State üniversitesi.
(Melissa Burkley & Jessica Parker) CBT 1172


17 Mart 2010





Ali ile Ramazan !


Perihan Mağden'den 160 sayfalık, yetimhanede büyüyen, 18 yaşından sonra kapının önüne konulan iki eşcinsel, hakkında suratımıza çarpan tokat gibi bir kitap.

Kitabın bazı yerlerinde gözlerimin dolduğunu hissettim, toplum baskısıyla evlenmek zorunda kalan eşcinsellerin yaşadıkları o iğrenç ikiyüzlülük ve zavallılık ise midemi bulandırdı.

Gerçek bir konudan kurgulanmış olduğunu bilmek etkisini daha da arttırıyor kitabın ve pek eleştirilecek bir tarafı da yok doğrusu. Ferzan Özpetek mi çeker, Kutluğ Ataman mı, yoksa başka birisi mi bilemem ama, belki de ülke olarak ilk yabancı film Oscar'ını alabileceğimiz destan gibi bir film çıkar bundan.



16 Mart 2010





Doğa & Barbarlık !


“Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bunlar, zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok kural koymuşlar. Yönetici olan zenginleri güçlendirmek için fakirlerle güçsüzlerden vergiler alıyorlar.

Bizim annemiz, toprağın kendilerinin olduğunu söylüyorlar. Baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyorlar”

Bu sözler ABD ordularına karşı savaşan son kızılderili Tatanka Iyotake'ye (1831-1890) ait. Son söz Alman felsefeci Theodor W. Adorno'dan (1903-1969);

“Her şeyin fiyatını bilip, değerini bilmemek, barbarlığın bir adım öncesidir!”...



15 Mart 2010





Haftanın Şarkısı !


Daha önce Rosenstolz düetine yer verdiğim yetenekli eşcinsel Marc Almond'dan şimdi de nefis bir Siouxsie düeti.

Şuradan dinleyebilir, isterseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu haftanın güzeli gecenin serinliğinde yüzecek kadar ateşli. Ben asla yüzemem şahsen, çünkü su fobim var ve bırakın karanlığı, dibini görmediğim yosunlu bir yerde bile denize giremem.



14 Mart 2010





Avrupa & Amerika !


"Avrupa: geçmişinin anılarıyla ayakta duran bir huzurevi. Amerika: imparatorluğunu kaybetmenin telaşına düşmüş şaşkın bir dev. Gene de insanlığın gidişine yön veren her şey hala Amerika’dan çıkıyor. Gugıl da öyle, emesen de öyle, cep telefonu da öyle."

Bu satırlar Sevan Nişanyan'a ait ama geçen gün Tanol Türkoğlu'na ait bilişim üzerine bir makalede şu cümle dikkatimi çekti;

"Web, mobil GSM, ADSL, MPEG gibi bugünün dijital dünyasına yön veren bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) alanındaki buluşlar nerede icat edildi? Eğer Amerika diyecekseniz bir daha düşünün. Tüm bu teknolojik yeniliklerin merkezi Avrupa."



13 Mart 2010






Küfür !


İngiltere Keele üniversitesinin yaptığı araştırmaya göre zor bir durumda kalınca ya da sinirlenince küfür etmenin insanın acısını ve sinirini azalttığı, zorluklara dayanma gücünü arttırdığı bulunmuş.

Richard Stephens yanlız ilginç bir şey daha tespit etmiş ve küfür eden kadınların acısının daha fazla azaldığını bulmuş. Bunun nedeni ise kadınların normalde az küfür ettikleri için, başları sıkışınca ağızlarından çıkan küfürün beyince daha etkili bulunmasıymış (kadınların erkeklere göre az içki içtikleri için daha kolay alkolden etkilenmelerine de benzetilebilir bu durum).

Aynı bilim adamları bu yüzden bize sıklıkla küfüre başvurmamanızı, tam ihtiyacımız olduğu bir anda kullanırsak bunun daha etkili olduğunu söylüyorlar.


Time & CBT 1170 & Neuro Report



12 Mart 2010





Hayal !


Annemin elektrik süpürgesi bozulunca tamire gönderdik, garanti süresi geçmişti ve servis 80 lira isteyince dün gidip bu paranın üzerine bir miktar daha ekleyip yenisini aldık.

