29 Temmuz 2010





Saz !



Hangi müzik yavşaktır tartışmasına Nazım Hikmet'i de dahil edelim.


Bana bak!
Hey!
Avanak!
Elinden o zırıltıyı bıraksana!
Sana,
telinde üç sıska bülbül öten
üç telli saz
yaramaz!



Nazım'ın 1921 yılında yazdığı Orkestra isimli şiirin tamamı 'şurada'.


27 Temmuz 2010





Meyhane !


Oscarlı ünlü bir yönetmenin meyhanelerimiz hakkında gözlemlerini kişisel bilgisayarım tamirde olduğu için geçen gün ekleyeyememiştim. Sözümde durayım.

Ümit Bayazoğlu'nun artık basılmayan Nokta dergisinde yayınladığı, Elia Kazan'ın (1909-2003) Afyon'da geçen anısını 'şuradan' okuyabilirsiniz.



26 Temmuz 2010





Haftanın
Şarkısı !



Girls grubunun Curls adlı şarkısı pek güzel ama klibi çok daha etkileyici geldi bana. Sanırım eski bir filmden görüntüleri montajlayarak kullanmışlar.

Klibi 'şu linkten' izleyebilir, şarkıyı beğenirseniz 'şuradan' farklı kaydet seçeneğiyle mp3 olarak indirebilirsiniz.








Haftanın Güzeli !


Bu haftanın yakışıklısını anahtar deliği fantezisine ayıralım. Hepimizin içinde ara sıra hortlayan bir röntgencinin ruhunun yaşadığına eminim.



22 Temmuz 2010





Şiddet !


"Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı iken PKK hareketi başlayınca '28 defa başkaldırdılar yendik, bu 29’uncuyu da yeneceğiz' dedi. Ama hareket 25 yıldır yenilemedi. En kanlı baskılara, en zalim uygulamalara direndi, bugünlere geldik.

Bugün PKK ve geniş bir Kürt kesimi ayrı bir devlet davasında değiller. Halkların, etnik haklar da içinde, tüm temel haklarında tam bir eşiklik yapısında, bir arada olmalarını istiyorlar. Gerçek demokrat devlet yapısıdır bu. Haklılar. Bunun için de binlerce Kürt genci dağda savaş yürütüyor.

Bu savaş teröristlerin ayaklanması diye tanımlanamaz. Çünkü 29 kez ayaklanmış bir halkın haklı isteklerine dayanıyor. Terörizm şiddet kullanmaktır. Bütün çıkış yollarını kapatmışsınız; en ağır, en zalim devlet şiddetini siz kullanmışsınız. O halk ne yapsın? Kendimizi hiç aldatmayalım."


Edebiyatımızın ve Türk solunun yaşayan önemli isimlerinden Vedat Türkali'ye ait bu sözler.



20 Temmuz 2010





Arabesk !



Harun Kolçak arabeskçilere 'enerji vampirleri', Fazıl Say ise 'bu müziğin yavşaklığından utanıyorum' demiş. Klasik müziğe, kilise müziği diyen tutucu Müslümanlardan doğrusu farkı yok bu görüşün.

Arabesk nameleri, Balkanların, Anadolunun kılcal damarlarında yüzyıllardır dolaşır, Rebetika çok mu neşeli bir müzik türüdür?

Bazı coğrafyalarda acı yiyecekler ile acı müzik daha fazla tüketilir ve yemek gibi müziğe de yüreğini koyabilirsen lezzetli olur. Arabeski sadece şöhret, para için söyleyenleri kenara bırakırsak, sayıca az ama hislerini müziğe dökmüş sanatçıların ve bu müzikte kendini bulan insanların haykırışlarını belki duyabiliriz.



19 Temmuz 2010




Haftanın Şarkısı !


Ülkemizde pek tanınmayan bir sanatçı Laurie Anderson, müzik ve deneysel performans sanatında ilginç çalışmalara imza atmış birisi.

Lou Reed ile evliliğinin yanında keman üzerine ciddi bir eğitimi ve bitmeyen bir sevgisi var, bu on parmağında on marifet bulunan 1947 doğumlu sanatçının.