"Bir marka olsa, kendini tamen farklı bir yerde konumlandırsa, az ama öz model çıkarsa, yedek parçası, servisi ucuz olsa, uzun yıllar servis ve yedek parça hizmeti verse" diyeceğim ama bu hayal olacak, günümüzde herşey kullan at mantığıyla üretiliyor çünkü.

Ama eminim böyle bir marka bir gün çıkacak, mesela Muji ya da Google bence bunu başarabilir. Örneğin bir yazıcı çıkarsalar, bunun parçası, servisi ve bu servislerde orjinal kartuş dolumu çok ucuz olsa, aldığımız bir ürünü en az 10-15 sene kullansak hem bizim için hem doğa için harika olmaz mı?



11 Mart 2010






Amerika


Al şu atom bombanı kıçına sok.
Söyle bana Amerika ne zaman melekleşeceksin sen?
Amerika, kitaplıkların niçin gözyaşı ile dolu?
Asya bana karşı ayaklanıyor Amerika.
Bir metelik talihim yok.
En iyisi ulusal kaynakları inceleyip, onlara dönmek.
Ulusal kaynaklarım, biliyorum, iki parça esrar,
binlerce cinsiyet organı, saatde 1400 mil hızla giden
o (rusya p.s) kızılderililere okuma yazma öğretmek istiyor.
Onun güçlü kuvvetli zencilere ihtiyacı var.
Amerika dönsün çark.
Nasılı masılı yok.
Şu oğlan omuzlarımızla dönsün.



Allen Ginsberg'in (1926-1997) Amerika şiirinden bir kaç satır ve şimdi de Küçük İskender'in bu şiire gönderme yaparak yazdıklarından bir kaç dize;







Türkiye


Oğlanlardan ve alkolden vaktim arttıkça seni düşünüyorum Türkiye.
spermi biraz fazla kaçırdığımda,
Bes parasız paraladığım sokaklarında embesillerini
ve taşak kalpli aydınlarının sidik yarışlarını
görüp bol bol osuruyorum, başbakanı dinlerken
Otuz bir çekmediğim günlerde düşler kuruyorum senin hakkında
Sosyal demokrat idiotlarini, orospu tavukların
uğrak yeri sanat galerilerini, festival sarkaçlarını,
ölüsevici kültürünün uyanık tezgahtarlarını
ve tezgahın altında neler döndüğünü
farkedecek kadar sosyalistim
Hapsine düşmedim henüz, o yüzden tam solcu
sayılmam köle pazarı piyasasında, kıçına cop
girdiği için şair olanlardan da değilim; eli
kulağındadır tımarhanelerinden birinde tescilli
manyak olmamın ve koynuna girmediğinden dorukta sıçanların,
o yüzden ipneliğim de test edilip onaylanmadı,
havlayan it ısırmaz Türkiye, bak, bizbizeyiz,
çekinme, şu azınlıkların ne zaman kesip
kızartacağız, cok acıktım Türkiye,
Allah'a inanmıyorum, Osmanlı'yım velhasıl, akın
edip Avrupa'ya, toplayıp getirmesem de cillop
gibi veletleri, n'apalım, burdaki lumpen
teen-ager'larla idare ediyorum,
Özgürlük ve sik anıtlarını görmek istiyorum



Bu iki uzun şiirin tamamını 'şuradan' okuyabilirsiniz. Küçük iskender'in dizelerinin Ginsberg'den bile vurucu olduğunu söyleyebilirim.

10 Mart 2010





İntihar !


İntihar kutsal kitaplarda büyük günah ama araştırmalarımda karşıma yine din bilim çekişmesi çıktı. Bilimsel veriler ışığında intiharlar incelendiğinde en çok vaka beyinsel rahatsızlıklarda(*) çıkıyor.

O zaman şu soru akla geliyor: En büyük günah olan intihar vakalarının doğuştan olması, intihar edenlerin en masum insanlar olmasını gerektirmiyor mu?


İlhan Vardar



(*) Anoreksiya, major depresyon, iki kutuplu bozukluk, manik depresif hastalık, şizofren ve sınırda kişilik bozukluğu.

09 Mart 2010




Ötenazi !


Doç. Dr. Mustafa Çetiner'in ölümcül hastalıklar ve pasif ötenazi kavramı ile ilgili bir anısı;


Gözlerini gözlerime dikti, “sizinle özel konuşmak istiyorum” dedi güçlükle. Son günlerindeydi, düzelmesi imkansız bir kan hastalığı ile bir yıla yakın bir süre boğuşuyordu. Eşi ve çocukları onu bir dakika bile yalnız bırakmıyor, olanaksız bir iyileşme için gözlerinin içine bakıyorlardı…

Yalnız bir zamanında odasına girdim, gülümsedi. Yanına oturmamı işaret etti. Vücudunun savunmasından sorumlu beyaz kan hücreleri hasta kemik iliğinde yapılamadığından, iltihap oluşumundan onu koruyabilmek için maske takıyorduk. Eliyle maskemi çıkarmamı istedi, dediğini yaptım.







“Biliyorum” dedi, Ellerini tuttum, “onlara bir şey anlatma” dedi, ”umut yok, yakın bir zamanda öleceğim, ne olur beni yorma, eşim, çocuklarım her şeyin yapılmasını isteyeceklerdir, boş ver, beni uğraştırma.”“bu konuşmayı bilmesinler”. “Siz” dedim, “inanılmaz bir kadınsınız”. “Hayır” dedi, ”ben, çok sıradan bir kadınım”…

İzleyen süreçte şuurunu kaybetti, çevreyi tanımadı, çığlıklarla uyandı geceleri. Ailesi son güne kadar hep yanındaydı. Her sabah vizitinde gözümün içine bakıyor, “yeter artık” diyordu, ya da bana öyle geliyordu.

Ben bir hekimim ve son ana kadar bir hekim ne yapmalıysa onu yaptım, tıbbi desteği kesmedim tabii, ama gözlerinin içine de bakamadım hiç. Sonraki günlerde onu kaybettik.

Sevgili Hocam Prof. Dr. Akif Berki, “Her kaybettiğim hastamla benim de bir yanım ölür” derdi, haklıydı… Her hekimin kaybettiği hastası öldüğünde onun da bir tarafı ölür gerçekten.


08 Mart 2010





Haftanın Şarkısı !


Bu şarkıyı dinleyenlerin rüyasına gece cin geliyormuş, aman dikkatli dinleyin desem de siz inanmayınız. Maghrebika with Bill Laswell'den Ghourba Mourra adlı şarkıyı 'şuradan' dinleyebilir, isterseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Bu hafta kayakçılara yer verelim. Buz pateninin çok seksi bir spor olduğunu keşfeden Japon bilim adamları buzda 'gay'ıvermişler, hatta puan bile vermişler. bkz. şurada.



07 Mart 2010





Gül !


Bay bay, 'kendine iyi bak' v.s deyip dostlarımızla vedalaşıyoruz artık. Oysa ben de yeni öğrendim eskiler 'yolunda güller açsın' derlermiş ayrılırken.



06 Mart 2010





Cenin !


İnsanoğlunun kadınların da yumurtladıklarını 1827 yılına kadar keşfedememiş olması ne garip. Memeli dişilerin yumurtasını embriyoloji biliminin kurucusu Estonyalı Karl Ernst von Baer (1792-1876) keşfediyor.

Yüzyıllarca kadının aybaşı kanının, erkeğin spermiyle karışımından cenin oluşumunun başladığı düşünülüyor ve bu düşünce din kitaplarına bile 'biz sizi kan pıhtısından yarattık' olarak giriyor.



05 Mart 2010




Video Kaset !


"Cannes Film Festivali'ne film satın almaya gittik. Bir adam bir şeyi sokuyor bir makineye, filmleri gösteriyor. 'Bu ne yahu?' diyoruz içimizden. Adam dışarıya çıkınca, önündeki kataloğu çaldım, cebime attım. Üzerinde Sanyo yazıyordu.

Döndük, iki kişilik bir ekip gönderdik Japonya'ya. Gelen haber şu: Müthiş bir şey geliyor, video! Türkiye'de filmlerin video haklarını almaya başladım hemen.

Fakat ithalat izni şart. Devlet Planlama Teşkilatı'na başvurduk, başında Turgut Özal. Gittik, anlattık. Kalktı, dolaptan bir dosya çıkardı. Olacak şey değil; kimse bilmiyor ama o biliyor!