Tüylerinizi diken diken edecek Slip Away isimli şarkıyı 'şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz 'farklı kaydet' seçeneğiyle bilgisayarınıza mp3 olarak indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Uyurken sadece bebekler masum gözükmez. Yakışıklımızla beraber uyumak isteyenler sıraya girsin ve listeye adını yazdırsın lütfen.



18 Temmuz 2010





Ceset !


Kürt teröristlerin cesetlerine yapılan işkence ile ilgili tartışmalardan haberiniz vardır sanırım, başbakanımızın bu konuda fikrini okurken daha önce blogda yazdığım 'bkz. eski bir anım' düşüverdi aklıma.

Unutmayalım 'Sevdiklerimize nasıl davrandığımızla değil, sevmediğimiz insanlara nasıl davrandığımızla belli olur insanlığımız.'



16 Temmuz 2010




Şarap
Bira & Rakı !



Bir arkadaşımız "Rakı bence çok karaktersiz bir içki. İnsanlar ona karakter kazandırmak için meze ile içiyorlar." deyince bayağı 'tepki gördü', yorumlara şunları yazdım;

"Sert içkiler ve rakıyla aram iyi değil, zaten dünya gurmelerinin ortak görüşü rakı, votka, cin, viski gibi sert içkilerin yemeğin tadını almayı zorlaştırdığı ve lezzetini bastırdığı, yemeğe en yakışan içkinin bira ve şarap olduğudur (ki en sevdiğim iki içki).

Ama tabi pek rakı iç(e)mesem bile bile rakı masasından yükselen o anason kokusuna, rakı sofrasına, mezelere ve kültürüne bayılırım. Ayrıca bildiğim kadarıyla Osmanlının son yüzyılına kadar bu topraklarda şarap dışında içkiler geniş kitlelerce pek tüketilmiyor, bira ve rakı sonradan yaygınlaşıyor"

Şimdi de aklıma Oscarlı ünlü bir yönetmenin bizim meyhanelerimiz hakkında gözlemleri geldi ama esas kullandığım kişisel bilgisayarım tamirde olduğu için not arşivime ulaşamadım. Söz bir ara eklerim.




15 Temmuz 2010





Dönek !


Yalçın Küçük'ün "Kapitalizmi seçen eski solcuların, duygularını yitirmiş aşırı 'akıllılar' olduklarına inanıyorum. Yapmayacakları yoktur." dediğini görünce aklıma düşüverdi:

Psikolojide bunun bir adı olmalı ama mesela dininden dönerek başka bir dini seçen insanların, yeni seçtiği dinin aşırılarından olmasının çok rastlanılan bir şey olduğu, hatta son bir kaç yüzyılda Müslümanlaşıp Türkleşen Karadeniz ahalisinin Türklük ve Müslümanlığı oldukça nevrotik yaşadığı ile ilgili bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum.

Ayrıca basınımızın köşe başlarını tutan pek çok eski solcunun, neredeyse sol-fobik halde davranmasını da buna ekleyebiliriz sanırım.




13 Temmuz 2010





Oğlan !


Kelimelerin, deyimlerin kökenleri ne kadar ilginç olabiliyor. Vanilya ve vajina kelimelerinin aynı kökten* türediğini ilk okuduğumda çok şaşırmıştım.

Sevgili Eda'nın Flaming Faggot deyiminin kökenini 'yazdığı yazıyı' okurken aklıma düşüverdi, Osmanlı hamamlarının çoğunun bir gay club işlevi gördüğünü ve hamam oğlanı lafını duymuşsunuzdur, peki bu hamam oğlanlarının günümüz eşcinsel argosunda bile görülen izini 'bkz. görmek' ister misiniz?



*
Latince kılıç kını.
(Vanilyanın meyvesi kılıç kınına benzetilmiş, vajinanın kılıcın girdiği yere benzerliği ise malum.)



12 Temmuz 2010





Haftanın Şarkısı !