'Sana bir şartla veririm izni, önce Almanya'da yapacaksın bu işi! Oradaki yeni nesil kendi kültürünü öğrenecek,' dedi. O güne kadar sinemadan kazanamadığım parayı bu işle kazandım."

___

Türk sinamasının emektar yapımcılarından Türker İnanoğlu anlatmış bunları. Almancılar Türk kültüründen uzaklaşmasın diye bu fikir Turgut Özal'dan çıkmış meğersem.

İyi mi yapmış, kötü mü bilemeyeceğim, çünkü o dönem Avrupadan gelen bütün tanıdıklarımın çocukları bizden çok daha dünyadan bi haber yaşayan tuhaf bir yaratık gibiydiler.




04 Mart 2010





Mum Söndü !


"Laik" cumhuriyetin, çoğu hiç de gerici, dinci olmayan edebiyatçıları, aydınları Kızılbaş ve güya mumsöndü törenlerini eserlerinde hiçbir kaygı duymadan, hiçbir ahlaki endişe yaşamadan rahatça, keyifle işlediler:

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Nur Baba romanı, Reşat Nuri Güntekin'in Tanrı Dağı Ziyafeti adlı eseri, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Toraman adlı romanı, Haldun Taner'in Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu adlı öykü kitabı, Ömer Seyfettin'in Harem adlı öykü kitabi bunların sadece bazılarıdır.

Varlık Yayınları tarafından, 1973 yılında Türkçeye çevrilip yayınlanan Cinsel İlişkiler Sosyolojsi adlı bir kitap var. Kitabın yazarı Fransız Dr. André Morali Daninos. Çevirmen ise Samih Tiryakioğlu. Kitabın en az on yerinde geçen ensest ya da cinsel sapkınlık, Türkçeye kızılbaşlık olarak çevrilmiş.


Hamdi Özyurt

http://tr.wikipedia/Hamdi...


03 Mart 2010





Harem !


"...Okuma sırası bekleyen 100-120 kitabım olur. Yeni bir kitaba başlayacağım zaman tatlı bir strese kapılırım. Seçim yapmak dakikalarımı alır.

Haremağası ortadan yokolmuş bir padişahın, verimkar hareminin ortasında bocalaması gibi..."

Bu sözler edebiyatçımız Selçuk Altun'a ait. Hangimiz kitap, dizi, film, müzik albümü haremimizden seçim yaparken buna benzer duygular yaşamıyoruz ki?


02 Mart 2010





Akreditasyon !


Bundan 50-60 yıl önce biz çocuklarımızı paralı okula ya da dershaneye göndermeye utanırdık.

Kendilerine saygısı olan anne babalar çocuklarına özel hocalar tutmak zorunda kalmanın ya kendi yetersizliklerini ya da çocuklarının zekasının geriliğini gösterdiğini düşünürlerdi. Türkiye eğitim eşitliğini sağlamak için büyük çaba gösteren çağdaş bir devletti.

Okuduğum Teknik Üniversite'nin mezunları Almanya'da oradaki mezunlarla aynı nitelikte sayılıyordu. Şimdi 'akreditasyon' (denklik) sorunu yöneticilerin baş uğraşlarından biri oldu.


Prof. Doğan Kuban
(Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında bir
mimari tarih uzmanı.
)



01 Mart 2010





Haftanın Şarkısı !


Fransız haftası yapıyoruz, 70 yaşına yaklaşmasına rağmen ülkesinin en sevilen sanatçılarından olan Françoise Hardy'den iki şarkı size. Mon Amie La Rose ve Mais Il y a des Soirs adlı şarkılardan bakalım siz hangisini daha çok seveceksiniz?

'Şuradan' dinleyebilir ve isterseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza indirebilirsiniz, ben burun farkıyla Mon Amie La Rose daha bir dokunaklı sanki diyorum.







Haftanın Güzeli !


Fransız erkeklerini nasıl buluyorsunuz bilmiyorum, genelde kadınlar ve gaylar arasında bir İtalyan hayranlığıdır gidiyor ama alın bakalım bu hafta size bir Fransız yakışıklısı. Fazıl Bey'in Fransız erkekleri için bir açıklaması olmaması da ayrıca ilginç tabi.