Ülkemizde fazla tanınmayan Alman müzisyen Konstantin Gropper'in müzik projesi ve grubu Get Well Soon'dan 5 Steps, 7 Swords adlı şarkı bana pek sıradışı geldi, bakalım siz de sevecek misiniz?

'Şuradan' dinleyebilir, beğenirseniz farklı kaydet seçeneğiyle bilgisayarınıza mp3 olarak indirebilirsiniz.







Haftanın Güzeli !


Biliyorum sizler daha iyilerine layıksınız ama bu hafta sizin için gönlümden bu yakışıklı geçti, umarım beğenirsiniz.



10 Temmuz 2010





Güzel & Çirkin !


"Mesela, Hollandalılar için rastgele seçilen bir Hollandalı (örneğin) kadının güzel olma ihtimali %5 ise, bir Türkiyeli için rastgele seçilen bir Hollandalı kadının güzel olma ihtimali (bence) %95’tir."


Bize dayatılan güzellik anlayışı ile ilgili güzel bir yazı, tamamını 'şuradan' okuyabilirsiniz.



09 Temmuz 2010





Garip !


İstanbul'un eski bir semtinde, eski bir apartman dairesi. O kadar eski ki ışık açma kapama düğmeleri bile garip bir şekilde çevrilerek açılıp, kapanıyor. Orada yaşayan annemin teyzesi. Sık sık bizde olmayan bazı ansiklopediler için ona gitmek zorunda kalmam. Bana her defasında çay yapması ve onun içi kurabiye dolu tenceresi.

Ders yaparken masanın üzerinden kulağıma süzülen o eski saatin tiktakları. O ilginç masa saatini canım sıkılınca kurcalamam. Bu saatin aynı zamanda bir müzik kutusu gibi güzel melodiler çalması. Bugün 'şu şarkıyı' dinlerken aklıma bunların birden düşüvermesi.

Şu an bu teyzemin halen sağ ve doksan yaşına yaklaşmış olması. Kendisine evlatlarının değil yabancı bir bakıcının para karşılığı bakması ve benim onu aylardır ziyaret etmediğimi farketmem. Hayat ne garip.



07 Temmuz 2010






Karayılan !


"...Ben böyle düşünürken, bana doğru akıp gelmekte olan bir karayılan gördüm. Ürperdim önce. Bir hafta önce, hayvanların yem teknesinden bir karayılanın kaçtığını anlatmıştı anam; usuma geldi. Demek buydu o karayılan. Devinimsiz kaldım; beni bir cansız sansın diye...

Ama, o geliyordu. Baka baka, aka aka geldi. Başı, boynu, yarı beli dizlerimin üstündeydi artık. Soluk almayı bile yavaşlattım. Yılan, başını çevirmiş gözlerime bakıyordu. Ben de onun gözlerine... İyice baktım gözlerine. Pırıl pırıldı. Ben nasıl bakıyordum pek bilmiyordum ama, onun bakışları, bana acıyormuş, sevgi doluymuş, kurtarmak istiyormuş gibiydi beni...

Bakıyordu, yalnız bakıyordu. Üstelik bu bakışlar acımasız, soğuk ve korkulu değildi. Sevimliydi, canayakındı, sevecendi, yardıma hazırdı. Yardım istemeyi, konuşmayı düşündüm bir ara. Ne ki onun ne elleri, ne dili, ne de ipi kesip beni kurtaracak bir gücü vardı! Salt sevgiyle bakıyordu o an ve bana canayakın geliyordu...

Karayılan epey bir süre dizlerimin üzerinde kaldıktan sonra, başını çevirdi ve akıp gitti.


- Behzat Ay, 'Kuşku ve Korku'.
(Selçuk Altun'un notlarından)


01 Temmuz 2010





Şimşek !


Şimşek çaktı, gök gürledi, evimizin yakın bir yerlerine yıldırım düştü ve bilgisayarım dahil bir sürü elektronik aletimiz bozuldu.

Sanırım bir kaç gun daha bloga düzenli yazı giremem, kediyi merak etmeyin, yakında miyawlayarak dolaşır gene buralarda.